
Bir tarafında kavuşma heyecanı, diğer tarafında ise ne yazık ki her yıl aynı acı haberler…
Her bayram sonrası ekranlarda aynı cümleler duyuluyor: “Aşırı hız”, “uykusuz sürüş”, “dikkatsizlik”, “yakın mesafede meydana gelen kaza”…
Oysa trafik kazalarının büyük bölümü kader değil, ihmal sonucu yaşanıyor.
Türkiye’de son 10 yılda milyonlarca trafik kazası meydana geldi. Resmî ve akademik veriler; on binlerce insanın hayatını kaybettiğini, milyonlarca kişinin yaralandığını gösteriyor. TÜİK ve trafik istatistiklerine göre son 10 yıllık süreçte trafik kazalarında yaklaşık 50-60 bin civarında insan yaşamını yitirdi, milyonlarca kişi yaralandı.
Özellikle bayram dönemlerinde trafik yoğunluğu normal günlerin çok üstüne çıkıyor. Aynı anda milyonlarca insan yola çıkınca; hız, stres, acelecilik ve yorgunluk birleşiyor. Yapılan araştırmalar, bayram tatillerinde trafik kazalarının belirgin şekilde arttığını ortaya koyuyor.
Geçtiğimiz Kurban Bayramı tatilinde bile binlerce trafik kazası yaşandı. Açıklanan verilere göre sadece bir bayram döneminde 3 binden fazla kaza meydana geldi; onlarca insan hayatını kaybetti, binlerce kişi yaralandı.
Kazaların en büyük nedeni ise yine aşırı hız oldu.
Peki insanlar neden özellikle bayram yolunda hata yapıyor?
Çünkü çoğu sürücü yolu bir “yarış” gibi görüyor.
Saatler süren yolculukta zihinsel yorgunluk artıyor. İnsan beyni uzun süre direksiyon başında kaldığında refleksleri yavaşlıyor. Özellikle gece sürüşlerinde dikkat kaybı ciddi seviyeye ulaşıyor. Bilimsel çalışmalar; ışık, hava şartları, yorgunluk ve hızın kaza şiddetini doğrudan artırdığını gösteriyor.
Bir başka önemli gerçek ise şu:
Kazaların büyük kısmı “varış noktasına yakınken” oluyor.
Çünkü sürücü, “Artık geldim” psikolojisine giriyor. Dikkat düşüyor, rehavet başlıyor. İnsan zihni hedefe ulaştığını düşündüğü anda savunma modundan çıkıyor. Özellikle memlekete, eve ya da şehir girişine yaklaşırken yapılan hız artışı çok sayıda kazaya neden oluyor. Uzmanlar buna “hedef rahatlaması” etkisi diyor. Yani yolun en dikkat edilmesi gereken kısmı bazen son kilometreler oluyor.
Trafikte güvenli sürüş için aslında temel kurallar belli:
Hız limitine uymak…
Takip mesafesini korumak…
Telefonla ilgilenmemek…
Uykusuz direksiyon başına geçmemek…
Öfke ile araç kullanmamak…
Ama en önemlisi şu:
“Ben iyi şoförüm” özgüveni bazen en büyük tehlikedir.
Çünkü trafikte sadece sizin nasıl araç kullandığınız değil, karşıdaki sürücünün hatası da hayatınızı etkileyebilir. Bu yüzden savunmacı sürüş anlayışı şarttır. Yani her an bir hata olacakmış gibi dikkatli olmak gerekir.
Araç bakımı da hayati öneme sahip. Bayram yoluna çıkmadan önce mutlaka fren sistemi, lastikler, yağ seviyesi, farlar, silecekler ve antifriz kontrol edilmeli. Özellikle uzun yolda eski lastik kullanımı büyük risk oluşturuyor. Yaz sıcağında yüksek hızla birlikte lastik patlamaları ölümcül kazalara dönüşebiliyor.
Emniyet kemeri konusu ise hâlâ hafife alınıyor. Oysa birçok kazada kemer, hayat ile ölüm arasındaki fark oluyor. Arka koltukta oturanların bile kemer takması gerekiyor. Çocukların ise mutlaka çocuk koltuğunda seyahat etmesi şart.
Bayram; sevdiklerine kavuşmak için yola çıkılan bir zaman olmalı, hastane koridorlarına ya da mezarlıklara uzanan bir acıya dönüşmemeli.
Birkaç dakika erken varmak için yapılan hız, bazen bir ömrü yarım bırakabiliyor.
Yol uzun olabilir…
Trafik yoğun olabilir…
Ama hiçbir bayram, bir insan hayatından daha değerli değildir.

