
28 Şubat 1997…
Takvim yapraklarında sıradan bir gün gibi görünse de, Türkiye’nin hafızasında derin izler bırakan bir dönüm noktasıdır. O gün Milli Güvenlik Kurulu toplantısından çıkan kararlar, yalnızca bir hükümeti değil, milyonların hayatını etkileyen uzun bir sürecin kapısını araladı.
O dönem ülkenin başında, milletin oyuyla iktidara gelmiş Necmettin Erbakan ve hükümeti vardı. Ancak devletin görünmeyen koridorlarında başka bir güç dengesi kurulmuştu. Türk Silahlı Kuvvetleri kendisini rejimin mutlak koruyucusu olarak görüyor, siyasete yön verecek bir konumda duruyordu.
Tanklar şehirleri işgal etmedi, meclis kapatılmadı. Ama insanların umutları, hayalleri ve hayatları sessizce kuşatma altına alındı. İşte bu yüzden adına “postmodern darbe” denildi.
Görünmeyen Müdahale
Bu süreçte silahlar değil, kararlar konuştu.
Mahkemeler, medya, bürokrasi, üniversiteler aynı yönde hareket etti.
Asker içinde kurulan Batı Çalışma Grubu, toplumun nabzını tutan değil, toplumun kim olduğunu belirlemeye çalışan bir mekanizmaya dönüştü. İnsanlar fişlendi, inançları ve yaşam tarzları devlet kayıtlarına işlendi.
Bir sabah uyandığınızda suçunuz yoktu ama “sakıncalı”ydınız.
En Büyük Bedeli Kim Ödedi?
Siyasetçiler değil…
Sıradan insanlar ödedi.
Üniversite kapılarında ağlayan genç kızlar
Diploması olduğu halde mesleğini yapamayan öğretmenler
İnancı yüzünden görevden alınan memurlar
Okullarının önü kesilen imam hatip öğrencileri
O günlerde sadece bir hükümet değil, bir neslin geleceği askıya alındı.
Refah Partisi kapatıldı, siyaset yasağı getirildi. Ama fikirler kapatılamadı. Baskı arttıkça, toplumda biriken sessizlik ileride büyük bir değişimin zeminini hazırladı.
Tarihin Garip Cilvesi
28 Şubat, engellemek için yapıldı ama yeni bir dönemi doğurdu.
O günlerde siyaset sahnesinden uzaklaştırılan kadroların içinden yeni liderler çıktı. Yıllar sonra ülkenin yönetiminde söz sahibi olan isimler arasında Recep Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül gibi kişiler vardı.
Tarih bazen en sert müdahaleleri bile, bambaşka sonuçlara götürür.
Asıl Kırılma Nerede Yaşandı?
28 Şubat’ın en büyük etkisi siyasette değil, insanların kalbinde oldu.
Devlet ile millet arasındaki güven bağı zedelendi.
İnsanlar ilk kez “Benim devletim bana karşı olabilir mi?” sorusunu sordu.
Bir ülke için en tehlikeli kırılma, ekonomi değil, güvenin kaybolmasıdır.
Bugüne Bakan Ders
28 Şubat bize şunu öğretti:
Güç, sandıktan değil başka yerlerden gelirse kalıcı olmaz.
Baskı, kısa vadede susturur ama uzun vadede büyütür.
İnançlar yasaklanamaz, fikirler mühürlenemez.
Ve en önemlisi…
Devletin görevi insanı şekillendirmek değil, insanı korumaktır.
Son Söz
28 Şubat’ı anlamak, sadece geçmişi hatırlamak değildir.
Gelecekte aynı hataların yapılmaması için hafızayı diri tutmaktır.
Çünkü unutulan acılar, tekrar yaşanmaya mahkûmdur.
“Adaletin olmadığı yerde düzen olur, ama huzur olmaz.”
✍️ Ahmet Dara kaleminden — Hayata dair bir hatırlatma:
Güç geçicidir, vicdan kalıcıdır.


