
Covid Aşılarının Kalp Üzerindeki Etkileri Konferansında Öne Çıkan Sorular ve Cevaplar
WOTJU (Dünya Türk Yazarlar Birliği) ve TİNGADER (Tüm İnternet Gazeteciliği ve Gazeteciler Derneği) , USSAM (Uluslararası Savaş Suçları Araştırma Mahkemeleri Türkiye), tarafından düzenlenen çevrimiçi konferansta, Covid-19 aşılarının kalp üzerindeki etkileri masaya yatırıldı. Bezmialem Vakıf Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mahmut Uluganyan’ın konuşmacı olduğu, Gazeteci-Yazar Müslüm Aktürk’ün oturum yöneticiliğinde gerçekleştirilen video konferansta birçok önemli soru gündeme geldi. İşte bu sorulardan bazıları ve verilen yanıtlar:
-
Covid Geçirenlerin Kalbi Etkilenmiş Olabilir Mi?
Covid-19'un kalp üzerindeki potansiyel etkileri üzerinde durulurken, hangi belirtilerin ciddiye alınması gerektiği vurgulandı. -
Aşılar ve İlaçlar Konusunda Halk Arasında Çeşitli Soru İşaretleri Var. Kalp Açısından Nelere Dikkat Edilmeli?
Covid-19 aşılarının kalp damar sistemi üzerindeki etkileri, yapılan uluslararası çalışmalar ışığında değerlendirildi. -
Aşı Sonrası Kalp Çarpıntısı, Ritim Bozukluğu Yaşayanların Durumu Nedir?
Aşı sonrası yaşanan bu tür şikâyetlerin çoğunun geçici olup olmadığı, yapısal bir soruna işaret edip etmediği hakkında açıklamalar yapıldı. -
"Aşı Kalp Krizlerini Artırdı" Algısı Bilimsel Olarak Nasıl Değerlendiriliyor?
Aşı sonrası kalp rahatsızlıklarıyla ilgili halk arasında yaygın olan bu algının bilimsel temelleri tartışıldı. -
Bir İnsanın Kalp Krizi Geçirdiği Nasıl Anlaşılır?
Göğüs ağrısı, çarpıntı ve nefes darlığı gibi belirtilerin ne zaman ciddiye alınması gerektiği konusu üzerinde duruldu. -
Kalp Sağlığını Koruma Yöntemleri Nelerdir?
Beslenme, hareket, stres ve uyku düzeninin kalp sağlığı üzerindeki etkileri ele alındı. Ayrıca, genetik risklerin kalp hastalıkları üzerindeki etkisi de tartışıldı. -
Kalp Rahatsızlıklarında Beslenme Alışkanlıkları Nasıl Düzenlenmeli?
Tuz, şeker, kırmızı et, çay/kahve tüketimi ve yağ çeşitleri ile ilgili doğru bilinen yanlışlar vurgulandı. -
Kaplıca Suyunun Kalp Rahatsızlıkları Üzerindeki Etkileri
Kalp rahatsızlığı olanların kaplıca suyuna girip girmemeleri gerektiği konusu detaylı bir şekilde ele alındı. -
Hangi Yaşta ve Ne Sıklıkla Kalp Kontrolü Yaptırılmalı?
Kalp sağlığının düzenli olarak kontrol edilmesi gerektiği yaş aralıkları tartışıldı.
Sorular ve Cevaplarla Konferans Konuşma Metninin Detayları
Oturum Yöneticisi Müslüm AKTÜRK:
Hocam, sizin branşınızla ilgili. Sağlık gerçekten çok önemli. Hani diyoruz ya, "Her şeyin başı sağlık." Sağlık olmayınca ne savunma sanayimize ulaşabiliriz, ne ceza. Geçmişten günümüze bayağı gelişmeler olmuş. Hakikaten Avrupa ülkelerinin biraz gıpta edeceği konuma gelmişiz. Biz sağlıksız olsak, sağlıksız bir genel müdür olsa, sağlıksız bir bakan olsa bunları yapamazdık.
Yani hangi konu olursa olsun, bizim sağlığımız olmasaydı belki bir programı da yapamayacaktık. O yüzden sağlık gerçekten çok çok önemli ve sağlığın da kalp branşı çok önemliymiş. Çünkü benim başıma geldi. Başıma gelmeyene kadar ben farkında değildim. Bilmiyordum.
Hakikaten kalp çok önemliymiş, kritik bir anlamı var. Yani şimdi başka hastalıklar olur, işte ağrınız sızınız olur, o şekilde idare edebilirsiniz. Ama kalp öyle değil. Kalp birdenbire geliyor, -Allah korusun- götürüyor.
O yüzden hani diğerlerini belki idare edebiliriz ama kalp idare edilebilecek bir organ değil, anladığım kadarıyla. Onun için size fazla soru sorduk hocam. Bir özellikle de hani Covid olayını yine böyle bize yazmışlar.
Farklı düşüncede, farklı görüşte olan kesimler var. Kimisi işte Covid'in bilinçli olarak çıkarıldığını, kimisi aşıların kalp krizini arttırdığını, kalbe zarar verdiğini, farklı farklı düşüncede olanlar var. Ben de onlara yazdım, "Ya bu akşam işte hocamız var.
Hocamıza sorarsınız, yani uzmana artık." Covid, kalbi nasıl etkiledi? Zaten konu başlığımız da o. Şimdi hocam, ben 13 soru ama önce bir tanesini sorayım. Bir bölümü böyle atlatalım. İkinci bölümde bitiririz, soru-cevap bölümüne de, ondan sonra sorular geçtikten sonra devam ederiz.
Hocam, Covid geçirenlerin kalbi etkilenmiş olabilir mi? Böyle bir durumda hangi belirtiler ciddiye alınmalı? Aşılar ve ilaçlar konusunda halk arasında çok soru var. Kalp açısından dikkat edilmesi gereken gerçekler neler? Covid-19 aşılarının kalp damar sistemi üzerindeki etkileri konusundaki en güvenilir uluslararası çalışmalar neler ve hangileri bize neyi anlatıyor? Tabii ilaç firmaları, araştırma şirketleri diyelim, onların oluşturdukları algı farklı şekilde. Güvenilir firmaların açıklamalarını siz okumuşsunuzdur. Onları da istirham ediyoruz.
Aşı sonrası kalp çarpıntısı, ritim bozukluğu yaşayanların klinik karşılığı nedir?
Bu tür şikayetlerin çoğu geçici mi, yoksa yapısal soruna işaret eder mi? Halk arasında yaygın olan, "Aşı kalp krizlerini arttırdı" algısını bilimsel olarak nasıl değerlendiriyorsunuz hocam? Bu sorularla bir girelim. Ondan sonra bir daha şöyle bir küçük soru var. Ya şimdi programı yapıyoruz, Afyon'dayız. Gazlıgöl’de termale geldik. Bende de biliyorsunuz, ben geldim size, ritim bozukluğu vardı. Beloc Zoc kullanıyorum. Ayrıca Rivox'lar kullanıyorum. Burada termal sudan nasıl faydalanabiliriz? Buna kaş yapalım derken göz çıkarmış olmayalım. Buradan nasıl yararlanabiliriz? Gireyim mi, girmeyeyim mi? Öyle bir de bir özel soru yönelteceğim size hocam.
Prof. Dr. Mahmut Uluganyan:
Buyurun, bekliyoruz.
Oturum Yöneticisi Müslüm AKTÜRK:
Hocam, şimdi şöyle yapalım: Önce bölüm bölüm gidersek sanki daha doğru olur gibi. Şimdi biz bugün belki Covid'le ilgili kısımları konuşup, atıyorum, daha sonra kalbin koruyucu etkileriyle ilgili ne yapalım? Kalp krizi nedir, ne değildir kısmını eğer olursa devam edelim, olmazsa gerekirse başka bir program yapalım diye düşünüyorum. Bilmiyorum, tabii soru-cevap şeklinde olursa biraz daha zaman alır.
Şimdi birincisi şu: Covid, bir kere herkesin siyasi olarak da, sosyal olarak da, tıbbi olarak da, herkesin heybesini dolduracak kadar elimizde doküman var. Yani bunu operasyonel bir şey olarak da düşünebilir insanlar, bir hastalık olarak da düşünülebilir.
Tıbbi açıdan herkesin elinde böyle çok fazla veri var. Bir biz bugün elimizdeki bilimsel şeylere göre konuşmak zorundayız. Bugün Covid, 7 milyon insanı canından etmiş bir hastalık. Yani o ve onunla ilişkili şeylerden. Dolayısıyla çok ciddi bir, bütün olarak toplumu ilgilendiren, bütün dünyayı ilgilendiren bir hastalıktı.
Covid ilk soruyla başlayayım: Covid geçirenlerin kalbi etkilenmiş olabilir mi? Böyle bir durumda hangi belirtileri ciddiye alalım?
Prof. Dr. Mahmut Uluganyan:
Covid, multisistem dediğimiz, neredeyse bütün sistemleri tutan bir hastalık. Bu bir virüs hastalığı. Virüs dediğimiz şey de gidip bir organda yerleşen bir şey değil ama her virüsün kendine ait, özellikle yerleştiği bir organı oluyor. Ama Covid öyle bir şeydi ki, öncelikle en başta akciğeri tutuyor. Akciğer hastalığı sonrasında diğer hastalıklarla birlikte seyrediyor. Covid, özellikle Covid'in kendisi kalp zarı ve kalp kası iltihabı yapıyor. Bu, bütün virüslerin yapmış olduğu bir şey ve bir miktar da kalp krizini tetikleyebiliyor. Artı, pıhtılaşmayı falan da arttırarak felç durumları, bacak damarlarında özellikle pıhtılaşma. Bu pıhtılaşma aynı zamanda akciğerin kendisinde de yapabiliyordu.
Şimdi kalp, Covid'in birincil tutulan bir organı değildi. Bunu bir kere bir kenara yazalım. Yani, Covid gitti, en başta kalbi tuttu değil; kalp biraz daha nispeten geriden geliyordu. Ne belirti veriyordu? Kalp kası ve kalp zarı iltihaplandığı zaman göğüs ağrısıyla kendini belli eder. Kişi bunu bazen kalp krizinden ayırt edemez. Maalesef ikisi arasında bir şey olur. Biz onu nasıl ayırt edebiliyoruz? İşte çeşitli kan tahlillerimiz var. EKG dediğimiz elektrokardiyografi, ekoyla kalp ultrasonu ve gerekirse de anjiyo ile damarlarda bir tıkanıklık var mı, yok mu onlara bakarak biraz ayırt edebiliyoruz.
Yani dolayısıyla, Covid'in kendisi daha çok ön planda kalple ilgili, birincil olarak kalp kasını ve kalp zarını tutuyor. Diğer bütün virüs hastalıkları gibi, önce onu tutuyor. Kalp krizi çok daha geride geliyor. O süreçte çok ciddi akciğer tutulumları olduğu için, mesela Covid sürecinde bütün hastaneler neredeyse pandemi hastanesi oldu. Bizim hastanemiz de o zaman pandemi hastanesi oldu. Bir yandan da kalp sağlığı, kalp krizi dediğimiz şeyler Covid olmadan da meydana geliyordu mesela. Devam ediyorduk. Bir yandan da o hizmeti yerine getiriyorduk. O süreçte, maalesef bazı kalp krizlerini sırf Covid'den dolayı biz müdahale edemeden kaybettik. Çünkü bu insanlar, ya Covid miydi, şu muydu, bu muydu diye çok araya giden o dönem insanlarda oldu maalesef.
Yani birinci sorumuzun cevabı bu. Covid, daha çok kalp zarını, kalp kasını, bir miktarda pıhtılaşma yaparak kalp krizlerine yol açabiliyor. Ama bunlar, akciğer tutulumunun olduğu kadar yüksek değil.
İkinci soruya geleceğim. Aşılar ve ilaçlar konusunda halk arasında çok soru var. Kalp açısından dikkat edilmesi gereken gerçekler ne?
Şimdi biz bu aşılar mevzusunu, yani gerçekten kafalar çok karışık ama, yani bu birazcık da aslına bakarsanız medyanın yapmış olduğu bir karışıklık. Tıbbi anlamda bu işin ehli insanlar arasında, özellikle enfeksiyon hastalıkları için konuşuyorum bunu, çok da bir kafa karışıklığı yok.
Şimdi aşılarla ilgili en başta, "Ya aşılar bizi bu hale getirdi." Ben poliklinikte her gün, gencinden yaşlısına, emin olun hiç fark etmiyor, "Aşılardan sonra kalp krizi arttı. Ben onun için geldim. Aşılardan sonra böyle olduk, onun için geldim." diyen o kadar çok insanla karşılaşıyoruz ki. Ama benim de dediğim şey şu oluyor hep bu hastalara: "Ya bu aşılarla ilgili olarak bu gerekçeleri söylüyoruz ama bilimsel olarak da söyleyeceğim." En başta biz aşı olduk. Hem Çin aşısı olduk, hem Biontech olduk. Diğerlerini de olan oldu. Ve bir yerde zorunluydu. Ama hekimlerin %90'ı zorunlu olduğu için değil. Bunun bilimsel olarak böyle olduğu için gidip yaptırdı. Yani en çok aşıyı hekimler oldu. Hekim olan adam, tutup da ilk başta kendine kurşunu sıkmaz. Ben böyle derim hep. "Ya biz kendimize zarar vermeyiz. Çünkü biz sonuçta hizmet sunacağız. Bizim sağlıklı olmamız gerekiyor." Bunun için de biz bu şekilde aşıları ilk başta kendimize yaptık.
Yani dolayısıyla bilimsel çalışmalarda bunu çok net söylüyor. Aşı olanlarla aşı olmayanlar arasında, son zamanlarda bu arada, bu çalışmalar burada, randomize dediğimiz iki grubu başta alıp da kıyas edemezsiniz. Bir gruba aşı yapalım, bir gruba yapmayalım, sonra bunları takip edelim. Birinde kalp krizi oluyor mu, birinde kalp krizi olmuyor mu diye bir çalışma yapılamaz. Çalışmaları en fazla şöyle yapılır ve bu arada bu çalışmaların tamamı da şöyle yapılıyor: Toplumda, genellikle bizim ülkemizde kayıt sistemi biraz daha kötü ama, İngiltere, Amerika, İsviçre gibi ülkelerde, yine Güney Kore gibi, bunlar bütün hepsini kayda alıyor ve aşı olanlarla olmayan neredeyse toplumun tamamını karşılaştırıyorlar ve aşı olmayanların kalp krizi ve diğer pıhtılaşma durumlarının çok daha fazla olduğunu görüyorlar.
Dolayısıyla, bu bilimsel olarak kesin kanıt düzeyi yüksek değil. Söyleyemezsiniz düzeyi. Ama dolaylı yoldan şunu söyleyebiliyoruz: "Aşılar, kalp krizinden aslında korudu. Hastalığın kendisi bu tür şeylere yol açtı ama aşılar hastalığın ya hafifçe geçirmesini sağlayarak ya da hastalığı geçirtmeyerek kalp krizi ve diğer problemleri azalttı." şeklinde bir yorum yapabiliyoruz.
Bu çalışmaların hiçbiri dediğim gibi ilaç destekli çalışmalar olmuyor. Bunlar, ülkelerin kayıtlarından, kayıt yani bizim şey gibi, istatistik kurumu gibi düşünün. Oradan alıyor. Kaç kişi kalp krizi geçirdi, kaç kişi geçirmedi kıyas ediyor ve kaç kişi aşı oldu? Yani milyon kişilerin dahil olduğu kişiler ve bu şekilde olduğunu söyleyebilirim. Bu şekilde olduğunu gördük.
Ben bugün şimdi size yardım ya dedim ya, biraz dersimi çalışmam gerekecek. Oturdum, biraz bunlarla ilgili baktım ya. Evet, böyle gerçekten toplum bazlı yapılmış, geriye dönük çalışma diyoruz. Retrospektif çalışmalarda böyle olduğunu gördük.
Yani aşılarla ilgili diyeceğim, ikinci soruyla ilgili cevabım bu.
Üçüncü soru: Covid-19 aşılarının kalp damar sistemi üzerindeki etkileri konusundaki en güvenilir... Şimdi aslında bu soruyu bir öncekiyle birleştirerek şey yapmış oldum. Yani aşıların çalışmalar... Bu çalışmalar, bu arada yani milyonlarca kişi üzerine yapılmış çalışmalar. Dolayısıyla koruyucu olduğunu düşünüyoruz ve çalışmalar bunu destekliyor. Ama hiçbir zaman bunu birebir kıyaslamayla karşılaştıramayacağımız için %100 söylememiz mümkün değil.
Diğer bir soru: Aşı sonrası kalp çarpıntısı. Şimdi aşılar sonrası, ilk bir ay, özellikle ventriküler ekstra sistol dediğimiz ekstra atımlar olduğu görülmüş ve bunların birinci aydan sonra da tamamen geçtiği görülüyor. Bu ekstristol dediğimiz şeyler, hayatiyet arz eden ritimsel problemler değil ki. Hastalığın kendisi de hem kalp kasını hem kalp adelesini tutarak iltihabi anlamda söylüyorum buna yol açabiliyorlardı. Aşılardan sonra bunu koruduğundan dolayı bir aydan sonra zaten olmuyor. Kalıcı herhangi bir ritim bozukluğu yaptığıyla ilgili elimizde hiçbir bilimsel kanıt yok. Gözlemsel çalışmalar var. O da bir aydan sonra herhangi bir şeyin olmadığını, ilk bir ayda da kısa süreli tek tük atımların olduğunu söylemiş oldu. Dolayısıyla çarpıntıyla böyle tamamen bir illiyet bağı kuramasak da, ilk bir ay için biraz arttırdığını, bir aydan sonra da herhangi bir etkisinin kalmadığını düşünebiliyoruz şu anda.
Bir diğeri halk arasında yaygın olan: “Aşı kalp krizlerini arttırdı.” Yani bilimsel anlamda gerçekten hiçbir temeli olmayan bir şey. Bu niye aslında böyle oldu biliyormuyuz?
Şundan dolayı aslında. Bir, eskiden — şimdi yaşı benden büyük olanlar çok daha iyi bilir — kendi büyüklerinden genç yaşta vefat etti, gitti. 40 yaşında, 45 yaşında yine insanlar ölüyordu.
Biz bugün elimizdeki bir şeylerin fazlalığından dolayı teşhis etme ve bir de hastaneye ulaşma şanslarımız çok olduğundan dolayı herkes hastaneye ulaşıp tedaviyi erkenden olabiliyor. Dolayısıyla ben 2007 yılında başladım meslek hayatıma.
2007 yılından beridir — aşağı yukarı kaç yıl, 17-18 sene olmuş — aslında hatırı sayılır bir süre; kalp krizi yaşının aşağı çekildiği ile ilgili hiçbir şey yok. Bu benim kendi klinik gözlemim ama bilimsel olarak da böyle.
Aşılar herhangi bir kalp krizini falan artırmadı. Kalp krizi dediğimiz şey damar tıkanıklığından meydana gelen bir şey. Damar tıkanıklığı da yıllar içinde biriken bir şey. Tek bir sebebi yok.
Genetiğinden tutun, şeker hastası olmak, tansiyon hastası olmak, sigara kullanmak, diğer stres faktörleri, yediğimiz içtiğimiz… Hepsi bir araya gelerek aslında kalp krizine yol açıyor bir yerde. Tek bir sebep yok. Multifaktörel, çok sebepli bir durum.
Ama bunlar için de “aşılar” hiçbir bilimsel temeli olmadan böyle bir iddia var. Ve biz yine söylüyorum; aşıların bazı şeyleri koruduğunu görerek indirekt olarak, direkt olarak söyleyemiyoruz.
Kalp krizlerini azalttığı ile ilgili haberler de çıkıyor. Zaten bilimsel olarak da bu haberleri bazı çalışmalara dayandırarak söylüyorlar. Ha, biz böyle olduğunu düşünüyor ve böyle olduğunu görüyoruz çalışmalardan.
Dolayısıyla aşıların kalp krizini artırdığı, kalp krizi yaşlarının erkene geldiği, çok erken yaşlarda geçirildiği ile ilgili… Ya, bunların birazcık daha konuşulan — ya “dedikodu” diyeceğim — ama o şekilde bir şeyden öteye geçmeyen durum olduğunu düşünüyoruz.
Sanırım ilk sorularımızın hepsini cevapladım. Eğer varsa tekrar cevaplayayım.
Oturum Yöneticisi Müslüm Aktürk:
Hocam, bakın şu ana kadar ben de bazen diyordum, “Ya keşke aşı yaptırmasaydım.” Hani ritim bozukluğu falan bende böyle yeni çıktı; yani bir 2 sene falan oldu herhalde.
Yani şu ana kadar sizinle konuşana kadar ben de oradan kaynaklandı diye biliyordum. “Keşke yaptırmasaydın.” diye düşünüyordum.
Bazen ya diyordum, şimdi Cumhurbaşkanı, bakanlar… Hadi bunlar diyelim bir yerde yönlendirdi diyelim; ya muhalefet de yaptırdı? Yurt dışında da yaptırdı falan.
Ama bunlara rağmen böyle net açıklamalar olmadığı için veya zaman zaman bir uzmanın çıkıp aslında insanın kamuoyunu bilgilendirmesi lazım.
Ben daha şu ana kadar diyordum, “Ya belki ben de bu ritim bozukluğuna falan aşıdan sonra yakalandım.” diye düşünüyordum. Hakikaten öyle düşünüyordum.
Prof. Dr. Mahmut Uluganyan:
Bir parantez açayım mı ben sizin durumunuzla ilgili? Şimdi sizdeki durum atriyal fibrilasyon dediğimiz bir şey. Atriyal fibrilasyon 65-70 yaşından sonra %10 insanda görünüyor. Hiçbir hastalık olmasa bile.
Yani çok yaygın bir şey zaten. Eskiden biz bunları bilmiyorduk, insanlar felç geçiriyordu. Bugün biliyoruz; kan sulandırıcıyı verip önüne geçmiş oluyoruz.
Yani tamamen önüne geçmek diye bir şey söz konusu değil, hiçbir şeyin çözümü tamamen %100 değildir. Ama önüne geçmiş oluyorsunuz.
Yani demin dediğim şey o: Tedavi ve teşhis. Tedavi erken yapıldığı için farkındalık arttı. Farkında olmak, bir şeyin yaygınlaştığı anlamına gelmiyor. Biz farkına vardık.
Yani buradan aslında şöyle de bir şeye bakabilirsiniz:
1980, 1970, 1960’larda insan ortalama ömrü ne kadar? Bugün ortalama ömür ne kadar?
Bu, tedaviye ulaşmakla ilgili bir şey. İnsan yaşlandıkça kalp damar hastalığı artacak, kanserler artacak. Bunlar artmak zorunda; çünkü yıpranan doku değişir.
Bugün ortalama ömür erkeklerde 80, kadınlarda 85 oldu. Bundan 10 yıl önce 77 ve 80’di. Çok ilerledi.
Niye? Çünkü elimizde hem — mesela aşılara buradan bile indirekt bir şey yapabiliriz — bu insanların bir kısmı erken ölecekti.
Aşılar sayesinde daha hızlı tedavi oldu. Emin olun, aşılar olmasaydı belki birkaç yıl daha uzun sürecekti bu hastalık. Aşılar hem hastaların, hem hastanelerin yüklerini azalttı.
Daha hafif geçirerek insanlar ayakta tedavi oldu. İlk zamanlar biz elimiz kolumuz bağlı… Herkes solunum cihazına bağlanıyor.
Yani bizim göğüs hastalıkları uzmanımız secde pozisyonuna nefes alıyordu. Ben odasına girdiğimde alamıyordu nefes.
Bu adam göğüs hastalıkları uzmanıydı; ve ondan sonra tekrar aşı oldu. Hastalıktan sonra tekrar aşı oldular. Çünkü hastalık, virüs dediğimiz şey sürekli kılık değiştiren bir mikrop. Sürekli kılık değiştiriyor.
Hani her sene biz niye grip oluyoruz? Çünkü grip virüsü her sene mutasyon geçiriyor. Mutasyon geçirdiği için de vücudumuz tanımıyor. Tekrar tanıyana kadar yeni antikor oluşturuyor. Yeni savunma hücreleri oluşturuyor.
Bir dahaki sene tekrar bir virüs mutasyon geçiriyor. Tekrar vücut tanıyana kadar şey oluyor.
Ve bundan dolayı her sene — mesela bu aynı şey grip aşılarıyla ilgili olarak da — grip aşısı yapalım mı, yapmayalım mı?
Ben mesela yaparım her sene. Neden? Şimdi grip aşısı oldum ama ben yine grip oldum. Olabilir.
Çünkü grip aşısı şöyle yapılır: Geçen seneki aşı alınır, bu mikrobun mutasyon geçirebileceği kaç tane şekli yapılır ve o şekilde zayıflatılır, vücuda verilir.
Vücut ona karşı savunma geliştirir. Ve bu şekilde, onlardan bir tanesine denk gelirse hasta olmaz.
Ama virüs başka bir mutasyon geçirirse yine hasta olabilirsiniz.
Bu arada zayıflatılmış bir mikrop verildiği için de hafif böyle virüs benzeri, grip benzeri bir şey de geçirirsiniz. Geçirme ihtimaliniz var daha doğrusu.
Dolayısıyla gerçekten o ritim bozuklukları da — yani yaş arttıkça ritim bozukluğu artacak. Yaş arttıkça bu kaçınılmaz bir şey yani. Çünkü vücut yıpranıyor.
Yani kalp de yıpranıyor. Dolayısıyla o dediğim şey, demin sizin de söylediğiniz şey de öyle: Direkt birebir bir illiyet bağı yok.
Oturum Yöneticisi Müslüm Aktürk:
Anlıyorum. O zaman şöyle yapalım: Covid’le ilgili arkadaşlarımızın soruları varsa alalım. Ondan sonra diğer bölümlere geçelim.
Nurettin Bey hemen el kaldırdı.
Nurettin AYAZ: Evet, merhabalar. İyi akşamlar diliyorum.
Oturum Yöneticisi Müslüm AKTÜRK: Hoş geldiniz Nurettin Bey.
Nurettin AYAZ: Hoş bulduk, hoş bulduk. Dr. Mahmut Uluganyan Bey’e şunu soracağım: Acaba son yıllarda veya son aylarda Covid’in yeniden ortaya çıkması gibi bir durum başladı mı? Yani bulaşma tehlikesi arttı mı? Üst solunum yolları şikayetlerinin bazı hastanelerde fazla gelmeye başladığı söyleniyor. Bunlarla ilgili bilgi var mı?
Prof. Dr. Mahmut Uluganyan: Şimdi Covid, virüs olduğu için yok edilebilen bir şey değil ama zayıflayarak devam etti. Bir çeşit grip oldu. Şu anda hâlâ Covid geçiriyoruz biz, evet. Ama hafif gribal enfeksiyon gibi geçiriyoruz. Kimler ağır geçiriyor? İşte kronik hastalığı olanlar, KOAH hastaları, genel akciğerle ilgili problemi olanlar… Bunlar daha ağır geçiriyor. Artık solunum desteğine ihtiyaç duyan insanlar olmuyor zaten. Şu an normal bir virüs gibi olduğu için test yapmıyoruz ama nereden biliyoruz? Mesela hastanede hastanın grip benzeri belirtileri oluyor, gidip Covid testi yapıyor, pozitif çıkıyor. Ama biz tutup bunlara artık eskisi gibi “4–5 gün evde istirahat et” demiyoruz. Çünkü normal bir grip virüsü gibi, influenza gibi olduğu için artık çok fazla önemsemiyoruz.
Yani Covid dediğimiz şey yok olmadı; virüs, hastalık yapma özelliğini azaltarak devam ediyor. Bu konuda endişe duyulmasını gerektiren bir durum yok. Toplum sağlığını genel anlamda tehdit eden bir sıkıntı yok yani.
Nurettin AYAZ: Anladım. Anladım. Ben başlangıçta biraz geç girdim ama bu arada bugün malum 30 Kasım 2007’de Isparta’da düşen AtlasJet uçağında hayatını kaybeden bilim insanlarımız vardı. Bunları da anmadan geçmeyelim diyorum. Özellikle Prof. Engin Arık, Fatma Şenol Boydal, Doç. İskender Hikmet, araştırma görevlisi Özgen Berkol Doğan ve araştırma görevlisi Mustafa Fidan… Bunlar özellikle toryum ve nükleer üzerine çalışan ekibimizdi. Süleyman Demirel Üniversitesi’nde bunlarla bir çalışma yapılacaktı ve dünyaya bir işaret verilecekti. Ne yazık ki onları elim bir kazada kaybettik. Bilim dünyası hakikaten bir karmaşa, bir kaos içerisinde. Tabii insan da şunu düşünüyor: Mesela Covid ilk başta nereden çıktı? Belki bu sorulmuştur ama bu tür benzeri olaylar bir senaryo mu? Yoksa gelişmiş ülkelerin dünya nüfusu üzerine oynadığı bir oyun mu? Bu da bir şüphe konusu.
Oturum Yöneticisi Müslüm AKTÜRK: Evet, teşekkür ederim. Biz o konuyu ayrı bir program yapacağız, İskender Hocayı alacağız inşallah. Uçak kazasıyla ilgili konuyu ve toryum konusunu işleyeceğiz. Edibe Hocam buyurun… Edibe hocamın internet bağlantısı sıkıntılı galiba. Hocam sesiniz kesik kesik geliyor. Hocam bir şey anlamıyoruz.
Oturum Yöneticisi Müslüm AKTÜRK: Covid’le ilgili sorusu olan arkadaşımız var mı? Diğer sorulara geçelim. Buyurun Mahmut Şevket Haberveren Bey.
Mahmut Şevket Haberveren: Mahmut Uluganyan Hocamıza şöyle bir şey diyeyim… Ben üç tane Çin aşısı oldum. Onun üzerine dört tane de İngiltere’ye gitme-gelme durumumuz oldu. Orada çocuğum var, bu yüzden aşı oldum. Bunların bir faydasını görmedim ama sıkıntı da çekmedim. Lakin bunları kullanmamıza rağmen bir hafta kadar sıkıntılar atlattık. Çocuklar İngiltere’den test çubukları göndermişti. Onları da denedik ve Covid olduğumuz ortaya çıktı. Hastaneye gitmedik efendim, yatakta yatmadık. Çok ağır olmamak kaydıyla bir Covid geçirdik. Ben Covid olduğumda odamdan çıkmadım. Hanım olduğunda o da odasından çıkmadı. Öyle atlattık.
Fakat son zamanlarda —Covid geçeli bayağı oldu— bir ritim bozukluğu, bilhassa gece geç saatlerde yükselen bir çarpıntı söz konusu. Ki ben de uykuya biraz küskünüm, yatamıyorum. Yatamadığım için de gecede 2–3, 4 saat uyuyabiliyorum. Oturduğum için zaman geçirmek adına bir şeylerle meşgul oluyorum. Bu arada bir nabız yükselmesi hissediyorum şah damarımda ve bununla beraber kalp çarpıntısı meydana geliyor. Acaba bunlardan kaynaklanan bir şey olabilir mi diye soracağım.
Prof. Dr. Mahmut Uluganyan: Önce şunu söyleyeyim: Bununla bir ilgisi yok. Ama bir an önce, eğer bir ritim problemin varsa, holter takalım. Çünkü eğer bir ritim bozukluğu varsa —Müslüm Bey’in ritim bozukluğu gibiyse— kan sulandırıcı kullanmak lazım günde bir tane.
Mahmut Şevket Haberveren: Şimdi, aldığım kan sulandırıcı nedir bilmiyorum ama uygun değilse?
Prof. Dr. Mahmut Uluganyan: Allah korusun, felç geçirme riski olan bir ritim bozukluğudur o.
Mahmut Şevket Haberveren: Ben 150’lik Ecopirin kullanıyorum.
Dr. Mahmut Uluganyan: İşe yaramaz. İşe yaramaz. Zalento gibi bir şey kullanmak lazım, Müslüm Bey’in kullandığı gibi. İllaki bir holter takılsın yani sana, kalp ritmi için. Ama yine çok net söylüyorum: Aşılarla bunu ispat edemeyiz ama %99 ilgisi yok.
Mahmut Şevket Haberveren: Peki ben uzun zamandır Haseki’de —orada Ahmet Bey var, Ahmet Yıldız sanırım, Prof. Dr. Ahmet Yıldız—
Prof. Dr. Mahmut Uluganyan: Evet, o ayrıldı oradan.
Mahmut Şevket Haberveren: Evet, zaten şu anda yer değiştiriyor, orası yıkılıyor. Ayrıldı oradan.
Prof. Dr. Mahmut Uluganyan: Evet.
Mahmut Şevket Haberveren: Onun hastasıydım. Bende şu anda onun takmış olduğu üç tane stent var.
Prof. Dr. Mahmut Uluganyan: Evet. Yani Ecopirin yetmez, bilgin olsun. Tarif ettiğin şey muhtemelen atriyal fibrilasyon dediğimiz bir durumdur. Zaten ilaçlarla onun arasında bir ilişki gösterilmiş. Sadece ekstra atımlar arasında bir ilişki var. Dolayısıyla sizdeki durum daha çok atriyal fibrilasyona benziyor. Holter kesin takmak lazım. Holterde çıkarsa da Ecopirin’i kesip daha güçlü bir kan sulandırıcıya geçmek lazım. Çünkü felç geçirme riski olan bir ritim bozukluğu tarif ediyorsunuz gibi görünüyor.
Mahmut Şevket Haberveren: Bende yüksek tansiyon da var. Tansiyonun yükseği 18’den, 18,5’tan aşağı düşmüyor.
Prof. Dr. Mahmut Uluganyan: Yok, öyle değil. Düşmez kalkmaz bir Allah. O düşer, o düşer.
Mahmut Şevket Haberveren: Bir de şunu sorayım sormuşken… Özür dilerim arkadaşları da bekletiyorum, kusuruma bakmasınlar. Benim bir arkadaşım vardı. 60 senelik bir dostluğumuz vardı. İyi bir dosttu. Covid’den sonra akciğerinde —bu kişi sigara kullanmaz, alkol kullanmaz; hacı bir arkadaşımızdı— su toplaması oldu ve akciğerin alt kısımlarında, sağ ciğerin alt kısmında bir buzlanma meydana geldi ve o yüzden o arkadaşı kaybettik. Bunun Covid ile bağı var mı?
Prof. Dr. Mahmut Uluganyan: Evet. Yani Covid… Şimdi şöyle: İlk zamanlar Covid kimde ne yaptı? İlk virüs çok zarar verdi, öldürücüydü. Zaten ölümlerin çoğu ilk zaman Covid bulaşanlarda oldu ve virüs direkt gidip akciğeri tutuyordu. Demin size örnek verdim ya, dedim ya göğüs hastalıkları uzmanı arkadaş 40 yaşındaydı… Dolayısıyla akciğeri tutuyordu.
Mahmut Şevket Haberveren: Kalp yetmezliği miydi diye düşünüyorum bir yandan da. Çünkü kalp ameliyatı oldu efendim.
Prof. Dr. Mahmut Uluganyan: Yani onun kalp yetmezliği vardır. Kalp yetmezliğini tetiklemiştir o. Doğrudur, öyle olmuştur. Yani sebep öyle.
Mahmut Şevket Haberveren: Teşekkür ederim efendim. Allah rahmet eylesin.
Prof. Dr. Mahmut Uluganyan: “Günde bir tane aspirin kullanmak kalp için iyi mi?” gibisinden bir soru vardı. Ona cevap vereyim mi?
Oturum Yöneticisi Müslüm Aktürk: Olur, iyi olur hocam.
Prof. Dr. Mahmut Uluganyan: Valla bu bence çok önemli bir soru. Yani “Herkes bir tane aspirin kullanalım.” diye bir şey yok. Şimdi biz hastalık varsa ilaç veriyoruz. Aşı dediğimiz şey, bir şey olmasın diye yaptığımız bir şey; ilaç değildir. Dolayısıyla hastalık yoksa ilaç kullanmıyoruz.
Aspirinle ilgili yıllarca —tabii yine bu tıp camiasının bir sonucudur— özellikle dahiliyeci ve kardiyologların yapmış olduğu bir şey vardı: “Tansiyonu var, şekeri var, yaşın 45’i geçti, bir tane Aspirin kullan. Bir şey olmaz. İyi olur, krizi önler.” şeklinde önerilerimiz vardı.
Ama son 5–10 yıl içinde çıkan bilimsel çalışmalar bunun hiçbir bilimsel dayanağının olmadığını, sadece hekim kanaatinin neticesi olduğunu gösterdi.
Dolayısıyla eğer bir felç durumu olmamışsa, bir kalp krizi geçirmemişse, bir yerde pıhtılaşma tanısı konulmamışsa asla ve kat’a aspirin kullanmayalım.
“Ne olacak ki? Küçük bir aspirin zararı mı olacak?” diye düşünülüyor. Ama 1000 tane adama her gün aspirin verdiğinizde, bir yılda 45 hastayı felç gibi durumlardan korurken, 40 hastanın da midesini kanatıyorsunuz. Dolayısıyla kâr-zarar oranı sıfır.
Şekeri olsun, tansiyonu olsun, yaşı belli bir şeyin üzerinde olsun; asla aspirin önermiyoruz.
Hastalık olacak, aspirini öyle vereceğiz. Aspirin asla masum bir ilaç değildir.
Hatta benim hastalara “İlaçlarınızı getirin.” dediğimde ilaçlarını getirir;
“Sen aspirin kullanmıyor musun hocam? O ilaç mı ki?” şeklinde şeyler söylerler.
Bakkalda bile satılıyor ya… Hastalarda “Her şeyi biz alabiliyoruz.” mantığı var.
Ama çok da zararlıdır yani. Her gün bir tane kullandığınızda mide kanaması geçirebilirsiniz.
Dediğim gibi: “Ben mide kanaması geçirmedim.” deyip kullanmayalım. Bir yararını da görmezsiniz.
Dolayısıyla hastalık yoksa koruma amaçlı aspirin kullanmak diye bir şey yoktur.
Oturum Yöneticisi Müslüm Aktürk: Evet arkadaşlar, Covid’le ilgili sorular yoksa hocamıza teşekkür ediyoruz. Buyurun Mehmet Fethi Aktürk.
Mehmet Fethi Aktürk: Hocam peki şunu sormak istiyorum ben: Kalp sağlığı rahatsızlığı olanlar termal suya girebilir mi?
Prof. Dr. Mahmut Uluganyan: Evet, termal suyla ilgili kısmı şu: Şimdi kalp krizi geçirdi, ilaçlarını kullandı, damarı açıldı; bypass oldu, stent takıldı… Süreyi aşmamak adına yani ben burada süre şeyi vermeyeceğim. Kişi kendini bilecek. 5 dakika, 10 dakika neyse; girebilir, bir problem yok. Ama kalp yetmezliği var, kalbi zayıf, %20-30 çalışıyor, çabuk tıkanıyor. Yürürken göğüs ağrıları var, damar tıkanıklıkları var, açılmamış… Bu kişilere önermiyoruz. Çünkü neden? Oradaki sıcaklık hem akciğerden hem de kalpten dolayı sıkıntı yaratır. Siz tamamen kontrol altındasınız. Herhangi bir sıkıntısı olmayan, normal sadece ilacını kullanan bir kalp hastasısınız. Dolayısıyla bir problem söz konusu değil. Sizin girmekle ilgili herhangi bir problem teşkil etmez.
Oturum Yöneticisi Müslüm Aktürk: İyi, teşekkür ederim. Allah razı olsun. Ben biraz ılık giriyordum. Murat Çuhadar Bey sanki bir şey soracak gibi ama…
Murat Çuhadar: Merhaba Müslüm abi. Sevgili konuğumuza da iyi akşamlar diliyorum, hoş geldiniz. Katılımcılara iyi akşamlar, saygılar sunuyorum.
Prof. Dr. Mahmut Uluganyan, benim sorum şu: Hocam, birkaç gün önce kardiyolojiye muayene olmaya gitmiştim. Yapılan muayene esnasında o an felç geçirdiğim söylendi bana kardiyolog tarafından. “Yani şu an felç geçirmişsiniz ve muhtemelen hâlen daha tekrarlıyor.” Hakikaten suratımda yoğun bir şekilde bir kayma söz konusu. Fakat bu uzun süreden beri kendini tekrarlıyormuş. Muayene sonucunda 6 Aralık Cumartesi günü için anjiyo olmamız gerektiğini söyledi.
Şimdi bizler toplum olarak her şeyi çok bilen ama doğru bildiklerimizi de pek uygulamayan bir yapımız var. Ben de onlardan bir tanesiyim. Yoğun sigara kullanımı başta olmak üzere, onun dışında kanser hastalığıyla da uğraşıyorum. Bununla beraber nöropati var, diyabet çok yüksek gibi sorunlar var. Fakat anjiyoyu da çok iyi bilmediğimiz için hani bu tetikliyor açıkçası, biraz panik yönümüzü de tetikliyor.
Anjiyonun herhangi bir riski söz konusu olabilir mi? Ya da anjiyodan sonra yaşam kalitemizde herhangi bir değişim olabiliyor mu diye soracaktım.
Prof. Dr. Mahmut Uluganyan: Tabii. Şimdi öncelikle şunu söyleyeyim: Bir kardiyoloğun yüzünüzden bakıp felç geçiriyor olduğunuzu görmesi iyi bir gözlemci imiş. Yani hani o yüzde genellikle kayma olduğunu birazcık daha biz beyin felcinden anlıyoruz ya da yüz felci düşünürüz. Evet, yani o başka bir şey. Ama bilginiz olsun, bu kadar hastalık var ve sigaraya devam etmek hakikaten sıkıntılı bir durum. Yani devam etmemek lazım.
Arife tarif gerekmez. Bir şeyi bilmekle uygulamak başka şeylerdir. Ama uygulamak lazım. İcra makamı olmayınca tavsiye makamı çok bir işe yaramıyor. Hani 10 defa da gitseniz, kalp doktorunun bir faydası olmaz yani; yerine getirmek lazım.
Bir diğeri, anjiyo gerekiyorsa bir şeyler görmüştür. Anjiyo zor bir işlem değil. Şimdi her girişimsel işlemin bir riski vardır. Bunu unutmamak lazım. Her şeyin bir riski vardır. Risksiz hiçbir işlem yoktur. Ama anjiyo günümüzde artık o kadar çok tecrübe var ki, kişilere güvenilir bir şekilde yapılıyor. Kasıktan yapılıyor, koldan yapılıyor. Yani ben kendim mesela %95-99 neredeyse koldan yapıyorum. Böylelikle hasta hiç yatmıyor da direkt ayaktan hareket ediyor.
Bir şey çıktığı zaman da erkenden müdahale edilmiş oluyor. Yani siz arabanızı tamirhaneye götürüyorsunuz, orada size diyor ki: “Şurada şöyle bir sıkıntı olmuş, bunu değiştirmemiz gerekiyor.” Siz şunu diyemiyorsunuz ki: “Ben gelirken rahattı, hiçbir sıkıntı yoktu.” Diyemiyorsunuz. Değiştiriyorsunuz. Oradaki damar tıkanıklığı da öyle bir şey. Bakıyor, tıkanık çıktığı zaman da kriz geçirmeden açılmış oluyor.
Yani anjiyo zor bir işlem değil. Anjiyo, operasyonlar içindeki belki de en az riskli işlemlerden bir tanesi ama sıfır riskli hiçbir işlem yok.
Murat Çuhadar: Mahmut Hocam, adım atma sayım 10’u geçmiyor maalesef artık son bir aydır. Yani 10 adımdan öteye gidemiyorum. Ne oluyor? Yığılma hissi geliyor ve bedende bütün takat sıfıra iniyor bende. Bununla birlikte kalpte sanki bir balon varmış gibi aniden bir sönme oluyor ve artık nefesim kendime yetmiyor hâle geliyorum. Yere yığılma hissi oluyor.
Prof. Dr. Mahmut Uluganyan: Tabii tabii. Kesin bakılmanız lazım.
Murat Çuhadar: Kelime kullanım sayısı da düştü. Yani artık eskisi kadar çok konuşamıyorum. Ben aslında sayımızın burada çok önemi yok; belki bir kişiye bile bir yaşamsal örnek olunursa o bile büyük bir faydadır düşüncesindeyim. Sağlıksız beslenme, sağlıksız yaşam tarzı, sigara kullanımı gibi şeylerin yarattığı sonuçlardan birini muhtemelen yaşıyorum.
Ancak şöyle bir şeyi de söyleyeyim Mahmut Hocam: Covid aşısı vurulduğum gün itibarıyla yani aşı hâlen kolumdan çıkarılmadan kolum kilitlendi ve bir buçuk sene uyuşma oluştu. Bu hastalıklar patır patır aynı anda o süreçten itibaren çıktı. Yani kafamda onunla ilgili de biraz açıkçası soru işaretleri var. O aşının hemen ardından gelişen şeyleri yoğun bir şekilde de yaşıyorum.
Buradan da katılımcılara, hani daha sağlıklı bir yaşam için mutlaka sigarayı hep beraber bırakalım… Hatta yarın bir randevum var, biyorezonansa da gideceğim. Bırakmak için denemelerimi her açıdan yapıyorum hocam.
Prof. Dr. Mahmut Uluganyan: Çok iyi olur. Yani o aşıyla ilgili olarak donukluk, omuzda muhtemelen sinire denk geldiği için yapıldı. Ondan dolayı oldu. Bir de yılların birikimi hastalıklar bence ondan sonra ortaya çıktı. Denk geldi. Bazen öyle olur yani.
Oturum Yöneticisi Müslüm Aktürk: Peki. Tekrar hoş geldiniz. Teşekkür ediyoruz. Geçmiş olsun.
Murat Çuhadar: Sağ olun.
Oturum Yöneticisi Müslüm Aktürk: Dr. Mahmut Uluganyan hocam, iki soru var. Cihangir Bey demiş ki: “Nitrik oksitin kalp ve damar sağlığı hakkındaki etkisini, kullanım hakkında görüşlerini merak ediyoruz.”
Prof. Dr. Mahmut Uluganyan: Şimdi çoğu kişi bilmiyordur nitrik oksit ne demek, nedir ne değildir… Şimdi ben bu dışarıdan takviyelere giriyor işin içi aslında. Bilimsel olarak çok büyük çalışmalar var, hiçbirinin kalple ilgili hiçbir direkt faydası yok. İlaçlar… Benim ilk asistan bu kardiyoloji doktorluğuna serotonin başlandığı zamanlara denk geldi ve hiçbir faydasının olmadığı gösterildi. İlaçlar dahi gösterilmedi ve direkt toplatıldı. Dolayısıyla dışarıdan o tür preparatları, o tür şeyleri almanın emin olun kalple ilgili hiçbir faydası yok.
“Ne yiyeyim, ne içeyim?” diyenlere… Bu toprağın Akdeniz diyeti diye bir şey var. Bir de mevsiminde ne çıktıysa onu tüketeceğiz. Emin olun vücudumuzun istediği her şey o zaman orada var. Yani şu mevsimde narenciyedir, yeşil yapraktır, balıktır; bunlar bizim için… Ama onun dışında “nitrik oksit dışarıdan alalım, balık yağı alalım, şunu alalım, bunu alalım…” Bunların bir şeyi koruduğuyla ilgili elimizde bilimsel hiçbir kanıt yok.
Oturum Yöneticisi Müslüm Aktürk: Hocam bir soru da şöyle: Günde bir paket sigara içen biri, 60 yaşından sonra her iki yılda bir kalp için doktora kontrole gitmemiz gerekiyor mu? Ayrıca damarın tıkanık olup olmadığını kendimiz ne şekilde anlayabiliriz? Kendimiz anlayabilir miyiz?
Bu güzel bir soru aslında. Bu şunu şey yapıyor… “Biz kalp doktoruna ne zaman kontrole gidelim, kalbimizi ne zaman kontrol ettirelim?” şeklinde bir soru.
Prof. Dr. Mahmut Uluganyan: Biz 40 yaşından önce bir kere bir kontrol öneriyoruz, herhangi bir risk olsun olmasın. Çünkü neden? Bazı hastalıklar yapısal dediğimiz doğumdan gelir. Geçen hafta değil, önceki hafta 52 yaşında kalbinde delik olan hasta tespit ettik. Hiç gitmemiş. Çünkü adam yavaş yavaş mesela tıkanıyor, nefesi daralıyor. Böyle durumlarda genellikle “ya ben yaşlandım, yaş alıyorum, ondan dolayı tıkanıyorum, çabuk yoruluyorum”a bağlıyor. Deliği kapattığınızda düzeliyor.
Dolayısıyla 40 yaşından önce bir kez illaki bir kalp doktoru görecek.
40 yaşından sonra, kalp hastalığı olsun olmasın, tansiyonu şekeri sigarası şu bu olmasın olsun, 2 yılda bir kalp kontrolü öneriyoruz biz. Dolayısıyla “60 yaşından sonra sigara kullanıyorum, 2 yılda bir görünmem gerek”ten ziyade; 40’ından 50’sine kadar 2 yılda bir, 50’sinden sonra da yılda bir kere gelir EKG, eko, efor bakarız.
Ve bunlarla da biz buna rağmen her şeyi %100 tespit edemiyoruz. Bir kısmını tespit edebiliyoruz. Hani şöyle de hikâyeler duyarsınız: “Ya kalp kontrolüne gittim ben, bir hafta sonra, 3 gün sonra kalp krizi geçirdim…” Bu mümkün. Bu mümkün. Yani her şeyi tamamen tespit etmek diye bir şey yok.
Ama nedir? Gittiği zaman epey bir insanı erkenden teşhis etmiş oluyoruz biz testlerimizde, meslerimizde. Şeker hastasıdır adam ağrı duymaz; eko’nun yaptığınızda “sen kalp krizi geçirdin” diyorsun. Böyle çok vaka var.
Geliyor şeker hastası, tansiyon hastası, sigara kullanıyor, ailesinde var… Bir efor yaptırıyorsunuz, çok ciddi çökmeler oluyor. Artık günümüzde sanal anjiyo diye bir şey çıktı. Tomografiyle kalp damarlarına bakma şansımız var. Bir şeyleri daha erken tespit edebiliyoruz.
Dolayısıyla 40’ından sonra kadınlar… 50’sinden sonra erkekler… 40’ından sonra çünkü kadınlar erkeklere göre kalp açısından 10 yıl daha gençtir; menopozdan dolayı koruma şeyleri vardır.
Kadınlar 50’sinden sonra 60’ına kadar yılda bir, erkekler 50’den sonra yılda bir bakılacak.
Bu şekilde 40’ından sonra bakmak lazım erkeklere özellikle. Kadınlara da yine 60’ından sonra 2 yılda bir, erkeklere de 50’sinden sonra 2 yılda bir bakmak lazım.
Oturum Yöneticisi Müslüm Aktürk: Hocam, Özlem Hanım’ın bir sorusu var: “Bebeklerde, daha doğrusu 4 aylık bebekte kalp büyümesi nedir? Tedavisi nasıl? Kendiliğinden geçer mi? Riski ne?” şeklinde bir soru var.
Dr. Mahmut Uluganyan: Bu çok spesifik bir soru. Yani onun niye öyle olduğuna bakmak lazım. Doğumsal bir şey vardır orada. Doğumsal bir kalple ilgili problem vardır.
Oturum Yöneticisi Müslüm Aktürk: Yani sık rastlanan bir şey mi hocam?
Prof. Dr. Mahmut Uluganyan: Yok, çok nadir rastlanan şeylerdir bunlar. Direkt çocuk kardiyologlarının işiyle olur. Genellikle doğumsal bir kalp deliğidir, kalp kapak problemidir ya da başka bir şey vardır onda.
“Kendiliğinden geçebilir mi?” Kendiliğinden çoğunlukla geçmez. O tür şeyler genellikle müdahale edilmesi gerekebiliyor.
Ya burada bir kişi muhtemelen doğrudan tanıdığıyla ilgili bir şey soruyor ama yani onun raporlarını görmek lazım ekoyla.
Kalp hastalıkları kolay kolay kendiliğinden geçmez. Müdahalesiz kolay kolay geçmez.
Oturum Yöneticisi Müslüm Aktürk: Teşekkür ederiz Özlem Hanım. Buyurunuz.
Özlem Hanım: Müslüm Bey iyi akşamlar, Mahmut hocam… Aslında sorumun cevabını az önce aldım sayılır ama ben yine size ileteyim. Bu kalp hastalıkları genellikle belli bir yaş üstünde ortaya çıktığı bilindiği için biz orta yaş grupları ya da genç yaş grupları bu anlamda doktora kontrol için gitmiyoruz. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz diye soracaktım. Hani herhangi bir şikâyetimiz olmasa da gitmeli miyiz?
Az önce aldım cevabımı.
Bir de hocam şunu soracağım: Bu sanal anjiyo şu an çok yaygın. Bu gerçekten diğer anjiyo ile arasında fark var mı? Çünkü şunu da duydum: “Sanal anjiyo yaptım ama hiçbir şey çıkmadı; bir hafta sonra kalp krizi geçirdim.”
Prof. Dr. Mahmut Uluganyan: Az önce söylediğim sanal anjiyo dediğimiz şey tomografi aslında. İlaç veriyorsunuz, hasta tomografiye giriyor ve damarları gösteriyor.
Damarlarla ilgili: “Hiç tıkanıklık yok, %10–24 arası, %24–50 arası, %50–70 arası, %70–90 arası tıkanıklık” şeklinde raporlar gelir.
%50’nin altında olduğunda bizim için anlamlı değil kabul ederiz ve ‘temiz’ diye kabul ederiz.
%50’nin üstüne geldiğinde raporda %50 ve üstünde diye çıkarsa, o zaman normal bir anjiyo ile gidip bakmak lazım. Çünkü tomografi anjiyo da yanılabiliyor. Gerçek anjiyodur aslolan.
Tomografi anjiyo yaptırmamızın sebebi gerçek anjiyo sayılarını biraz azaltmak. Yani hastanın risk faktörleri var, bazen emin olamıyorsunuz; “Bunu bir sanal anjiyo ile teyit edelim” oluyor.
Dolayısıyla bir şey çıkmadıysa birçok kişi normal bir anjiyodan da kurtulmuş oluyor.
Niye normal anjiyo yaptırmayalım?
Ne olursa olsun kasıktan koldan girip kalbin damarının içine kadar giriyorsunuz. Oradan ilaç veriyorsunuz. Bunun da kendi içinde getirdiği %1–3 oranında risk vardır.
Dolayısıyla eğer tarama olarak yapacaksak sanal anjiyo tavsiye ediyoruz.
Ama “yürürken tıkanıyorum, göğsüm ağrıyor” diyen birine sanal anjiyo yapmanın anlamı yok. Çünkü onda tıkanıklık çıkma ihtimali zaten çok yüksek. Tutup da onu önce tomografi ile görüp sonra bir daha anjiyo yapmanın anlamı yok.
Çünkü her ikisinde de hastaya ilaç veriyoruz ve bu ilaçlar böbrekten atılıyor. Böbrek değerleri sınırdaysa böbreğe zarar verme ihtimali var. Dolayısıyla öyle bir durumda gerçek anjiyoyu direkt yapıyoruz; öbür türlü tarama amaçlı sanal anjiyo yapıyoruz, öneriyoruz.
Özlem Hanım: Teşekkür ederim hocam.
Oturum Yöneticisi Müslüm Aktürk: Hocam, sanal anjiyo her yerde yapılıyor mu?
Prof. Dr. Mahmut Uluganyan: Herhalde her hastanede birçok yerde yapılıyor artık. Çok yaygınlaştı. Devletin de birçok hastanesinde var, özel merkezlerde de var. Epey bir yerde var.
Oturum Yöneticisi Müslüm Aktürk: El kaldıran var mı? Göremiyorum.
Buyurun Nurettin Bey…
Nurettin Ayaz:
Hocama şunu sorayım: Benim bir yeğenim vardı Kıbrıs'ta. Isparta’ya tatile geldi. Hiçbir sıkıntısı yokken otelinde rahatsızlandı. Bunu check-up’a gönderdiler. Akşam üzeri aort yırtılması ile kendisini kaybettik. Bu tür olayların daha öncesinde tespiti, teşhisi kolay olmuyor mu aort yırtılmalarının?
Oturum Yöneticisi Müslüm Aktürk:
Şimdi şöyle; aort yırtılmaları çok yaygın bir şey değil. Evet, ama kardiyolojinin en ölümcül hastalıklarından bir tanesi. Bir de son zamanlarda biraz daha popüler olduğu özellikle Sırrı Süreyya’nın vefatından sonra… O da aort, temas edebiliyorsunuz. Şimdi aort damarını biz ekoda bir miktar görebiliyoruz. Demin “40 yaşın altında görülmesi gerekiyor” dedim. Ondan sonra da “2 yılda bir” dedim ya; deme sebeplerinden bir tanesi bu.
Ama aort damarının tamamını biz ekoda, yani kalp ultrasonunda göremiyoruz. Aortun çıkan 1/3 kısmını görebiliyoruz. Çok da yaygın bir hastalık olmadığı için “toplu tarama” diye bir şey yok. Taradığınız zaman toplumun tamamını taramanız lazım. Kâr–zarar, fayda–zarar işine girdiğiniz zaman zarar tarafı daha ağır basıyor.
Dolayısıyla eğer genişse… Şimdi aort dediğimiz, şurada kalpten çıkıp bütün vücudu dolaşan bir organ. İlk kısmında bir genişleme varsa ekoda yakalayabiliyoruz, şansımız var. Şimdi check-up’larda eğer eko yapılmadıysa check-up’ta görülmez ki. Check-up dediğimiz şey nedir? EKG bakılır, kan tahlilleri bakılır, karın ultrasonu yapılır, akciğer filmi çekilir. Bunlarda görülmek zorunda değil.
Bir de bütün bunlara rağmen damar bazı çok nadir olarak normalken bile çatlayabilir. Ani bir stres, ani bir heyecan, ani bir darbe, ani bir ağırlık kaldırması… Yani her zaman check-up dediğimiz şeyde de her şeyi tespit etmek söz konusu değil. Demin dedim ya; hasta gelir eko yaparsınız, efor yaparsınız, iki gün sonra üç gün sonra kalp krizi geçirir. Bu var. Bu ihtimal var. Yani biz her şeyi tespit edemiyoruz. Doğru yani. Allah (CC) rahmet etsin Nurettin Bey. Öyle yani.
Nurettin Ayaz:
Şimdi şöyle söyleyeyim ben; 16–17 yaşından beri, yani 58’den 79 yılına kadar eczacı kalfasıydım. Ayrıca bir dahiliye mütehassısının —ki Isparta'nın popüler bir dahiliye mütehassısıdır— yanında yaklaşık 12 sene kadar laborantlık yaptım veya büro işlerinde çalıştım. Yani işin içinde olmama rağmen bu çocuğu bir anda böyle bir hâlde hastaneye götürdük. Operasyonda dediler ki “%10 ancak şansımız var” ve ondan sonra kaybettik.
Tabii bunlar insanın başına gelecek şeyler. Dolayısıyla diyecek bir şey yok. Ama buna rağmen evet, tıp… Doktorlara güveniyoruz. Evet, olay bu. Yani aort diseksiyonu dediğimiz şey kaba olarak şöyledir: Her dört tanesinin ikisi hastaneye yetişemeden vefat ediyor. Ameliyata giren iki tanesinin de bir tanesi kurtuluyor. Böyle söylediler. Tabii tabii söylediler.
Dr. Mahmut Uluganyan:
Böyle ölümcül… Yani aort yırtıldığı andan itibaren saatlik ölüm oranı %1. İki günün sonunda %50 ölüyor. O kadar riskli bir şey. Doğru. Çünkü aort bütün vücuda kanı taşıyan organ. İşte genişliyor; kimisinde ailesel oluyor. Yine sigara risk faktörlerinden bir tanesi. Akciğer hastalıkları risk faktörleri. O genişliği tespit edebiliyoruz birçoğunda. Yani şöyle söyleyeyim: %60–70 ekoda yakalayabiliyoruz.
Yani yeğen stresli biri...
Nurettin Ayaz:
Hocam bir otelde işletme müdürlüğü yapıyordu.
Prof. Dr. Mahmut Uluganyan:
Tabii, sık kontrole gitmekte fayda var.
Oturum Yöneticisi Müslüm Aktürk:
Edibe hocam, az önce sesinizi alamamıştık. Acaba tekrar bir denesek mi bağlantı? Edibe hocam?
Edibe Kahya Aydın:
Mahmut hocama şunu soracağım: Bilim mi, deneyim mi? Çünkü ben Covid sırasında hastaneye giden bütün yaşlıların hemen hemen çoğunun öldüğünü gördüm. Benim arkada iki komşum var, karı koca. İkisi de 80 yaşında. Bir diğeri var. Kızları Covid diye hastaneye gitti. “Aman anne” dedi, “sakın buraya gelmeyin.” Covid testi yapıldı ve Covid oldular bunlar. Eve ilaç verdiler. İkisi de... Hasta takip eden hemşireye falan kendileri çıkmadı telefona; başkaları çıktı yerine. “İyiyim, öksürmüyorum.” Normal ıhlamurla, naneyle hastalığı geçirdiler. Ölmediler.
Buna nasıl bir yaklaşım olabilir? Hastaneye gidenler öldü, 80 yaşında tıkır tıkır yaşıyorlar. Ben de tanı koymak için test yaptırmadım. Ciddi bir rahatsızlık geçirdim, ben de gitmedim hastaneye. Onu ayakta geçirdim.
Prof. Dr. Mahmut Uluganyan:
Evet. Allah selamet versin önce size. Hocam şimdi... Her zaman bilim. Yani biz buna inanıyorsak bunu yapmak zorundayız.
Prof. Dr. Mahmut Uluganyan:
Şimdi bu şuna geliyor: “Hayat mektebinden öğretmen olmuş birinden mi, yoksa devletin üniversitesinden öğretmen olmuş birinden mi eğitim alırsın?” gibi bir şeyle aynı cevabı ver.
Edibe Kahya Aydın:
Ama şaşırdım. Karı koca ya işte!
Prof. Dr. Mahmut Uluganyan:
Tek örnek bizim için hiçbir zaman bilimsel değildir. Biz yeküne bakmak zorundayız. Kişi 100 kişidir…
Edibe Kahya Aydın:
Vallahi bilmiyorum. Mahalle birbirine söyledi. Telefona arıyorlar, “Nasılsınız?” diye. “Hayır efendim iyiyim, teşekkür ederim.” İlaçları da attılar ve kullanmadılar. Ben şahidim.
Ya bir kere bu Covid’de en çok yaşlılar—hepimizin malumu olduğu üzere—yaşlı insanlar vefat etti. Yani bu çok doğal bir şey. Çünkü birçok hastalığı olanlar en ufak bir şeyde daha çabuk etkilenirler. Yani biz buradan tartışmaya başladığımızda zaten bir yere varamıyoruz. Evet, evet. Ben şaşırdım yani. Gördüm ya…
Bir de, evvel gün gördüğüm kadıncağız… 90 yaşına gelmiş. “Tıkır tıkır... Ben biraz dizlerim ağrıyor, iyi yürüyemiyorum.” O benden daha iyi, baktım gidiyor.
Peki… Ben gerçekten çok faydalı bilgiler öğrendim. Mesela aspirin… Ben hemen hemen her akşam bir aspirin içiyordum. Bu akşamdan sonra yok artık. Evet. Yani eğer anjiyo olmadıysanız, atıyorum geçici bir felç durumu, herhangi bir felç durumu olmadıysa… Bir faydası yok yani.
Hani yalnız Mahmut hocam… Mahmut hocam, benim öğrencimin annesi Dilek İnce Günay —bu profesör— bana dedi: “Akşamları aspirini senelerdir kullanıyorum.” Beyin nöroloji profesörü… Ama onlar bilmezler, onların işi değil çünkü bu. Evet, yani o öyle bana gitmiştir. Böyle bir şey söyledi ya.
Şimdi işte eski… O da kulaktan dolma ile söylüyor ki sana bunu. Doktorları da bilir yani hocam, anımıza giren işler. Keyifle dinledim; her konuyu akılcı söylediniz.
Demin dediniz ki: “Çok iyi bir hekimmiş, uzaktan anladı.” Ben yaklaşık bir sene önce böyle bir denge sorunu oldu. Gittim buradaki bir doktora. Daha beni kapıdan gördü; “Muhtemelen beyin kanaması geçiriyorsunuz.” dedi. Yanımda kimse yok. Elimde baston, delirir gibi oldum. Ne olacak?
Ben o velimi aradım, kendi tomografimi gönderdim. Hiçbir şey yok. Sadece kulak… Bu hastalarla nasıl böyle davranıyorlar yani? Diyemem. Evet. Sizi çok keyifle dinledim. Nerede olursanız benim bilgim olsun, dinleyeceğim.
Oturum Yöneticisi Müslüm Aktürk:
Erdal hocam, herhalde siz soru sormak istiyorsunuz?
Erdal Bey:
Benimki soru değil. İstiyorsanız zamanınız varsa bu işin psikolojik yönünü de birkaç kelamla anlatmak istiyorum tabii ki hocalarımın izniyle.
Oturum Yöneticisi Müslüm Aktürk:
Eyvallah. Bu konuyu geniş anlamda başka bir programda ele alırız Erdal hocam.
Erdal Bey:
Tamam hocam. Ben de önce özetleyeyim o zaman size. Psikolojik etkiler genelde hocam sadece bedenimizi değil, aynı zamanda da zihnimizi ve duygularımızı da etkiledi. Tabii ki bu pandemi döneminde hepimiz görünmez bir tehditle yaşadık. Bu süreç insanlarda iki temel psikolojik bir yük bırakmış.
Birincisi, sürekli tehdit algısı. Yani “Bana da bir şey olacak mı acaba?” Bu virüsün ilk dönemindeki bilinmezlik insanlar üzerinde yoğun bir stres yarattı. Bu stresin bir kısmı hâlâ devam ediyor. Özellikle kalp çarpıntısı, az önce hocalarımın dediği gibi nefes darlığı, anlık göğüs sıkışması gibi hisler yaşayan insanlar bunu kalp krizi geçiriyorum kaygısıyla ilişkilendiriyor. Çünkü bize gelen danışanlardan da biz bu kanıları çıkardık. Aslında çoğu zaman bu belirtiler anksiyete ve stres kaynaklı.
İkincisi ise aşı ve kalp krizi korkusu, medya kaygısı. Bu pandemi döneminde bilgi kirliliğiyle birlikte insanlar ikiye ayrıldı: “Aşı oldum, şimdi başıma bir şey gelir mi?” “Aşı olmadım, acaba kolan mı? Kalbimi zayıflattı mı?” Bu tür haberler ve sosyal medya içerikleri kişide beklenti anksiyetesi oluşturuyor. Yani kişi vücudundaki en küçük bir belirtiyi bile felaket olarak yorumluyor. Bu psikolojide hipervijilans dediğimiz, aşırı tetikte olma hâline dönüşmüş bir durum olarak görünüyor.
Travmanın kuyruğu da bize önceki zamanlardan geliyor. Pandemi bitti ama etkisi hâlâ bitmedi. Danışanlardan gelen sorularda hep bunu görüyoruz. Kaybettiğimiz yakınlar, evden çıkma yasakları, ekonomik kaygılar… Tüm bunlar toplumda toplumsal travma bıraktı.
Sonuç olarak birçok kişide panik atak benzeri şikâyetler, kalp krizi korkusu, kontrol kaybı hissi, ölüm düşüncesinin tetiklenmesi, uyku bozuklukları gibi etkiler görüldü. Pandemiden sonra insanlar bedenlerindeki en küçük değişikliği bile aşırı fark eder oldu. “Acaba kalp ritmi biraz hızlansa, nefes daralsa bir şey mi oluyor? Göğse baskı olsa kalp krizi mi geçiriyorum?” Bu durum psikolojik olsa da gerçek bir acı ve gerçek bir korku yaşatıyor benim fikrimce.
Bir sonraki programda dediğiniz gibi böyle Zoom üzerinden işin psikolojik etkisini hep beraber masaya yatırırız. Biz de elimizden gelen bilgi birikimini sizlere aktarmak isteriz. Saygılar, selamlar.
Oturum Yöneticisi Müslüm Aktürk:
Teşekkür ederiz. Memnun oluruz Erdal Başkanım. Hakikaten zaten psikolojik olarak da böyle korku, endişe kalbi mutlaka etkiler herhalde, değil mi Mahmut hocam?
Prof. Dr. Mahmut Ulugayan:
Evet. Yani kalp sadece beslenmeden değil, dış etkenlerden de etkilenir. Bu Covid de herhalde birinci derece hepimizi etkiledi. Yani yukarı çıktı o dönem. İnsanlar, Erdal Bey’in dediği gibi, olmayanı artık hissediyordu. Yani “Aşı oldum, ya ben aşının etkisinden dolayı olmayan hastalığa yakalanmadım ama bunun sonu yok…” Bir şeye inanıp güvenip onun gereğini yapmak gerekiyor. Bu iş burada biter yani.
Oturum Yöneticisi Müslüm Aktürk:
Aynen. Hocam bir soru var:
“Nefes alıp vermede sıkıntı var. Merdiven ve yokuşta tıkanıklık oluyor. Günde bir paket sigara içiyorum. 34 yıl önce teşhisi konuldu. 7-8 ay önce kardiyolojide efor, koşu testi, ultrason normal çıktı. Tekrar kardiyolojiye gitmek gerekir mi? Nefes açıcı fısfıs kullanıyorum.”
Prof. Dr. Mahmut Ulugayan:
Sigara da kullanıyor, fısfıs da kullanıyor. Kuvvetli ihtimal KOAH’la ilgili bir şeydir. Çok kuvvetli ihtimal. Yaş kaç bilmiyorum; ellinin üstündeyse, efor testi normal çıksa bile bir sanal anjiyo yoluyla damar tıkanıklığı kontrol edilebilir. Ama muhtemelen kuvvetle ihtimal akciğerle ilgilidir.
Sigarayı kesinlikle bırakmak gerekir.
Oturum Yöneticisi Müslüm Aktürk:
Evet. Yani KOAH olup da sigaraya devam etmemek lazım ya. O aradaki farkı bıraktıktan sonra çok daha net görüyor insan.
Hocam, kalp krizi nasıl anlaşılır mesela? Bir de diyelim kalp krizi yaşandı, bir ay sonra gittiğimizde hastaneye o bir ay önceki kalp krizi fark edilebilir mi?
Prof. Dr. Mahmut Ulugayan:
Evet, çok güzel soru. Şimdi kalp krizinin bir genel belirtileri vardır bir de kişiye özgü, herkesin aynı yaşamadığı bazı belirtiler vardır.
Genel olarak gördüğümüz —%100 değildir ama büyük kısmında— genellikle göğsün orta hattında ve sol tarafında şiddetli bir göğüs ağrısı veya yanması olur. Çeneye vurabilir. Her iki kola, koltuk altına, dirseklere kadar yansıyan ağrı olabilir. Bazen mide kısmında yanmayla kendini gösterir.
Bunlar yürürken değil, istirahatte olur ve şiddetli olur. Hastaların çoğu bunu hayatında başına gelmiş en kötü ağrı olarak tarif eder.
“İğne gibi battı, bıçak gibi saplandı, nefes aldım oldu verdim geçti” — bunlar kalp ağrısı değildir.
Gerçek kalp ağrısı:
-
geldi mi iki dakikadan kısa sürmez,
-
geçmez,
-
devam eder.
Çünkü damar tamamen tıkanır.
Kriz geçirdiniz, gittiniz, tedavi oldunuz, anjiyo oldunuz. Eğer kalpte hasar bıraktıysa, bir ay sonra gittiğinizde hem EKG’de, hem ekoda onu görürüz. Hasta gelir, EKG’ye bakarım, “Ne zaman kalp krizi geçirdin?” diye sorarım. Çünkü EKG bunu verir.
Ama her kalp krizi hasar bırakmadığı için EKG ve ekoda görünmeyebilir.
Bizim birinci hedefimiz:
Kişinin kalp krizi geçirmemesi, geçirdiyse de hasar bırakmaması.
Oturum Yöneticisi Müslüm Aktürk:
Evet. Geçirmemek için ne yapmak lazım hocam? Bu sağlıklı yaşam meselesi...
Prof. Dr. Mahmut Ulugayan:
Genetik faktörlere müdahale edemiyoruz. Doğru.
Kişi tansiyon hastasıysa, şeker hastasıysa bunların kesinlikle tedavi edilmesi lazım. “Ben tansiyon yüksekliğiyle geziyorum” demek risk. Bu sürekli damara hasar verir. Tansiyonu normal seviyelere çekmek lazım.
Beslenme konusunda:
-
Çok fazla işlenmiş gıda tüketmemek lazım.
-
Çünkü katkı maddeleri damar sağlığı için zararlıdır.
-
Mümkünse mevsiminde çıkan şeyleri tüketmek.
-
Sofradan biraz aç kalkmak önemli.
Protein, karbonhidrat, yağ oranı kabaca 1/3 - 1/3 - 1/3 olabilir.
Sigara… Onu hayatınızdan çıkarmak lazım.
Sigarada artık yok ki “şuna zararı olmaz.” Her şeye etkisi var.
Bütün bunlara rağmen hasta olacak mıyız? Olacağız. Hepimiz bir gün öleceğiz. Ölümün çaresi yok. Ama o zamana kadar sağlıklı şekilde yaşamak için elimizden geleni yapmamız lazım.
Oturum Yöneticisi Müslüm Aktürk:
Hocam elektrik gitti diye burada kamerayı kapattım. Telefonumdan internetimden yararlanıyorum. Bir de hocam, bizim oralarda genelde—gerçi İstanbul’da da artık her tarafta öyle—gece geç saatlere kadar yiyip içiliyor. Kebaplar yeniliyor, ne bileyim tatlılar yeniliyor falan filan. Bu konuda da bir sınırlama getirebilir miyiz? Şu saatten sonra?
Prof. Dr. Mahmut Ulugayan:
Abi şimdi şu var: Bu sadece kalp sağlığı açısından da değil ki. Yani mide–bağırsak hastalığı açısından da çok önemli. Uyumadan 2-3 saat önce olabildiğince mideyi rahatlatmak lazım. Çünkü neden? Öbür türlü reflü hastalığından tutun da bir sürü şeye kadar hepsi geri geliyor. Midenin aşağı yukarı boşalması için 2-3 saat bir zaman gerekiyor. Mide boşalsın ki öbür türlü yattığınızda yediğiniz ağzınıza gelir.
Genel olarak ne oluyor? Tok karna yattığınız zaman bunların tamamı yakılmayacağı için de yağ olarak karaciğer tarafından depolanıyor. Yağ nedir? Bir süre sonra damar tıkanıklığına yol açıyor. Bu şekilde tavsiye etmiyoruz tabii hekim olarak.
Şeker hastaları uzun süre aç kalamıyor mesela. Normalde 5’ten 6’dan 7’den sonra yememek lazım ama tabii onun da ilacını ona göre ayarlıyorsunuz. Ara öğün yaptırıyorsunuz, ilacını ona göre ayarlıyorsunuz. 5-6’dan sonra küçük bir şey yemekle gidip bir ciğer yemek aynı şey değil.
Oturum Yöneticisi Müslüm Aktürk:
Anlıyorum, anlıyorum. Mahmut Bey… Mahmut Şevket Bey buyurun.
Mahmut Şevket Haberveren:
Ben şeyi soracağım hocama. Dedi ya tansiyon… Hocam, ben 85’ten beri tansiyon ilacı kullanıyorum ve zaman zaman da değiştirildi. Şu anda bir sabah, bir akşam kullanmak zorundayım.
Prof. Dr. Mahmut Ulugayan:
Ne kullanıyorsunuz?
Mahmut Şevket Haberveren:
Efendim? Birben var, onu kullanıyorum.
Edibe Kahya Aydın:
Emine Hanım… Emine Okutan, İlker’in annesi… O da sizin katılacağınızı duydu, “Ben de katılacağım” dedi. İnşallah gördüm demek… Ha, İlker de geldi. İlker de herhalde bir şeyler söylemek ister. Gördüm gördüm. İlker de… Emine Hocam buyur, bak Mahmut hocam karşında.
Emine Okutan:
Mahmutcuğum, herkese hayırlı akşamlar. Önce seni seyrederken yavrum hem ağladım hem çok duygulandım. Allah razı olsun. O kadar, o kadar duygulandım ki… Zaten senin öğrenciliğinden bu yerlere geleceğin belliydi. Azmin zaferi... Başarının devamını diliyorum, yolun açık olsun. Çok duygulandım, hiç sana anlatamam. Allah razı olsun. Tebrik ederim yavrum.
Edibe Kahya Aydın:
İstanbul’a gittiğinde ziyaret edersin artık. Bir kahvesini içersin hocam.
Emine Okutan:
İnşallah, inşallah. Öğrenciliğini görmüştüm lise çağında. Şimdi görsem hiç tanımam. Ama o kadar zevkle izledim ki, o kadar mutlu oldum ki yavrum… Allah razı olsun.
Prof. Dr. Mahmut Ulugayan:
Allah senden de razı olsun.
Oturum Yöneticisi Müslüm Aktürk:
Senin kalbinde bir şey var mı Emine Hocam? Efendim, yok mu kalple ilgili soracak bir şey?
Emine Okutan:
Yok, yok. Mahmut’u gördüm, daha da iyi oldum. İyileştim, iyileştim, iyileştim. Gurur duyuyoruz seninle.
Prof. Dr. Mahmut Ulugayan:
Allah razı olsun.
Oturum Yöneticisi Müslüm Aktürk:
Dünya Türk Yazarlar Birliği Başkanı Salih Kurt Beyefendi… Salih Bey gençtir herhalde. Kalbinde maşallah bir şey yoktur ama belki büyüklerinin kalplerinde bir şey vardır. Veya olmaması için hocama bir şey sormak ister misiniz Salih Başkanım?
Başkan Salih Kurt:
Kıymetli hocam, değerli hazirun; hepinize hayırlı akşamlar diliyorum. Tabii bizde ailece ırsi bir kalp problemi var. Dedemi rahmetliyi kalpten kaybettik, babamı kalpten kaybettik. Bende de şüpheleri, emareleri var. Bunu açıkça hocama burada ifade etmek istiyorum.
Şöyle… Geçmiş dönemlerde sırtımda bir morluk oldu. Çok ciddi bir kalp krizinin belirtisi dediler. Özel hastanelere gittik, kliniklere vesaire… Sağlık problemlerim var; Müslüm Başkanımla zaman zaman dertleştiğimiz hadiselerim var. Geçmişte başımdan bir işkence hadisesi geçti. Bununla ilgili ciğerlerimde de kalbimde de diğer organlarımda da zaman zaman problemlerim oluyor.
Ama tabii doktor kontrolü şart. Burada tüm misafirlere ve takipçilere açık yüreklilikle ifade edeyim: Doktor kontrolü olmadan biraz zor. Kendimizi korumamız gerekiyor.
Hocamın önerisini almak isterim. Tam kalbimin arkasında, sırtımda geçmiş yıllarda—bundan 6-7 yıl önce—ciddi bir morluk oldu. Bu morluğun kalp krizinden olduğunu söylediler. Çok büyük bir kalp krizi hadisesinden oluşabileceğini söylediler. O zamanlar Prof. Kemal Tahaoğlu’na gitmiştim. Ciğerlerde de problem olduğu için birkaç bölüme sevk etti. Daha sonra EKG, efor testlerinde “kalbin çok iyi” dendi. Bunun üzerine kontrole gitmedim. Takibe gitmedim. Kendisinin bir önerisini almak isterim. Teşekkür ediyorum, hepinize hayırlı akşamlar, saygılar sunuyorum.
Prof. Dr. Mahmut Ulugayan:
Geçmiş olsun öncelikle. “Kalbin arka tarafında morluk kalp krizini gösterir” diye bir şey yok. Çok net: Yok. Kalp krizi morlukla kendini göstermez.
Morluk olduysa kan hastalığı olabilir, farkında olmadan çarpmış olabilirsiniz… Ama kalp krizi belirtisi değildir.
Bazen sırt ağrısıyla kalp krizi kendini gösterebilir; özellikle kalbin arka tarafını ilgilendiren damar tıkanıklığında. Ama “morluk” diye bir belirti kesinlikle yok.
Zaten sonraki kontrollerde de kalp krizi olmadığı söylenmiş, kalbin iyi çalıştığı belirtilmiş. Çok da dikkate almamak lazım.
Demin yaptığım genel tavsiyeler dışında, yaşınızı bilmediğim için şöyle diyeyim: 40 yaşından sonra bir kere kontrol yeterli. Varsa başka bulgular belki yılda bir. Yoksa 2 yılda bir periyodik kontrol yeterlidir. Ama sıkıntı olursa tabii ki 2 yılı beklememek gerekir.
Başkan Salih Kurt:
Hocama teşekkür ediyorum değerli cevapları için. Dikkate alacağım. Hayırlı akşamlar diliyorum, değerli hocam hayırlı akşamlar.
Oturum Yöneticisi Müslüm Aktürk:
Geçmiş olsun Salih Başkanım. Hocam, ritim bozukluğunun cerrahi müdahalesi var mıydı? Yoksa riski ne kadar?
Prof. Dr. Mahmut Ulugayan
Evet, şimdi ritim bozukluğu dediğimiz şey Müslüm Bey, çok geniş bir yelpaze. Şimdi suprent… Yani bunu tabii tıbbi olarak adlandırmak istemiyorum, çok şey oluyor. Ekstra atım, fazla atımdan tutun da hızlı hızlı atması, düzensiz atması… Bunların hepsi ritim bozukluğu adı altında geçiyor.
Kimi hayatı tehdit edici olabiliyor. Mesela hayatı tehdit edici ritim bozukluklarında pil takmak gerekiyor. Çünkü o ritim bozukluğu bir daha geldiğinde pilin devreye girip ritmi normale çevirmesi lazım. Bunu kimde görüyoruz? Daha çok kalp krizi geçiren kişilerde oluyor. Kalp hasar gördüğünde biz koruma amaçlı pil takıyoruz.
Kimisinde de özellikle genç yaşlarda kalpte kaçak bir yol oluyor elektriksel olarak. O devreye giriyor ve o devreye girdiğinde de nabız 160, 170, 180, 200'e kadar çıkabiliyor. Böyle durumlarda gidip onu anjiyo gibi kasıktan girerek yakma işlemi yapılıyor ve bir daha ömür boyu tekrarlamıyor.
Bir de yaş ilerledikçe meydana gelen —demin söylediğim, sizdeki gibi %10’lara varan kişilerde— atriyal fibrilasyon dediğimiz, düzensiz hızlı kalp ritim bozuklukları oluyor. Eğer kişi bunu çok fazla hissediyorsa, yani ilaç veriyorsunuz ama sürekli yürürken kesiliyor şu bu… O zaman bununla ilgili de yakma işlemi yapılabiliyor. Yine anjiyo gibi kasıktan girilerek bir yakma işlemi yapılabiliyor.
Ama bundaki başarı oranı bir öncekinde söylediğim kadar yüksek değil ama yine de %60–70’lere kadar bir başarı var. Peki yakalım mı her hastayı? Bize çalışmalar diyor ki: “Bu hastalarda yakmak ile ilaç tedavisi arasında bir fark yok. İlaç tedavisinden aldığınız yanıt ile yaktığınız, normale çevirdiğiniz zamanki fayda aynı.” Ne zaman yakıyoruz? Sadece kişi hayat kalitesini bozacak şekilde bir ritim problemi oluyorsa yakma işlemi yapmak lazım. Öbür türlü ilaç tedavisiyle takip etmek daha doğru.
Oturum Yöneticisi Müslüm Aktürk
İyi hocam, çok teşekkür ederim. Bu konuda da biraz tereddütte kalmıştım. Bana birisi önermişti, “yaktır” anlamında.
Prof. Dr. Mahmut Ulugayan
Kurtulma yok. Yine aynı ilaçları kullanacaktın. Yani nüks etme ihtimali de yüksek. O zaman hiç gerek yok. Evet, ben önermiyorum. Yani hissetmiyorsanız, çarpıntı şu bu kontrol altındaysa gerek yok.
Oturum Yöneticisi Müslüm Aktürk
Mehmet Ali Hocam, TİNGADER Genel Başkanımız. Buyurun hocam.
Mehmet Ali Çelik
Evet hocam, sorularımın cevaplarını aldım ama yine de gündelik hayatımızda %80–90 ana damarı tıkalı, anjiyo olmuş, bypass olmamış bir hasta için suyun yeri, sporun yeri ve giyim kuşamının yeri nedir diye bir soru sormak istiyorum. Teşekkür ederim.
Prof. Dr. Mahmut Ulugayan
Damarına müdahale edilmiş mi, edilmemiş mi?
Mehmet Ali Çelik
Edildi. İki defa edildi. Açıldı. Stent takıldı. Stent takıldı ama iki tanesi %80–90 açılmadı. Bypass önerildi. 1,5 senedir ona da yanaşılmıyor. İşte gündelik ilaçlarımızı yeme düzenimizi tamam…
Prof. Dr. Mahmut Ulugayan
Ben o ilaçlardan önce şunu da söyleyeyim: Açan vardır, açmayan vardır. Öncelikle onu söyleyeyim. Bir doçent, bir profesör… Ya şimdi benim ismimin önünde bir unvan yazıyor ya; emin olun, takılmayın ona. Unvanlar çok geçici şeylerdir. Yani deneyim başka bir şeydir. Çok takılmıyorum ben. Hiçbir zaman kullanmam yani. Siz orada kullanıyorsunuz, ben sadece “doktor” derim geçerim. Unvan önemli değil.
%80–90 darlıklar varsa birinci seçenek, hayat kalitesini bozuyorsa, onu açmak. Ben açamam, başkası açar. Başkası açamazsa bir başkası açar. Hep bir açan vardır. Yani bilginiz olsun.
İki: %80–90 darlık varsa göğüs ağrısı olana kadar spor öneririz. Ama ne sporu? Yürüyüş sporu, bisiklet sporu. Bunu daha çok öneririz. Çünkü neden? Bunu istediği zaman durdurabilir.
Giyim, kuşam ile ilgili diyeceğimiz bir şey yok. Yeme içme olarak da demin söylediklerimin dışında bir şey demeyeceğim.
Ama damar genellikle açıktır; onu söyleyeyim.
Oturum Yöneticisi Müslüm Aktürk
Allah Allah… Pardon hocam, anlayayım: Damar genellikle açık mıdır dediniz?
Prof. Dr. Mahmut Ulugayan
“Açılır damar” diyorum. Yani şöyle söyleyeyim: Bu yine kişisel bir şey ama damar tıkanıklığı çıkan hastaların %95–99’unu ameliyat olmadan bir şekilde müdahale edebiliyoruz. Artık öyle bir seçeneğimiz var. Ameliyat kesinlikle olan bir şey. Çünkü bazı damar yapıları var ki asla stente uygun olmuyor. Ama çoğuna artık hem tecrübe, hem teknik, hem malzemeyle birçoğunu açabiliyoruz. Yani onu çok net söyleyeyim.
Oturum Yöneticisi Müslüm Aktürk
Anladım. Peki bir soru var, onu soralım da ondan sonra:
Kalp krizi geçiren nasıl anlaşılır? İlk müdahale olarak ne yapmalıyız? Öksürme, oturma, deneyim varsa kalp masajı gibi şeyler yapılır mı?
Prof. Dr. Mahmut Ulugayan
Bunu şöyle küçük bir şeyle söyleyeyim. Demin kalp krizinin nasıl anlaşıldığını, göğüs ağrısı kısımlarını anlattım. Kalp krizi demek, kalbin durması demek değil. Onu söyleyelim.
Yani kalp krizi demek: Göğüs ağrısı oldu, damar tıkandı. Kalp krizi olduğunu düşünüyorsanız —demin dediğim şey— 112'yi arayacaksınız. Mümkünse kendi başınıza gitmeyin. Çünkü yolda kalbiniz durursa siz müdahale edemezsiniz, ama ambulans her şekilde müdahale eder.
Eğer ambulansın gelip sizi hastaneye götürme süresi çok daha uzun olacaksa yine soru işareti ama mümkün olduğu kadar ambulans ile hastaneye gitmek lazım.
İkincisi: Kriz olduysa öksürmek, aksmak, oturup kalkmak hiçbir işe yaramaz. Eğer elinizde kriz olduğunu düşünüyorsanız bir tane aspirin alın, çiğneyip yutun. Kriz olduğunu düşünüyorsanız bir tane almak zararı olmaz. Devamlı almakla bir tane almak arasında fark var. Çünkü geldiğinizde bizim de ilk yaptığımız şey aspirini vermek oluyor. O da sonraki yapılacak işlemde bize fayda sağlıyor; kan sulanmasını sağlayarak.
Biz, haber vererek hastaneye gidiyoruz.
Oturum Yöneticisi Müslüm Aktürk
Her kalp krizi geçiren ölüyor mu hocam? Oran ne kadar?
Prof. Dr. Mahmut Ulugayan
Hayır. %90’ı ölmüyor. Artık müdahaleyle hayatta kalıyor. Çünkü neden? İşte demin dediğim şey: Teşhis erken, tedavi erken. Bir de verilen ilaçlarla uzuyor bu iş.
Birçok insan bilmiyor bile kalp krizi geçirdiğini, hastaneye gitmiyor dolayısıyla.
Oturum Yöneticisi Müslüm Aktürk
Ama kalbe bir darbesi oluyor değil mi onun?
Prof. Dr. Mahmut Ulugayan
E, hasar veriyor. Krizin bir darbesi oluyor.
Oturum Yöneticisi Müslüm Aktürk
Bir de hocam, damar tıkanıklığını biz kendimiz anlayabilir miyiz? Hisseder miyiz? Mesela kriz olmadan nasıl anlarız?
Prof. Dr. Mahmut Ulugayan
Genellikle şöyle oluyor:
“Ben her zaman yürüdüğüm yolu yürüyemez oldum. Çabuk yoruluyorum. Yokuş çıkarken daha çok oluyor. Soğuk havalarda daha çok oluyor. Bir de tok karnına daha çok oluyor. Yürürken burada bir rahatsızlık oluyor, bir yanma oluyor, ağrı oluyor, baskı hissediyorum. Boğazıma baskı vuruyor, koluma vuruyor. Dinlenince geçiyor.”
Bunlar varsa beklemeyeceğiz. Bulut toplanıyor, yağmur yağacak demektir. Bir an önce gitmek lazım.
Oturum Yöneticisi Müslüm Aktürk
Dil altının bir hocam etkisi var mı?
Prof. Dr. Mahmut Ulugayan: Böyle durumlarda şimdi kriz anında dil altı hiçbir işe yaramaz. Çünkü damar %100 tıkalı oluyor. Ama yürürken ağrı mı oluyor? Dinlenince geçiyor. Yürürken dilinizin altına atarsanız ağrıyı keser. Ama gitmek lazım hastaneye.
Oturum Yöneticisi Müslüm Aktürk: Doğal olarak açtırabilir miyiz? Yani doğal beslenerek doktor?
Prof. Dr. Mahmut Ulugayan: Doğal beslenerek damar açılmaz. Asla açılmaz. Tıkanmışsa kireçle… Yani bunu şunun gibi düşünün: Bir yol hasar gördü, siz oraya tekrar bir asfalt dökmeden yolu yapamazsınız. Dışarıdan “yıkadım, şu oldu, bu oldu, şu otu yedim, şu bitkiyi içtim, ceviz suyunu içtim, limon kürünü yaptım, maydanoz…” Emin olun hiçbir faydası yok. Bazıları reklam diyelim… “Şunu içerseniz damara faydası olur.” Faydası yok, hiçbir faydası yok.
Oturum Yöneticisi Müslüm Aktürk: Anlıyorum hocam. Bir saat dedik, 1,5 saati geçti. Biraz daha zorlarsak 2 saati bulacak. Sağlık gerçekten çok önemli. Kalp damar ile kardiyoloji arasındaki fark ne? Hangi durumda kalp damar doktoruna gitmeliyiz? Sorular… (Kalp damar cerrahisi demek istiyor.)
Prof. Dr. Mahmut Ulugayan: Kalp damar ve kardiyoloji arasında… Kalp damar cerrahisi demek istiyor. Kardiyoloji demek, kalp damar hastalıkları doktoru demek. Kalp damar cerrahisi ayrı bir şey. Şimdi kalp damar cerrahisine ne zaman gidiliyor? Biz genellikle gönderiyoruz; cerrahi müdahale gerektiği zaman. Ya da varis varsa bazen cerrahiye gidilir. Varislerle biraz daha onlar ilgilenir. Onun dışında her şeye kardiyoloji bakar. Ameliyat oldu, bir aydan sonra yine kardiyoloji bakar; çünkü EKG, EKO bizim işimiz. EKG ile, EKO ile… Çünkü onlara gittiğiniz zaman bir daha bize yönlendirip “EKO, EKG bakar mısınız, nedir ne değildir?” diye bize sorarlar. İlaç tedavisi kısmı da kardiyolojinin işi.
Oturum Yöneticisi Müslüm Aktürk: Peki organlarımızın en önemlisi hangisi hocam? Onu da soralım, kapatalım ya.
Prof. Dr. Mahmut Ulugayan: Durdu muydu yaşam? Duruyor değil mi? Hangisi isterse… Göz iyi görsün, kalp iyi işlesin. Yani bütün hastalıkların neticesinde kalp durunca yaşam bitiyor.
Oturum Yöneticisi Müslüm Aktürk: Anlıyorum hocam. Çok teşekkür ediyorum. Sağlık gerçekten önemli, kalp çok daha önemli bir organ. Ben de bilgilendim, katılımcılar da bilgilendi. Allah razı olsun. Çok teşekkür ediyoruz. Ben şunu diyorum: Yıllar önce bölgede görev yaptım; Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da terör bölgesinde 10 yıl kadar kaldım. Dağlarda yattık, Cudi’de yattık, yerlerde yattık falan. Sonradan İstanbul'a emekli oldum. Anadolu Ajansı’ndan sonra demiştim; artık gazetecilik yapmam falan demiştim. Bir abimiz, “Zekat sadece para vermek değildir, zekat bildiğin şeyi toplumla paylaşmaktır.” demişti. Siz de bu akşam bilginizin bir yerde zekatını vermiş oldunuz. Allah razı olsun. Çok teşekkür ediyorum. Kapatmak istiyorum ama Fethi Aktürk söz almak istiyor. Ona da tekrar bir izin verseniz söz verelim. Ondan sonra kapatalım. Hocam buyurun.
Fethi Aktürk: Şimdi hocama çok teşekkür ederim, diğer katılımcılara da. Yalnız biz bundan çok fazla doyum alamadık. Çok yakın bir zamanda hocamı tekrar burada istiyoruz. Yani bir ay olur, iki ay olur, ne zaman olursa… Çünkü vaktini de almak istemiyoruz ama saat 11’e geliyor. Bu sözünü almak istiyoruz hocamdan inşallah. Ben Mahmut hocamın nerede çalıştığını duymadım. Hangi hastanede?
Prof. Dr. Mahmut Ulugayan: İstanbul Bezmialem'de. Vatan Caddesi’nde.
Fethi Aktürk: Merkezi bir yer. Evet, ben çok iyi biliyorum oraları. Benim de çocukluğum orada, Fındıkzade’de geçti. Orayı çok iyi biliyorum. Müslüm Bey’in sözünü bir özlü sözle tamamlamak istiyorum: “Öğretmek, ilmin zekatıdır.” Bu gece Mahmut Bey bilgilerinin zekatını verdi. Çok teşekkür ederiz tekrar. Allah razı olsun. Ben de mesleği yaparak emekli oldum hocam. 98’de emekli oldum ama hâlen devam ediyoruz. Biz de inşallah mesleğin zekatını vermeye çalışıyoruz. Müslüm Bey, benim hâlen özel ders verdiğimi ve bu parayla Urfalı öğrencilere burs verdiğimi biliyorsunuz değil mi? Hâlen özel ders veriyorum ve bununla Urfalı ihtiyaç sahibi öğrencilere burs veriyorum. Allah, ben hocamı takdir ediyorum. Tebrik ediyorum. Allah razı olsun. Çok teşekkür ederim.
Prof. Dr. Mahmut Ulugayan: Ben de teşekkür etmek istiyorum. Yani beni buraya çağırdığınız için… İlker’in de böyle bir şeye vesile olması beni ayrıca mutlu etti. Burada bulunup bu sohbette bulunmaktan ben de büyük keyif aldım. Öncelikle onu söyleyeyim. Hakikaten sıcak bir havada geçti. Bir yabancılık gibi değil zaten; biz bize konuştuk gibi oldu. Hani sanki uzun zamandır burada konuşmuşuz gibi oldu. Ben de bu fırsatı verdiğiniz için teşekkür ediyorum hocam.
Oturum Yöneticisi Müslüm Aktürk: Hakkınızı helal edin. Bir soru daha geldi. Onu da o zaman alalım, öyle sizi uğurlayalım. Hatice Hanım demiş ki: “Bir hafta sırtımın sol tarafı çok şiddetli yanarak ağrıdı ama tarifsiz bir ağrıydı. Ve son olarak başım döndü, midem bulandı. Sonuç kısmi felç ve kalp krizi denildi ama şu an çok şükür iyiyim. Tekrar yaşar mıyım diye endişeliyim. Teşekkürler.”
Prof. Dr. Mahmut Ulugayan: Ya şimdi hakikaten dediği şey… Ağrının kendisi baş, mide bulantısı yapar. “Ağrının kendisi kalp krizi değildir.” demem. Bunu diyemem. Görmek lazım. Çünkü EKG’dir, EKO’dur, kan tahlilleridir… Görmek lazım. Ama kısmi felçte bir tarafın ağrıması diye bir şey ben çok bilmiyorum onu söyleyeyim. Bir hafta sürer mi emin değilim. Tarif çok bir yere oturtamıyoruz. Görmek gerekiyor diye düşünüyorum. O tersini de… Yani görmek gerekiyor, onu söyleyeyim yani. Ama sırt ağrısı, kalbin sol tarafında arka taraftaki sırt ağrısı da kalp krizi olabilir. Olabilir, yani bunu dışlayamayız. Görmek gerekiyor yani.
Oturum Yöneticisi Müslüm Aktürk: Aynen. Arkadaşlar çok teşekkür ediyoruz. 11’e çeyrek var. Hocamıza artık izin verseniz uğurlayalım. Allah razı olsun hocam. Hakkınızı helal edin.
Prof. Dr. Mahmut Ulugayan: Çok teşekkür ederim.
Mahmut Şevket Haberveren: Telefonunu alabilirsek sevinirim.
Oturum Yöneticisi Müslüm Aktürk: Telefon işte… Bezmialem Hastanesi. Orada, kolay. Özellikle telefon şey yapmadım da.
Mahmut Şevket Haberveren: Neyse, tamam sorun değil. Ziyaretini yapacağız zaten.
Oturum Yöneticisi Müslüm Aktürk: Hallederiz inşallah. Hocam çok teşekkür ederim. Görüşmek üzere. Allah’a emanet olun.
Prof. Dr. Mahmut Ulugayan: Herkese sağlıklı, hayırlı geceler.
Oturum Yöneticisi Müslüm Aktürk: Teşekkür ederiz verdiğiniz bilgiler için.
Prof. Dr. Mahmut Ulugayan: Sağ olun.
Konferansın youtube üzerinden izlemek için şu linke tıklayabilirsiniz:
Youtube Video Linki: https://youtu.be/ZDjDhOwFRcw


