
Bu söz sadece coğrafi anlamda ya da nüfus bakımından kullanılmış bir söz değildir. İlk duyduğumda ben de çoğumuz gibi böyle anlamıştım. Yani, Türkiye’nin bir hinterlandı vardır. Dostları, akrabalıkları, görünen-görünmeyen ittifakları, gönül bağları gibi.
Fakat IDEF’te sergilenen savunma silahlarını görünce bu sözün sadece nicelik ifade etmediğini düşündüm. Türkiye bir buzdağı idi. Onun görünen kısmına bakıp, çok da değil, 25 yıl öncesinin Türkiye’si sanmak safdillikten de öte ahmaklık. Türkiye’nin asıl büyüklüğü gizlisinde saklı.
IDEF Demişken bir paragraf açmalıyım. IDEF Uluslararası Savunma Sanayi Fuarı (International Defence Industry Fair). Ev sahibi Türkiye. Bu sene 17. Düzenleniyor. Hafta sonu halka açık. Burada geliştirdiğimiz savunma sanayi ürünlerini görücüye çıkarıyoruz. Seksenin üzerinde ülkeden katılımcılar var. Çeşitli satış sözleşmeleri yapılıyor.
Yani bütün dünyanın anlaması gereken şey Türkiye’nin granitten daha sert bir kayaya dönüştüğüdür. Onu ısırmaya kalkanın dişleri dökülür. Bu yalnızca savunma sanayindeki gelişmeden kaynaklanmıyor. 50 Yıldır terörle mücadele deneyimi, bu süreçte dostunu düşmanını ayırt etme, muhataplarının zikrini ve fikrini doğru olarak kavrama, değer yargılarında olmaları gereken yere koyma gibi zaten var olan devlet yeteneklerini zenginleştirmesiyle de kendini gösteriyor. Bunlara darbeler ve türlü operasyonlar gibi yakın tarihimizdeki içten vurma amaçlı deneyimleri de eklemek gerekir.
Anlayacağımız Türkiye öylesine pişmiştir ki kurulmakta olan yeni dünya düzeninde sadece yer almayı hak etmekle kalmayıp, ona şekil verecek bir aktöre dönüşmüştür. Silahlı silahsız, çatışmalı ya da diplomatik, her cephede yer almaya, kurulan oyunları bozmaya kendi doğrularını dayatmaya hazırdır.
İsrail’in korkusu bu yüzden. Bütün bunlar, Hamas gibi, Hizbullah ve Suriye gibi kendinden zayıf güçleri vurarak kendini Kaf dağında görmeyi iş belleyip Türkiye’yi hedef seçmeye kalkışan İsrail’in boyunu aşar. O İsrail ki sahip olduğu bütün imkânlara ve güçlü devletlerin desteğini sağlamış olmasına rağmen İran’a saldırdığında baş edemeyip Amerika’nın İran’ı bombalamasına muhtaç kalmıştır. İsrail’in güvendiği güçler bile Türkiye’nin hedef seçilmesine karşı çekincelere sahiptir. İsrail dahil hemen herkes Türkiye’nin ne kadar çetin ceviz olduğunun farkındadır. Çoğunda, onunla çatışma yerine anlaşma eğilimleri belirmektedir.
Bugünlere kolay gelinmedi. Ne badirelerden geçtik ve ‘öldürmeyen darbe güçlendirir’ gerçeğini kanıtladık. Erdoğan’ın sözünü ettiği asıl kukla Netanyahu’dur. Bizzat Almanya başbakanı ona ‘kirli işlerini’ yaptırdıklarını itiraf etti. Günümüz konjonktürü 100 yıl öncesiyle aynı değil. Kuklacılar da bunun farkında. Korkuları ve tereddütleri, Türkiye’ye açıktan tavır almalarını engelliyor. Bu süreçte Netanyahu kullanılmaya çalışılıyor.
Elbette bu, kendimize güvenmemiz ve bununla gururlanmamız için önemlidir. Terörsüz Türkiye hayata geçtiğinde her şey çok daha faklı olacak. Bu gerçek Türkiye üzerine hesap yapanların ve kendi siyasi emelleri için onların dümen suyundan gidenlerin kafasına her geçen gün biraz daha dank etmektedir.
Bu durum Türkiye’yi, gelişmesinden dolayı başını döndürüp saldırgan yapmıyor. Tam tersine saldırganlığın ve çatışmacılığın önüne koyuyor. Bu, tarihin çağrısıdır. Ortadoğu’dan Rusya-Ukrayna savaşına, Afrika’dan Hindistan- Pakistan çatışmasına, Balkanlardan Kafkasya’daki sorunların çözümüne varıncaya kadar üstlenilen rol bunun kanıtıdır. O yüzden Türkiye’ye husumet gütmeyi, önüne takoz olmayı düşünen her kim varsa ayağını denk alacak.


