
Onlar hayatımızın hatta vücudumuzun bir parçası haline geldi. Onu evde unutup çıkmak affedilmez bir suç. Yanımızda olmadığını fark etmek dünyamızın karardığı andır. Onlarsız tuvalete, banyoya bile giremeyenlerimiz olduğu kanısındayım. ‘Yanımda yokken ya çalarsa’? Halbuki varsın çalsın, işiniz bittikten sonra kim aramış, kim mesaj atmış o söylüyor size.
Evde, sokakta, işte, okulda, araç kullanırken, otobüste giderken gözümüz kulağımız onlarda. Hele metroda çekmediği zaman panik atak geçirecek olanlar var. Bu yüzden araç kullanırken telefonla konuşmak yasak edildi. Çünkü cazibesi o kadar büyük ki biz, araç kullanırken sakıncalı olduğunu bile idrak edemiyoruz.
Başka nerelerde cep telefonları topluma arıza çıkarıyor. Uçuş esnasında, camide, okulda, varsayalım bir kütüphanede, sinemada, tiyatroda… Askerde de yasak. Üstelik güvenlik riski açısından. Ama erat, ne yapıp edip tedarikliyor. Ceza evleri de öyle. Yani cep telefonlarına yasak, geçici kapatma, sessize alma, rica, lütfen para etmiyor. Kasıtlı olmasa bile bir ya da birkaç kişi bu tür yerlerde telefonunu kapatmayı unutuyor ya da ihmal ediyor, ortam bozuluyor. Tam hoca ca efendi ‘uyun imama’ derken over the horizon ritmi uygun düşer mi hiç? Böylesine hayatımıza işlemiş.
Etle tırnak gibi olduk. Onlar olmasa ne yapardık ya da onlar yokken nasıl yapıyorduk demeyeceğim. Onlarla neler yapıyoruz onlara değineyim. Bir kere gençleri cep telefonu olmadığı zamanlara inandırmanız imkânsız. Doğum hediyesi bile götürebilirsiniz onu. Öylesine yaygın.
‘Alooo… Anne Ayşe şu anda doğurdu, canlı yayına geçecektim ama doktor çok terbiyesiz laf etti beni dışarı attı’.
Aslında onlara artık telefon dememeliyiz. Onlar mobil el bilgisayarlarımız. Bu işleve uygun bir terim uydurmak lazım. Graham Bell’i mezarında ters döndürmeyelim. Bu el bilgisayarları tarihi biliyor, saati biliyor, matematikten anlıyor, borsayı, piyasaları takip ediyor, bizim adımıza ödemeleri, bankacılık işlemlerini yapıyor, ajandamızı tutuyor, haberleri bizim için derliyor, devletle olan ilişkimizi sağlıyor, konuşmak da neymiş görüntülü bile görüştürüyor.
‘Aşkım senin yanağın mı şişmiş, neyin var?
Hııı… Dişim enfeksiyon kapmış aşkım. Doktor antibiyotik verdi inince kanal tedavi yapacak.’
Daha ne olsun? Böyle mobil sekreter kimlere nasip. Ama bunun yanında haylazlıklara da müsait. Örneğin cep telefonları olmasa ünlülerin ‘özel’ hallerini nasıl yakalardık? Sonra para kulelerini nereden bilecektik? Baklava kutusunu? Özgür beyin üzerine çorba döktüğünden de haberimiz olamazdı. İşte böyle durumlarda haylazlar peyda oluyor kayda alıyor, yetmiyor bir de TV kanallarına gönderip haber yaptırıyorlar. Ahlaksızlar.


