
Bir insan için en büyük kayıp, yabancı hayranlığıyla kendi değerlerinden uzaklaşıp öz benliğini kaybetmesidir.
***
Cebinizde Elli Türk lirası varsa arka yüzüne bir bakın.
Orada bir hanımefendinin fotoğrafını göreceksiniz.
Bu hanımefendi, Türk parası üzerine fotoğrafı basılan ilk Türk kadınıdır.
Kendisi:
Roman yazarı ilk Türk kadını,
Çevirmen ilk Türk kadını,
İlk "muhafazakar" feminist,
Eserleri Batı dillerine ve Arapçaya çevrilen ilk Türk kadın yazar ve düşünür...
Evet, bu meşhur hanımefendi ,
Son devir Osmanlı devlet adamlarından hukukçu ve tarihçi, yazar Ahmed Cevdet Paşa ile Adviye Râbia Hanım’ın kızı Fatma Aliye Topuz Hanımdır.
27 Rebîülâhir 1279’da (22 Ekim 1862) İstanbul’da doğdu. Çağdaşlarından farklı olarak birçok özel hocadan ders aldı.
Fransızca öğrendi ve iyi bir eğitim gördü.
Babasının resmî görevleri dolayısıyla Halep, Yanya, Şam ve Beyrut şehirlerinde bulundu.
Babasından üç ay sonra (Mart 1879) Beyrut’tan İstanbul’a dönen Fatma Aliye Hanım aynı yıl Sultan II. Abdülhamid’in yâverlerinden Kolağası Fâik Bey’le evlendi.
Bu evlilikten Hatice, Ayşe, Nimet ve Zübeyde İsmet adlarında dört kızı oldu.
İlk Türk kadın romancı olma özelliği ile Avrupa ve Amerika basınında kendisinden söz edilen Fatma Aliye Hanım'ın “Nisvan-ı İslâm” adlı eseri Fransızca ve Arapçaya, “Udî” adlı romanı Fransızcaya çevrilmiştir.
Tanzimat'tan İkinci Meşrutiyet'e uzanan süreçte roman, felsefe, İslam, kadın hakları ve tarih üzerine eserler vermiştir.
1897 de ilk kadın derneği ve sivil toplum kuruluşu olan Nisvan_ı Osmaniye İmdat Cemiyetini kurdu ve Hilal_i Ahmer’in de ilk kadın üyesidir.
Fatma Aliye 1908 yılında ilk resmi kadın derneği olan Cemiyet'i İmdadiyeyi kurmuştur.
***
Ama her parlak madalyonun bir de saklı, acı bir yüzü olduğu gibi,bu yüksek itibar, kariyer ve başarılı hayatın bir de acı yüzü vardı.
Fatma Aliye Hanım'ın acı hikayesi de tam bu noktada yürekleri dağlar.
Aydınlık fikirleri, Batının çekiciliğiyle çocuklarını iyi yetiştirmek amacıyla dört kızından ikisini bir Fransız okuluna göndermeye karar verir.
Evlatlarının geleceğini düşünerek iyi niyetiyle, evlatlarının önünü açmak, onlara daha geniş ufuklar sunmaktı tek arzusu.
Nimet ve İsmet’i okul çağına gelince İstanbul da yeni açılan Fransız okulu Dame de Sion’a kayıt ettirir.
Fakat ne yazık ki bu niyet hayatını alt üst eden korkunç bir sonuca vardırır
***
Okulun eğitim şartlarından birisi de öğrencilerin yatılı olarak kalmalarıdır.
Okula gönderilen kızlardan Nimet bir süre sonra okuldan kaçarak eve gelir ve
“Her gün saçlarımdan tutarak beni Hıristiyanlığın sembolü olan ikonları öpmeye zorluyorlar o okula gitmek istemiyorum” diyerek Dame De Sion’a gitmeyeceğini söyler.
Nimet bu okuldan alınarak Robert Kolej’e kaydettirilir.
***
. Kızlarından İsmet, okulda Hristiyanlık propagandalarına maruz kalır, ruhu yavaş yavaş zehirlenir.
Ve bir gün, anne okula çocuğunu görmeye gittiğinde okulda olmadığını görür sorduğunda okuldan kaçtığını söylerler.
Bir süre sonra gurbet elden gelen bir mektupla acı haber ulaşır, Kızı İsmet şöyle yazar
"Anneciğim, ben artık geri dönmeyeceğim Katolik rahibesi oldum…" bu haber üzerine annenin kalbi paramparça olur:
***
İsmet’in kaybolmasının nedeni rahibe olmaktır.
İsmet, annesine uzaklardan mektuplar yazar; ama hayatının sonuna kadar onun karşısına çıkmayı reddeder.
Bazı iddialara göre misyoner teşkilatı tarafından götürülmüştür.
***
Plevne kahramanı Gazi Osman Paşa’nın yeğeni Faik Bey’den olma, Mecelle’nin müellifi anlı şanlı Ahmet Cevdet Paşa’nın kızı Fatma Aliye Hanım’ın kızı Zübeyde İsmet iki yıllık hazırlık devresinden sonra Katolik olmuş ve saçlarını kazıtıp Rahibe Margerit adını almıştır.
***
Fatma Aliye Hanım bunu öğrenince bir annenin duyabileceği en büyük yıkımlardan birini yaşadı.
İsmet’in Hıristiyan olup ailesini, vatanını, dinini terk etmesi en çok annesini yaralamıştır.
Kızının din değiştirip rahibe oluşunu bir türlü kabullenemez.
Fatma Aliye Hanım için hayat durur. O keskin kalemini bir daha eline alamaz, sözleri boğazına düğümlenir.
Bütün servetini, kaybolan kızını bulmak için harcar.
Ama nafile…
Ne kızı geri döner,
Ne de annesi bir daha huzur bulur.
Son nefesinde dudaklarından dökülen o son sözler, bir ömrün yorgunluğunu, bir kalbin tükenişini anlatırcasına yankılanır:
"Ölmeden önce ölmek bu olsa gerek…" Ah ne büyük bir acı, ne tarifsiz bir hüzün!
O haberden sonra Fatma Aliye Hanım yazarlığı, mütercimliği bırakır ve ömrünün geri kalan kısmını kızını Avrupa'da manastır ve kiliselerde kapı kapı dolaşarak aramakla geçirir.
Yıllarca ne kendisi kızından bir haber alabilir, ne de kimse kendisine bir haber verir.
İsmet hanım, sır olup, izini kaybettirmiştir ,kaybettirilmiştir.
Annesini babasını terk etmiş, ettirilmiş! Katolik rahibe olarak hayatını sürdürmüştür.
Fatma Aliye yıllarca kızını Hristiyan manastır ve kiliselerde arar durur, fakat Osmanlıdan ve Türklerden intikam alırcasına onun bulunmasını istemeyen görünmez eller kızına ulaşmasını engellerler.
Hasta yatağında ölümü bekleyen babasının “bana kızımı getirin” dileği iletildiğinde bile gelmez ve babası kızını son bir defa olsun göremeden vefat eder.
***
Zübeyde İsmet annesine yazdığı mektupta geçmiş hayatından hiçbir mazisinin kalmadığını, anasını, babasını, vatanını ve dinini terk ettiğini, miras hakkını da kardeşlerine bıraktığını bildirir.
Fatma Aliye’nin yıllarca çektiği ızdırap ve hasret, Dame De Sion’da okurken hristiyanlığı seçerek, Fransa da bir manastıra kapanıp rahibe olan, annesinin tüm servetini harcayarak, özel dedektifler tutmasına rağmen bir daha izine rastlayamadığı kızı İsmetin hasretiydi.
Ömrünün son demi 13 temmuz 1936 da vefat ettiğinde kalbinde pişmanlığın verdiği o kavurucu sönmez ateş ve dudaklarında sadece kızı İsmetin adı vardı.
***
50 Türk lirası hala elinizde mi ?
Paradaki portreye bir daha bakın ;
Peki, bu hüzünlü portre, bu yürek yakan hayat hikayesi bize ne anlattı?
Öz benliğini yitirmeden batıdan bilimi tekniği almak başka,
Batı hayranlığına kapılıp kendi değerlerini yitirip batı inanç ve kültürüne bürünmek başkadır.
Milli ve manevi değerlerden uzaklaşma ve sonunda kimlik bunalımı…
‘’Çocuğunuz istediğiniz gibi değil, yetiştirildiği gibi olur’’.
***
Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Kim bir topluluğa benzemeye çalışırsa, o da onlardandır.” (1)
Bugün bizlerde aynı ikilemle boğuşmuyor muyuz?
Evlatlarımızı hayatın acımasız rüzgârlarına karşı ne kadar koruyabiliyoruz?
Değerlerimizi onlara yeter derecede verebiliyor muyuz?
Yoksa başı boş mu bırakıyoruz ?.
Oysa dış dünya öyle güçlü, öyle baştan çıkarıcı ki, bir evladın kalbini, ruhunu, yönünü bir anda değiştirebiliyor.
***
Tıpkı, dönemin ünlü Osmanlı bakanlarından gazeteci Ali Kemal’in, günümüzde önce Londra belediye başkanı seçilen daha sonra da İngiltere başbakanı olan torunu Boris Johnson’un İslam karşıtı bir Hıristiyan olması gibi.
***
İslam Hukuku konusunda önemli çalışmalara imza atan Ahmet Cevdet Paşa’nın torunu, ilk kadın romancımız Fatma Âliye Hanım’ın en küçük kızı Zübeyde İsmet’in Katolik rahibesi olup misyoner ajanlarla yer altına çekilip kayıplar arasına karışması gibi.
***
Tıpkı Türk edebiyatının önemli şairlerinden Tevfik Fikret’in oğlu Halûk’un Protestan papazı olması gibi.
Fatma Aliye Hanım'ın gözyaşları, bugün de her birimizin kalbinde benzer acıyı hissetmemizi ve aynı uyarıyı sağlamalı.
***
“Bu hayatta kendinize önemli bir iş arıyorsanız en öncelikli işiniz olarak önce evlatlarınızla ilgilenmeyle başlamalısınız.”
***
Yavrunuzu kimselerin eline bırakmayın
ve O’nu Rabbini tanıyan iman eden vatanına milletine bağlı dünyaya ve insanlığa faydalı iyi bir Müslüman olarak yetiştirmenin gayreti içinde olun.
Allah sevgisi, Peygamber aşkını, ahiret şuurunu vatan ,Millet ve insan sevgisi verin.
Çünkü unutmayalım ki, bugün ne ekersek, yarın onu biçeriz.
Bir annenin gözyaşlarıyla yazılan bu ibretlik ders, tüm milletimizin yüreklerine nakşolsun.
Allah bizleri, neslimizi ve geleceğimiz olan gözümüzün nuru evlatlarımızı her türlü sapkınlıktan ,sapmalardan muhafaza buyursun.
Cesim ZEYDANLI 22-04-2026 Ankara
Dipnot:
1~ (Ebû Dâvûd, Libâs, 4)
2~ (Ahmed Midhat, Fatma Aliye Hanım yahud Bir Muharrire-i Osmâniyye’nin Neş’eti, İstanbul 1311; a.e. (haz. Ayşe Aşır), İstanbul 2016.)
3~ (Mübahat S. Kütükoğlu, “Cevdet Paşa ve Âile İçi Münâsebetleri”, Ahmed Cevdet Paşa Semineri (27-28 Mayıs 1985) Bildiriler, İstanbul 1986, s. 199-222.)
4~ (Karakuş, Filiz (8 Ekim 2023). İlk kadın romancımız olarak tarihe geçen Fatma Aliye )
Not. Kaynak gösterilmeden izinsiz kullanılamaz. :5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca eser sahibi, telif hakkı kapsamında; manevi ve mali haklara sahiptir


