
Irak’ta hükümet kurma süreci, iç siyasi anlaşmazlıkların ötesine geçerek bölgesel güç dengelerinin etkili olduğu çok katmanlı bir krize dönüşmüş durumda. Başkent Bağdat’ta aylardır süren tıkanıklık, karar alma mekanizmalarının işlemediği ancak farklı aktörlerin süreci yönlendirdiği bir tabloyu ortaya koyuyor.
İran Devrim Muhafızları’na bağlı Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani’nin Bağdat’a gerçekleştirdiği son ziyaret, krizin bölgesel boyutunu yeniden gündeme taşıdı. Şubat ayından bu yana ilk kez Irak’a gelen Kaani’nin, Şii siyasi liderler ve silahlı grupların temsilcileriyle yoğun temaslarda bulunduğu belirtiliyor. Bu görüşmelerin temel amacının, Şii blok içinde başbakan adayı konusunda derinleşen anlaşmazlıkları gidermek olduğu ifade ediliyor.
Ancak sahadaki veriler, uzlaşının kolay olmadığını gösteriyor. Irak basınında yer alan analizlere göre kriz, yalnızca bir isim üzerinde anlaşamama sorunu olmaktan çıkmış durumda. Tartışma, giderek devletin yapısı, güvenlik politikaları ve silahlı grupların geleceği gibi daha geniş başlıklara kayıyor. Bu durum, hükümet kurma sürecini teknik bir müzakere olmaktan çıkararak stratejik bir güç mücadelesine dönüştürüyor.
Kaani’nin temaslarının yalnızca iç siyasi uzlaşıyla sınırlı olmadığı, aynı zamanda İran’ın ABD ile yürüttüğü dolaylı müzakere sürecine ilişkin mesajların Iraklı aktörlere iletilmesini de içerdiği değerlendiriliyor. Bu çerçevede Irak sahası, İran ile ABD arasındaki rekabetin dolaylı yansıma alanlarından biri olarak öne çıkıyor.
Öte yandan, Koordinasyon Çerçevesi’nin başbakan adayını belirlemek amacıyla planladığı toplantının üst üste ertelenmesi, siyasi tıkanıklığın boyutunu net biçimde ortaya koyuyor. Şii blok içinde bazı gruplar mevcut başbakanın devamını savunurken, diğerleri yeni bir isimle yola devam edilmesi gerektiğini belirtiyor. Bu ayrışma, Irak’ta yalnızca liderlik değil, aynı zamanda yönetim modeli üzerine de bir çatışma yaşandığını gösteriyor.
Iraklı analistlere göre mevcut kriz, iki farklı siyasi yaklaşımın mücadelesine dayanıyor: Bir yanda mevcut güç dengelerini korumak isteyenler, diğer yanda yeni bir siyasi yapı kurmayı hedefleyenler bulunuyor. Bu durum, 2019 sonrası dönemde şekillenen “uzlaşı siyaseti” modelinin artık karar üretmekte zorlandığı yönündeki eleştirileri güçlendiriyor.
Siyasi çevrelerde İran’ın etkisinin hâlâ belirleyici olduğu görüşü yaygınlığını korurken, bazı yorumcular nihai kararın yalnızca Bağdat’taki aktörler tarafından verilemeyeceğini savunuyor. Buna karşın, Irak’taki çok merkezli siyasi yapı nedeniyle dış müdahalelerin tek başına sonuç üretmesinin de sınırlı olduğu belirtiliyor.
Tartışmaların bir diğer boyutunu ise güvenlik mimarisi oluşturuyor. Silahlı grupların devlet içindeki konumu ve geleceği, kurulacak hükümetin niteliğini belirleyecek temel unsurlar arasında görülüyor. Bu başlık, aynı zamanda Washington ile Tahran arasındaki yaklaşım farkının en belirgin olduğu alanlardan biri olarak öne çıkıyor.
Önümüzdeki günlerde yapılması planlanan toplantı, sürecin yönünü belirleyecek kritik bir eşik olarak değerlendiriliyor. Ancak Bağdat kulislerinde, bu toplantının da kesin bir çözüm üretip üretmeyeceği konusunda ciddi şüpheler bulunuyor.
Gelinen noktada Irak’ta tablo net: Resmi olarak bir kriz kabul edilmese de karar alınamıyor. Siyasi aktörler pozisyonlarını korurken süreç ilerlemiyor. Hükümetin nasıl ve kim tarafından kurulacağı sorusu ise yalnızca iç dinamiklerle değil, bölgesel dengelerle birlikte şekillenmeye devam ediyor.



