
Uluslararası Ehli Beyt gönüllüleri, akademisyenler, din âlimleri ve sivil toplum temsilcilerinin geniş katılımıyla düzenlenen “Ehli Beyt Nedir? Allah Ehli Beyt’i Niçin Yarattı?” temalı konferans yoğun ilgiyle gerçekleşti.
Moderatör Müslüm Aktürk’ün yönetimindeki programda Ehli Beyt’in İslam tarihindeki merkezi konumu, ümmetin birlik ve kardeşliği için taşıdığı önem, Kerbela’nın doğru okunması ve günümüz Müslüman toplumlarının yaşadığı sosyopolitik zorluklar ele alındı.
WTJ (Dünya Türk Yazarlar Birliği) ve TİNGADER (Tüm İnternet Gazeteciliği ve Gazeteciler Derneği) tarafından düzenlenen online konferansta, Uluslararası Ehli Beyt Araştırma ve Dayanışma Derneği Genel Başkanı Araştırmacı-Yazar Cesim Zeydanlı konuk oldu. Gazeteci-Yazar Müslüm Aktürk’ün yönetiminde gerçekleşen video konferansta şu konularda önemli bilgiler verildi:
- Ehl-i Beyt nedir?
- Farklı kesimlerde farklı Ehli Beyt tanımı yapılmaktadır, niçin?
- Kur'an ve hadislere göre İslam literatüründe Ehli Beyt nedir?
- Günümüzde Ehli Beyt nasıl tanımlanıyor ve toplumda nasıl algılanıyor?
- Ehli Beyt adı kullanılarak Müslümanların dini duyguları nasıl istismar ediliyor?
- Gerçek Ehli Beyt’in vasıfları nelerdir, toplumda gerçek Ehli Beyt’i nasıl tanıyabiliriz?
- Allah Ehli Beyt’i niçin yarattı?
- Ehli Beyt’in görevleri nelerdir? Konuları ele alındı.
Konferansın ana konuşmacısı Cesim Zeydanlı, Ehli Beyt’in ilim, hikmet ve adalet misyonunu detaylı şekilde anlatarak,
“Ehli Beyt’i tanımak, Peygamber Efendimizi tanımaktır” vurgusunu yaptı.
Zeydanlı, Ehli Beyt sevgisinin Kur’an ve sünnetle sabit olduğunu, ümmetin yeniden dirilişinin ise hikmet, teslimiyet ve adaletle mümkün olacağını ifade etti.
Seyyid Hüseyin Zerraki, Osmanlı’dan bugüne nakledilen Nakibü’l Eşraf defterleri üzerinden Türkiye, Balkanlar ve bölgedeki seyyid–şerif nüfusunun tarihsel kayıtlarını aktardı.
Mehmet Ali Çelik, Mehmet Marangozoğlu, Zafer Hoca, Ayetullah Coşkun ve Av. Mustafa Kuran gibi isimler, Ehli Beyt’in Müslüman toplumların birlik, adalet ve merhamet eksenli birleşmesindeki rolünü vurguladı.
USSAM VURGUSU ÖNE ÇIKTI
Konferansın en kritik başlıklarından biri, bölgesel ve küresel adaletsizliklerin önüne geçmek için USSAM Mahkemeleri’nin kurulması gerekliliği oldu.
USSAM Komisyonu Başkanı Sayın Salih Kurt, konuşmalar boyunca yaptığı yerinde müdahaleler ve değerlendirmelerle, özellikle:
-
savaş suçlarının belgelenmesi,
-
evrensel insan haklarının korunması,
-
mazlum halkların hukukunun savunulması,
-
bölgesel huzurun tesis edilmesi
konularında Uluslararası Savaş Suçları Araştırma Mahkemeleri’nin zorunluluk haline geldiğini vurguladı.
Sayın Kurt, Müslüman ülkelerde artan zulüm, eşitsizlik, kuşatma ve baskı politikalarına karşı USSAM’ın “adaletin kurumsal zemini” olacağını belirterek, Türkiye’nin bu süreçte öncü rol üstlenmesi gerektiğini ifade etti.
Konferans boyunca USSAM vizyonunun, Ehli Beyt’in temsil ettiği adalet, hikmet ve hakkaniyet anlayışıyla birebir örtüştüğü sık sık dile getirildi.
İŞTE KONFERANSIN SORU VE CEVAPLARIYLA TAM ÖZETİ
EHLİ BEYT NEDİR? ALLAH EHLİ BEYTİ NİÇİN YARATTI?
Moderatör Müslüm AKTÜRK: Değerli Hocam, Reha Bey hoş geldiniz sizler de. Bugün iki tane kitap dağıtacağız, hediye edeceğiz. Bugün iki kitap hediyemiz var. Evet, Cesim Hoca’nın hediyesi. Bu kura işini Seval Hanım üstlendi sağ olsun. Katılanların ismini yazacak, orada kurayı çekecek. İki kişiye çıkacak, hayırlısı. Cesim Hocamızın ismini yazmıyoruz ama; ona çıkmasın.
Seval TEOMAN: Tamam, onun adını yazmamalıyım.
Moderatör Müslüm AKTÜRK: Mehmet Ali Hocam, Genel Başkanımız. Mehmet Ali Hocamızı alalım. Maşallah bugün bereketli herhalde. Katılımcı sayımız da biraz fazla sanırım. Mehmet Ali Hocam burada mısınız? Sayın Genel Başkanım?
Cesim ZEYDANLI: Şu an Müslüm Hocam, bakın Amerika’dan Profesör Doktor Cevdet Akbay Bey katıldı. Siz tanımıyorsunuz kendisini ama ben tanıyorum. Amerika’dan katılıyor o.
Moderatör Müslüm AKTÜRK: Maşallah. Hoş geldiniz. Sayın Cevdet Hocam, mikrofonunuz kapalı. Açar mısınız? Hoş geldiniz Amerika’dan buraya.
Cevdet AKBAY: Teşekkürler. Hayırlı akşamlar size.
Moderatör Müslüm AKTÜRK: İyi akşamlar. Lütfedip tanıtır mısınız Sayın Hocam kendinizi?
Cevdet AKBAY: Adım Cevdet Akbay. Cesim Hoca ile 30 sene önce tanıştık. O 90'ların, 80'lerin sonu, 90'ların başları. ’93’te Amerika’ya geldim doktora yapmak için. Burada kaldık. Yani elimizde olmayan sebeplerden dolayı burada kaldık. Buradayız. Bir devlet üniversitesinde kimya profesörü olarak çalışıyorum. Kimya dersleri veriyorum.
Moderatör Müslüm AKTÜRK: Maşallah. Gidip geliyor musunuz Türkiye’ye?
Cevdet AKBAY: Yazları genelde. Senede bir, iki senede bir Türkiye’ye geliyoruz. Çocuklar küçükken sık sık giderdik. Şimdi de senede bir.
Moderatör Müslüm AKTÜRK: Ya Amerika eskiden rüya gibi derlerdi. Şimdi bazen izliyoruz televizyonda, diyorlar eskisi gibi değil durum, son derece kritik. 2050 yılına kadar bölünür, eyalet sayısı işte bilmem şu kadara düşer falan filan. Var mı öyle bir şey Hocam?
Cevdet AKBAY: Yani bilemezsiniz, devletlerin çöküşü uzun sürer. Osmanlı’nın kaç… 300 sene falan sürdü. Yani şu anda Amerika’nın çökecek gibi bir durumu yok. Tabii haberlerde biraz abartıyorlar. Böyle kıyı köşe şeyleri gösteriyorlar; “Amerika çöktü, çökecek” falan diye. Yok öyle bir şey aslında. Yani Amerika’nın ıslah olması için dua etmek lazım. Hani yıkılmasından çok, ıslah olursa insanlığa faydalı bir devlet olursa çok daha hayırlı olur diye düşünüyorum. Yani öyle dua ediyorum.
Moderatör Müslüm AKTÜRK: Sizlere büyük iş düşüyor Hocam. Çünkü orada da herhalde hâkim bir bölüm var. Siyonizm. Orası nasıl İslam olabilir? Bilemiyoruz Amerika’yı da.
Cevdet AKBAY: Hı hı. Evet. Yani inşallah tabii Allah’tan ümit kesilmez. Mesele sadece Müslümanlarla bitmiyor. Dediğiniz gibi burada Siyonizm, dünyanın dört bir köşesinde olduğu gibi burada daha çok, daha baskın. Sanat olsun, meclis olsun. Büyük bir çoğunluğunu bunlar parayla destekliyorlar. Burada seçimde yardım ediyorlar ve kontrolleri altına alıyorlar bir nevi. Ancak bu son Gazze olaylarından sonra Hristiyanlarda büyük bir uyanış gözleniyor. Yani apaçık işlenen cinayetler, özellikle çocuklara, kadınlara yönelik cinayetler… Vicdan sahibi Hristiyanlar şu anda ayaklanmış durumda ve Siyonistlere karşı büyük bir başkaldırı var. Şimdiye kadar medya hâlâ onların elinde ama Hristiyanlarda özellikle —Müslümanlardan çok— bir vicdana geliş, Siyonizme karşı özellikle çok gözle görülür bir mücadele var. Çok farklı gelişmeler oluyor.
Moderatör Müslüm AKTÜRK: Yani bu New York Belediye Başkanı’nın seçimi kazanması bundan mı kaynaklı acaba?
Cevdet AKBAY: Kesinlikle. Yani bundan 4 sene önce olsaydı, bu Gazze olaylarından önce olsaydı kazanamazdı. New York’un üçte biri Yahudidir. Yahudi nüfusu ve %60’a yakın özellikle gençler onu destekledi. Yani bütün Yahudiler Siyonist değildir. Tabii tabii. Biliyorsunuz birçok Siyonist Müslüman da var. Birçok Siyonist Hristiyan da var. Yahudiler de var tabii. Şu anda tepki Yahudilere değil, tepki Siyonistlere. Yani Netanyahu kafasındaki Siyonistlere. Mamdani’nin kazanmasının büyük etkisi oldu. Mesela açık oturumda soruyorlar, izlemişsinizdir… Adaylara “Nereye gideceksiniz?” diye soruluyor. Biri “İsrail’e gideceğim” diyor, öbürü de “İsrail’e gideceğim” diyor. Buna sıra gelince “Ben burada duracağım. Burası benim vatanım, New York. Buradaki vatandaşların sinagoglarına gideceğim, yerlerine gideceğim, hizmet edeceğim.” Bu duruş ona kazandırdı. Yoksa sadece Müslümanların oyuyla kazanması biraz zor. Demek ki bazen şer bildiğimiz şey hayra yol açıyor.
Moderatör Müslüm AKTÜRK: Evet, doğru. Orada ölen insanları şehit olarak görüyoruz. Çocuklar ebedi hayat kazandılar inşallah. Ama dünyada bir uyanışa vesile oldu bu son Gazze olayları. İnşallah. Cesim Hocam, sizin zamanınızdan almış olacağım ama Hocama bir soru daha sormak istiyorum izin verirseniz. Oradaki üniversitelerle buradaki üniversiteleri nasıl kıyaslayabiliriz Hocam? Burada mesela hemen hemen her ilde bir, belki bir birkaç tane üniversite oldu. Eğitim düzeyi biliyorsunuz… Amerika’da nasıl Hocam? Böyle çok mu üniversite sayısı veya bir de herkes üniversiteyi mutlaka bitirecek şeklinde bir şartlanma var mı ailelerde?
Cevdet AKBAY: Amerika’da 5.000 küsur tane üniversite var. 350 milyona yakın nüfus. Nüfusa vurduğumuzda kaç bin kişiye kaç üniversite düşüyor? Bunların bir kısmı 2 yıllık. 2 yıllık üniversitelere devlet çok büyük yatırım yapıyor. Mesleki hazırlık için milyonlarca dolar, hatta milyarlarca dolar yatırım yapılıyor her bir 2 yıllık üniversiteye. Öğrenciler gidip akşam dersleri okuyor; normal mesleki edinme dersleri alıyor. Çok güzel şey. Türkiye’deki 2 yıllıklardan biraz farklı. Burada sadece teori değil, uygulamasını da yapıyorlar. Mesela bilgisayarda bilgisayarın önüne geçip ders yapıyorlar uygulamalı. Diyelim elektrikçiyse elektrik dersleri var uygulamalı. Yani mesleğe hazırlıyorlar. Öğrenci bir sertifika aldığı zaman çok iyi bir elektrikçi veya tamirci, tesisatçı olabiliyor. Bilgisayar konusunda bazen 1 senelik, 2 senelik bir eğitimle… Tabii bu 5.000 küsur üniversitenin çoğu 4 yıllık. Burada zencilerin yaklaşık 104-105 tane üniversitesi var Amerika çapında. Bir de Amerika’nın yerlileri Kızılderililerin 30 küsur üniversitesi var. Daha çok devlet destekli tabii. Kabile üniversitesi diyorlar. Onlar sadece onlara hizmet ediyor. Baya üniversite var tabii. Üniversite fazlalığı olduğu için herkes gitmek zorunda hissetmiyor ama giden oluyor tabii.
Bizim üniversite devlet üniversitesi, tarihi zenci üniversitesi. Yıllık 20.000 dolara yakın okul masrafı var. Öğrenci 20.000 doları ödeyecek. Tabii burs alıyor bazen çocuklar. Bir dönem ders veriyordum. Bir kız öğrenci hep 20 dakika geç geliyordu. Sabah 8’de dersim. “Niye geç geliyorsun?” dedim. “Hocam, gece 5-6’da eve geliyorum. Ancak hazırlanıp geliyorum” diyor. Çalışıyor. Tek başına, evli değil ama çocuğu var. Bu durumda olan öğrenciler var. Türkiye’deki biraz farklı. Okul parasız, üniversite parasız. Burada liseye kadar parasız ama liseden sonra ücretli oluyor.
Moderatör Müslüm AKTÜRK: Hocam, bir gün sizi de konuk alırız inşallah, uygun olduğunuz bir zamanda. Amerika’yı biraz daha detaylı, sağlam bir yerden öğrenmiş oluruz inşallah.
Cevdet AKBAY: İnşallah.
Moderatör Müslüm AKTÜRK: Mehmet Ali Hocam, bir selamlama konuşması yaptıktan sonra Cesim Hocaya sözü vereceğiz. Bir hoş geldin demek için sözü veriyorum. Daha sonra soru-cevap bölümünde istediğimiz kadar konuşuruz.
Mehmet Ali ÇELİK: Hepinize hayırlı akşamlar olsun. Hoş geldiniz diyorum. Biz de TİNGADER ailesi olarak boş durmuyoruz. Türkiye’nin ve dünyanın gidişatı hakkında kendimizi ve çevremizi kontrol ediyoruz. Türkiye’de önemli bir konumda olan Tüm İnternet Gazetecileri ve Gazeteler Derneği’ni birkaç sene önce kurduk. İlleri de dernek kurar gibi şubeleşme şeklinde kuruluş sürecimizi devam ettiriyoruz. Bu arada akademik, uluslararası hakemli TİNGADER Türkiye adında bir dergimiz de var. Aralık sayısı önümüzdeki iki hafta içerisinde çıkacak. Allah’tan bir aksilik olmazsa 3. senesine giriyor. Bu vesileyle TİNGADER diğer illerde temsilcilikler bazında teşkilatlanırken her şube ayrı bir dernek kurarak şubeleşmiş oluyor. Bu şekilde 70’e yakın ilde dernekleştik ve binlerce üyemiz var. Şimdilik bu kadar olsun. Katılımcı arkadaşlar, hepinize saygılar sunuyorum. Hayırlı akşamlar diliyorum.
Moderatör Müslüm AKTÜRK: Teşekkür ederim Sayın Hocam. Salih Başkanım, Cesim Hocam, biz konferansı iki dernek adına organize ediyoruz. Biri TİNGADER (Tüm İnternet Gazetecileri ve Gazeteciler Derneği), biri de Dünya Türk Yazarlar Birliği. Onun da başkanı Salih Bey. Salih Bey, siz de böyle bir iki cümle ile selamlama konuşması yaparsanız diğer soru-cevap bölümünde biraz daha geniş tutabiliriz konuşmayı. Buyurun.
KASSAK -USSAM Başkan Salih KURT: Teşekkür ederim. Cesim Hocam, öncelikle hoş geldiniz, şeref verdiniz. Çok değerli katılımcılarımız var. Konuklarımıza da hoş geldiniz demek istiyorum. Cesim Hocamızın vaktinden almamak adına konuşmamı burada tamamlıyorum. Soru-cevap bölümünde Hocamıza sorularımız olacaktır. Bu konferansın da hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum. Hepiniz hoş geldiniz.
Moderatör Müslüm AKTÜRK: Teşekkür ederim, sağ olun. Cesim Hocam, hoş geldiniz, şeref verdiniz. Değerli vaktinizi bize ayırdığınız için… Ehli Beyt konusunu bugün işleyeceğiz. Böyle birkaç soru da hazırladık. Zaten sizinle istişare ederek hazırlamıştık. Hem onları ben sorayım, onlarla giriş yaptıktan sonra 15-20 dakika sonra konuklarımızın sorularını alırız. Söz almak isteyen olur, onlarla devam ederiz. İnşallah bir saat içerisinde bitirmeye çalışırız. Sayın Hocam, zaten programımızın başlığı da “Ehli Beyt nedir? Allah Ehli Beyt’i niçin yarattı?” Farklı kesimlerde farklı Ehli Beyt tanımı yapılmaktadır; niçin? Kur’an hadislerine göre İslam literatüründe Ehli Beyt nedir? Günümüzde Ehli Beyt nasıl tanımlanıyor ve toplumda nasıl algılanıyor? Ehli Beyt adı kullanılarak Müslümanların dini duyguları nasıl istismar ediliyor? Ehli Beyt’in görevleri nedir? Bir de Hocam, Ehli Beyt, Seyyid, Şerif… Bunlar arasında bir fark var mı? Onları da bize bir görüşte anlatırsanız memnun oluruz. Buyurun Hocam. Sizi dinliyoruz. Diğer arkadaşlarımız da mikrofonları kapatırsa Sayın Hocamızın sesi daha net gelir bize. Ben de kapatıyorum. Buyurun Hocam.
Cesim ZEYDANLI:
Bismillahirrahmanirrahim. Elhamdülillahi Rabbil Âlemin. Vessalâtü vesselâmü alâ Resûlina Muhammedin ve alâ âlihî ve a'lâ ebâihî ve ashâbihî ecmaîn.
Muhterem hazirun; sözlerime başlamadan önce, konunun başlangıcında Müslüm Hocamın belirttiği iki tane kitap hediyemiz var. Bunlardan bir tanesi, bizim Uluslararası Ehli Beyt Derneği'nin İslam tarihinde ilk defa tercümesini yapıp orijinal Arapçasıyla birlikte baskısını yaptığımız, mezheplerden önce yazılan İslam fıkhıdır.
İkincisi de, şu an grubumuzda bulunan çok kıymetli bir Alevi Bektaşi dedesi var: Süleyman ÜSTÜNER Dede. Kendisine de buradan hoş geldiniz diyorum. Onun kitabı olan Gerçekname… Gerçek kaynaklara dayalı olarak araştırıp yazdığı, kendisini takdir ettiğimiz, teşekkür ettiğimiz bir üstad. Sağ olsun, biz ondan kitap istedik, gönderdi. O kitabı da hediye edeceğiz.
Üçüncüsü, dün Cuma ve Cumartesi günü uluslararası bilim şenliği olarak düzenlediğimiz sempozyumun başkanı, kurucusu, düzenleyicisi, Türkiye'deki temsilcisi Hacı Bayram Veli Üniversitesi’nde Prof. Dr. Yakup CİVELEK Hocam. O da şu anda grupta, katılımcılar arasında. İnşallah programın sonunda bu hocalarımıza da birer söz hakkı verirsek, onlar da bu konularla ilgili bize kısa bir bilgi verirler.
Şimdi efendim, “Ehli Beyt nedir?” dedik. İslam dünyasında 57 İslam ülkesi var. 2 milyar Müslüman var. Ama İslam dünyası paramparça. Birbirleriyle savaşanlar Müslümanlar olduğu gibi, bu bölünmüş, parçalanmışlıktan istifade eden Müslümanların düşmanları da Müslümanlara zulmetmekte, Müslümanları ezip sürekli zillet içerisinde bırakmaktadır.
Müslümanların bölünmesinin nedeni ne? Allah'ımız bir, kitabımız bir, Peygamberimiz bir. Bu bölünme niye?
Başlangıçta Ehli Beyt kavramı, Efendimiz’den (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) önceki bütün peygamberler döneminde hane halkı; yani bir kişinin, bir şahsın veya bir peygamberin hanesinde yaşayan ailesi, torunları, evlatları… Bu kavram, Efendimiz’e (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) gelinceye kadar böyle devam etmiş. Ama Efendimiz’e (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) İslamiyet ve nübüvvet geldikten sonra bu kavram değişmiştir.
Şimdi kavramları, soyut ve somut kavramların tümünü yaratan Allah’tır. İsimlendiren Allah’tır. Ehli Beyt kavramı maalesef her kesim tarafından farklı bir şekilde değerlendirilmektedir. Farklı şekilde yorumlanmaktadır. Ama biz diyoruz ki; kavramları, soyut ve somut her şeyi yaratan Allah doğru bir şekilde onu tanımlamıştır. O zaman hakkı, hakikati öğrenebilmemiz için bu konuda Allah ve Resulü bize ne demiştir, ona bakmamız lazım.
Çünkü Hz. Ali Efendimiz buyurur ki:
“Önce hakkı öğren, sonra hakkın ne olduğunu anlarsın.”
Ehli Beyt kavramı Efendimiz’den (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) önce aile fertlerini kapsıyordu. Efendimiz’den (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) sonra Kur'an-ı Kerim ayetleri ve Hadis-i Şeriflerde vakalarla Ehli Beyt tanımı yapılmış. Ancak maalesef İslam literatüründe, kaynaklarda, kitaplarda Efendimiz’den (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) sonra siyasi nedenlerden dolayı insanlar fırkalara bölündüğü için, bu kavramları ve ayetleri de saptırarak kendilerine göre farklı tanımlamalara giderek kendilerine pay çıkarmışlardır.
Efendim; Şia’ya göre, yani Caferi fıkhına göre Ehli Beyt farklıdır. Anadolu’daki Alevi inancındaki kardeşlerimize göre Ehli Beyt farklıdır. Suriye’deki Nusayri kardeşlerimize göre Ehli Beyt farklıdır. Ehli Sünnet kesimine baktığımız zaman onlarda da Ehli Beyt farklıdır. Yani herkes kendisine göre bir Ehli Beyt tanımı yapıyor.
Oysa kaynaklara baktığımız zaman önce Ehli Beyt’in tanımını yapalım. Sonra Allah bu kavramı niçin yaratmış? Kur'an'da bununla ilgili ne demiş? Bizi ilgilendiren kısım nedir? Bölünmemizin asıl nedeni nedir? Bu üç soruya cevap verirsek, inşallah toplumumuzdaki ve İslam dünyasındaki bölünmüşlüğün, parçalanmışlığın nedenini bir nebze olsun aydınlığa kavuşturmuş oluruz. İnşallah bu vesileyle de Ümmet-i Muhammed’in ittihad-ı İslam'ına, birlik ve beraberliğine vesile olur.
Efendim; Ehli Beyt demek hane halkı, ehil halk demektir. Beyt de evdir.
İslam literatüründe Ehli Beyt üç farklı kesimi ifade etmektedir.
Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), dünya hayatında canlı Kur'an olarak yaşadığı hayatının sonunda —kendisinden önceki peygamberlerin hiçbiri kendisinden sonrasına bir emanet bırakmamışken— veda hutbesinde şöyle diyor:
“Ben size iki değerli, ağır emanet bırakıyorum. Bu iki emanete sarıldığınız müddetçe asla sapıklığa düşmezsiniz. Onlardan biri Allah'ın kitabı Kur'an, diğeri itretim olan Ehli Beytimdir. Bu ikisi Havz-ı Kevser’in başında bana kavuşuncaya kadar asla birbirinden ayrılmaz.”
Niye acaba bu emaneti bıraktı? Bu, biraz sonra açıklayacağımız sorunun cevabı.
Bu hutbede birçok kez ihtaren Kur'an-ı Kerim'in önemi; yani Müslümanların Kur'an'a sarılması gerektiği ve Kur'an'dan sonra da Kur'an’ın ve Sünnetin temsilcisi, hizmetkârı olan Ehli Beytim hakkında size Allah'ı hatırlatıyorum, Ehli Beytim hakkında size Allah'ı hatırlatıyorum diye üç defa tekrar etmiştir.
Günümüzde Ehli Beyt, siyasi ve nefsani çıkarlar nedeniyle saptırılmış; anlamı, önemi yanlış anlaşılır hale gelmiştir. Üç farklı kısmı ifade etmesine rağmen bunların farkı bilinmediği için kavram karmaşasına neden olmuştur.
Şimdi bakalım, bu üç farklı kısım nedir?
- Kısım — Efendimiz’in Nesli (Ali Aba / Ahl-i Aba / Pençe-i Âli Aba)
Kaynaklarda Ali Aba, Ali Beyt, Ashabü’l-Aba, Hamse-i Âli Aba, Ehlü’l-Kisâ, Pençe-i Âli Aba olarak ifade edilen; Efendimiz’i (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ve O’nun “neslim” dediği kişileri ifade eder. Bunlar beş kişidir:
- Efendimiz Hz. Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)
- Ali (Aleyhisselam)
- Fatıma
- Hasan
- Hüseyin (Aleyhisselam)
- Kısım — Zilkurba (Hanedeki Yakınlar)
Hadis-i Şeriflerde sabittir. Efendimiz’in (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) hanesindeki hanımları ve yakınlarından olup Efendimize ve Ali Beyt’e iman eden, ona taraftar olanlardır.
- Kısım — Ali Muhammed (Manevi Ehli Beyt)
Efendimizin davasına iman etmiş, Ali Beyti kendisine rehber edinmiş, onunla beraber hareket etmiş; manen Ehli Beyt’ten sayılanlardır.
Ali Aba ile ilgili ayetler…
- Meveddet Ayeti — Şûrâ Suresi 23:
“Habibim Ya Muhammed! De ki: Ben sizden, size olan tebliğ vazifeme karşı yakınlıkta akrabalarıma, Ali Beytime muhabbetten başka bir ücret istemiyorum.”
Bu ayet nazil olduğunda sahabeler, Efendimize gelip sorar:
“Ya Resulallah, Allah’ın bize farz kıldığı yakın olmamız gereken akrabalarınız kimlerdir?”
Efendimiz buyurur:
“Fatıma, Ali, Hasan ve Hüseyin’dir.”
- Tathir Ayeti — Ahzab Suresi 33:
“Ey Ehli Beyt! Allah sizden ancak kiri (günahı) gidermek ve sizi tertemiz kılmak ister.”
Efendimizin uygulamasıyla ilgili Ümmü Seleme ve Hz. Âişe validelerimizden gelen sahih rivayetlerde; Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), Hz. Ali, Hz. Fatıma, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’i abasının altına alıp şöyle dua etmiştir:
“Allah'ım! Bunlar Muhammed’in ailesi ve soyudur. Rahmet ve bereketini onların üzerine indir.”
Ve bu ayet indikten sonra Efendimizin 6 ay boyunca sabah namazına giderken Fatıma annemizin evinin önünden geçip Tathir Ayetini okuduğu rivayet edilmiştir.
- Mübahale Ayeti — Âl-i İmran 61
Necran Hristiyanları ile münazara sırasında nazil olan bu ayet gereği, Efendimiz mübahaleye giderken yanına sadece şunları almıştır:
- Hz. Ali
- Hz. Fatıma
- Hz. Hasan
- Hz. Hüseyin
Hristiyanların başpiskoposu onları görünce şöyle der:
“Vallahi bu yüzlerde öyle bir nur görüyorum ki, bunlar isterse Allah bir dağı yerinden koparıp diğerinin üzerine yıkar. Bunlarla mücadele ederseniz yok olursunuz.”
- Salavat Ayeti — Ahzab 56
Sahabe sorar:
“Ya Resulallah, sana nasıl salat edeceğiz?”
Efendimiz vahyi bekler… Cebrail gelir ve öğretir:
“Allahümme salli alâ seyyidina Muhammedin ve alâ âli seyyidina Muhammed…”
Bu yüzden namazda salli-barik okunur. Üç mezhepte bu duayı okumayanın namazı bâtıldır.
Kevser Suresi ve Nesep Meselesi
Müşrikler:
“Onun soyu kesiktir.” dediklerinde Kevser Suresi nazil olur.
Efendimiz buyurur ki:
“Fatıma'nın evlatları hariç, bütün kadınların nesli babasındandır. Fatıma’nın evlatları ise benim evlatlarımdır.”
Ve:
“Herkesin nesebi kesilir; benim nesebim ve sebebim kıyamete kadar devam eder.”
Kerbela’da nesli yok etmeye çalışanlara rağmen, Hz. Hüseyin’in oğlu Zeynel Abidin sağ kalmış ve Efendimizin nesli buradan devam etmiştir.
Zil kurba kimdir?
Zilkurba olan Ehli Beyt, Efendimizin hanımları ve yakın akrabalarıdır. Bunun da ispatı Enfal Suresi 41. ayettir. Rabbimiz şöyle buyurur:
“Şunu bilin ki ganimet olarak aldığınız şeylerin beşte biri Allah’a, Resulüne, onun akrabalarına, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışlara aittir.”
Enes (r.a.) Hazretleri buyurur ki:
“Hz. Zeynep’in düğünü günü Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) eşlerinin hepsine uğradı. Hepsine: ‘Selam size, Ey Ehli Beyt, nasılsınız?’ dedi.”
Zeyd (r.a.) da buyurur ki: Efendimizin hanımları da Ehli Beyttendir.
Ama soy demek değildir bu.
Burada “Kureyş de Ehli Beyttendir” diyenlere karşılık bu iddianın yanlış olduğunun bir ispatı da şudur:
Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), humus dediğimiz ganimetten alınan payın beşte birini akrabalarından; Müslim, Akil, Abbas, Hz. Fatıma, Hz. Hüseyin’den başka kimseye vermemiştir. Bundan dolayı Kureyş’in diğer mensupları Ehli Beyt’ten sayılmamıştır.
✔ Ali Muhammed dediğimiz üçüncü grup
İslam’dan önce kabile ve soy bağı vardı. İnsanlar bir kabileye veya bir soya mensubiyetten dolayı akraba sayılıyorlardı. Ama İslam’dan sonra bu kan ve kabile bağı yerine din bağı, iman bağı denen bir kavram ortaya çıkmıştır.
İman bağının özelliği; Allah ve Resulüne iman edip, Ehli Beytine bağlı olup, canla başla o yolda çalışanlara Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) manen Ehli Beyt demiştir.
Efendimiz buyurur ki:
“Selman bizdendir. Ehli Beyt’tendir. Cennetin kendisine müştak olduğu kişilerdendir.”
Yine buyurur ki:
“Ehlimin bana en sevgilisi; Allah’ın ve benim nimetime mazhar olan Üsame bin Zeyd’tir.”
“Enes de Ehli Beyt’tendir.”
Bu gibi manevi Ehli Beytler, Efendimizin zamanında vardı.
Bu kıyamete kadar da aynı vasıflarda olan kişiler için geçerlidir.
✔ Ayrılık niye?
Müslümanların ortak paydası: Şii, Alevi, Caferi, Bektaşi, Sünni bütün kardeşlerimizin hepsi Ehli Beyt’i seviyor. Allah’ı seviyor. Kur’an’ı seviyor. Resulullah’ı seviyor.
Ama ayrılık niye?
Çünkü tanımlar farklı, değerlendirmeler farklı.
Burada “Ehli Beyt nedir?
Ehli Beyt niçin yaratıldı?” diye bir ifade kullandık.
Aslında tam manasıyla bu çok iyi ifade etmiyor.
Bizim kastımız şudur:
“Allah Ehli Beyt kavramını yaratırken, bunun hikmeti nedir? İslam’da Ehli Beytin önemi nedir? Görevi nedir?”
Anlaşılsın diye böyle bir vurgu yaptık.
Allah hiçbir şeyi gereksiz yaratmamıştır.
Yarattığı her şey yerli yerindedir.
✔ Niçin Efendimiz’den sonra Emanet bırakıldı?
Dedik ki; Peygamber Efendimiz’den önceki hiçbir peygamber kendisinden sonraki ümmetine bir emanet bırakmamış.
Efendimiz bıraktı. Niçin?
Efendimizin evladı İmam Zeyd der ki:
“Hz. Âdem Aleyhisselam’dan Resulullah’a (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kadar gelen bütün peygamberler, Allah’ın ‘elest bezminde’ kulların Allah’a verdikleri söze sadık kalmaları, hakka tabi olmaları, kulluk görevlerini yerine getirmeleri için hakkı tebliğle görevli olarak gelmişlerdir.
Kendilerine kitap verilmiş. Bazıları kendilerinden önceki peygamberin kitabıyla aynı hükümleri devam ettirmiştir. Ama insanlar belli bir süre sonra yine haktan ayrılmış, nefse ve şeytana uyarak fırkalara ayrılmışlardır. Allah tekrar insanları hakka döndürmek için yeni bir peygamber ve yeni bir kitap göndermiştir.
Bu süreç Efendimize (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kadar devam etmiştir.”
Ancak:
“Efendimizin (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) vefatından sonra insanlar yine nefislerine uyarak fırkalara ayrıldılar.
Peki bugünden sonra yeni bir peygamber gelmeyecek, yeni bir kitap da gelmeyecek.
Bu insanlar nasıl kurtulacak?”
İmam Zeyd’in cevabı:
“**Ümmetin kurtuluşu, Efendimizin bıraktığı iki emanettedir:
- Allah’ın Kitabı
- Ehli Beyt**”
✔ Ehli Beytin görevi nedir?
Efendimiz buyurur ki:
“Kur’an ve Ehli Beyt birbirinden asla ayrılmaz. Kıyamette Havz-ı Kevser’in başında bana gelinceye kadar.”
Ehli Beyt:
✔ Allah’ın kitabından ayrılmaz
✔ Resulullah’ın sünnetinden ayrılmaz
✔ Taviz vermez
✔ En iyi temsil eder
✔ En iyi açıklar
✔ En iyi yaşar
Hz. Hüseyin Aleyhisselam bile bile niçin canını verdi?
- Öleceğini biliyordu
- Çocuklarının öldürüleceğini biliyordu
- Ama taviz vermedi
Niçin?
“Allah’ın kitabı ve Resulullah’ın sünnetinden bir zerre taviz vermemek için.”
İmam Zeynel Abidin der ki:
“Parça parça doğransam, yere düşsem yine Allah’tan tek bir şey isterim:
Ümmet-i Muhammed’in arasındaki bidatları kaldırsın.
Ümmet, Allah’ın Kitabı ve Resulullah’ın sünnetinde birleşsin.”
✔ Allah bazılarını üstün kılmıştır
Bazıları der ki: “Hepimiz Ehli Beytiz.”
Hayır.
Allah bazı insanları bazılarına üstün kılmıştır.
Nasıl ki:
- Taş taşsa ama elmas ayrı, kömür ayrı
- Meyveler içinde kaliteli elma ayrıdır
- Hayvanlarda yarış atı ile yılkı atı bir değildir
İnsanlar içinde de bazılarını Allah seçmiştir:
- Nebi
- Resul
- Hikmet ehli
- İlmin taşıyıcıları
Hikmet çalışarak elde edilmez.
“Allah kime hikmet vermişse ona büyük bir lütuf vermiştir.”
Hz. Hasan (a.s.) der ki:
“Biz hikmet hazinelerinin anahtarıyız.”
İmam Zeyd der ki:
“Biz Ehli Beyt olarak Resulullah’ın mayasını ve kanını taşıyoruz.
Kur’an bizim evimizde nazil olmuştur.
Sünnet atamızın açıklamasıdır.
Kur’an’ı ve sünneti bizden daha iyi kimse anlayamaz.”
Efendimiz buyurur:
“Ben ilmin şehriyim, Ali kapısıdır.
Ben hikmet eviyim, Ali kapısıdır.”
✔ Ehli Beytin vasfı nedir?
- Dünyevi çıkar gözetmez
- Kimseden bir şey talep etmez
- Sadece Allah ve Resulünün davasına hizmet eder
- Bidatlara karşı mücadele eder
- Kur’an ve sünneti en doğru şekilde açıklar
- Birlik ve beraberlik için çalışır
İmam Zeynel Abidin der ki:
“Babam Hüseyin, ‘Ben peygamber torunuyum’ diyerek kimseden bir şey almamıştır.”
✔ Nuh’un gemisi benzetmesi
Efendimiz buyurur:
“İçinizde Ehli Beytimin durumu Nuh’un gemisi gibidir.
Ona binen kurtulur, uzak kalan helak olur.”
Bu Hadis hem Şia’da hem Ehli Sünnette sahih olarak geçmektedir.
✔ Ashab döneminde Ehli Beyt fıkhı
Sahabenin tamamı Ali Beyt fıkhı üzerineydi.
Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Osman sürekli Hz. Ali’ye danışmıştır.
Hz. Ömer (r.a.) der ki:
“Ali olmasaydı Ömer helak olurdu.”
✔ İmam Şafii der ki:
“Ey Resulullah’ın Ehli Beyti!
Sizi sevmek Allah’ın Kur’an'da farz kıldığı bir görevdir.
Size en büyük iftihar vesilesi şudur ki:
Size salat etmeyenin namazı kabul değildir.”
Namazda salli-barik duasının anlamı da budur.
Cenazede niçin okuyoruz?
“Ya Rabbi, bu kulumuzu Ehli Beyt'in yüzü hürmetine affet!”
✔ Mezhepler dağılınca…
“Din 70 fırkaya ayrıldığında, hiçbirinin kurtuluşu mümkün değildir.
Sadece Beyte tutunanlar…”
(Bunu söyleyen: İmam Şafii)
Bugün 70 değil, 170 fırkaya bölünmüş durumdayız.
✔ Günümüzde kurtuluş yolu:
✔ Kur’an
✔ Sünnet
✔ Ehli Beyt’in temsil ettiği hak yol
✔ İttihad-ı İslam
✔ Devam…
Moderatör Müslüm AKTÜRK:
Hocam, Seyit ve Şerif konusuna da bir değinebilir misiniz? Ehli Beytle ilgisi var mı?
Cesim ZEYDANLI:
Evet. Seyit ve Şerif tabii ki kavram olarak aslında Seyit ve Şerif başlangıçta aynı şeydir. Yani Efendimizin (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) soyu olan Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin Efendimizden devam eden soyuna Seyit ve Şerif deniyor.
Burada:
- Hz. Hüseyin Efendimizin neslinden gelenlere “Seyyid”,
- Hz. Hasan Efendimizin neslinden gelenlere “Şerif” denir.
Aslında ikisi de Ali Beyt’tendir.
İkisi de Efendimizin neslidir.
Moderatör Müslüm AKTÜRK:
Anlıyorum. Ben fazla sormayayım çünkü diğer sormak isteyen arkadaşlarımız var.
Ethem ŞAHİN söz almak istiyor. Buyurun.
Ethem ŞAHİN:
Hocam çok teşekkür ederim. Allah razı olsun. Müslüm Hocam, aramızda Dünya Seyitler ve Şerifler Kültür Araştırma Dernek Başkanı Seyit Hüseyin Zerraki Hocamız var. İsterseniz ona bir söz hakkı verelim. Kendisini tanıtsın en azından. Dernek Başkanım İstanbul'dan, zaten tanışıyorlar Cesim Hocayla.
Moderatör Müslüm AKTÜRK:
Tanışıyorlar tabii. Buyurun, orada mısınız Hüseyin Hocam?
Şu an mikrofonu kapalı. Ses gelmiyor bize.
Ethem ŞAHİN:
Tamam, siz devam edin Hocam. Ben kendisine ulaşacağım.
Moderatör Müslüm AKTÜRK:
Tamam o zaman. Başka soru sormak isteyen varsa…
Süleyman Üstünler var Hocam. Yakup Civelek Hocam var. Süleyman Üstünler dede burada, kitabın yazarı. Hüseyin abi hazır olduğunda o da katılabilir.
Soru sormak isteyenler; biliyorsak cevap veririz, bilmiyorsak öğreniriz.
Bir sonraki programda cevaplamaya çalışırız. Buyurun.
Ethem ŞAHİN:
Hocam şunu sorabilir miyim? Hz. Cafer —bir kitapta okudum da— Hz. Ali’nin kardeşi. Peki diyoruz ki Seyit, Hz. Peygamberin soyundan ve onun ailesi soyundan…
Peki kardeş olduğu zaman da bu da Seyit ve Seyit soyundan diyebiliyor muyuz?
Cesim ZEYDANLI:
Şimdi bakın, biraz önce biz konunun başında dedik ki Ehli Beyt konusu farklı yorumlamalarla farklı şekilde tanımlamalar yapılıyor. Aslında bu tanımı Allah ve Resulü belirlemiş. Efendimizin (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) soyu Hz. Fatıma, Hz. Ali, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'dir.
Mesela Ali Beyt’in babası Hz. Ali değildir. Şimdi bazıları buna belki anında bir tepki gösterecekler. Niye? Çünkü Hz. Ali Efendimiz daha sonra Hz. Fatıma annemizden sonra evlendiği hanımlarından olan çocukları Ali Beyt’ten sayılmamıştır.
Neden? Çünkü Efendimiz bunu belirlemiş. Diyor ki:
“Benim soyum Hz. Fatıma'dan devam eder.”
Bundan dolayı tabii Ali Beyt’ten sayılmıştır. Kimdir?
Cafer, Akil… Akil kimdir? Hz. Ali Efendimizin abisidir. Cafer kardeşidir. Hz. Abbas Efendimizin (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) üvey amcasıdır. Bunlar Ehli Beyt’ten sayılmıştır.
Mesela Selman da Beyt’ten sayılmıyor ama manevî hane halkından sayılmak ayrıdır. Soy ayrıdır. Yani bir din bağı var, bir de kan bağı var.
Kan bağı olarak:
Hz. Fatıma ve Hz. Fatıma annemizden olan çocuklardır.
Hz. Ali Efendimizden olan bütün çocuklar Seyyit ve Şerif değildir.
✔ Nakibü’l Eşraf meselesi
Peki hocam, bir de Osmanlı müessesesinde Nakibü’l Eşraflık müessesesi var. Burada Seyyid soyuna gelen herkesi belli bir kayıt altına aldı.
Peki burada bu kayıt altına alınanlar acaba kan bağı mı, yoksa soydan gelen veya buradaki kayıt altına alınanlar hangileri?
Nakibü’l Eşraflık müessesesi; işte Seyyid soyunun hepsini kayıt altına almış. Peki bu kayıtlar neye göre alındı veya buradaki esas nedir? Neler alındı?
Şimdi bu konuda Hüseyin Abi’nin de çalışması var. Seyyid Hüseyin Zerraki abinin. Tabii ben sizin sorunuz olduğu için kısaca cevap vereyim. Kendisi de isterse bu konuyu açıklayabilir.
Efendim, (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimizden sonra bugünkü günümüzde nüfus kayıt dairesi var; yani nüfus müdürlüğü var. Nüfus müdürlüğünde bir kayıt defteri vardır. Aile nüfus kütüğü vardır. Bir de nüfus cüzdanı vardır.
Nüfus cüzdanı kişinin kendisini belirtir; aile kütüğü ise o ailenin bütün şeceresini gösterir.
Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in soyunun kaybolmaması, belirlenmesi; onlara bazı görevlerin hatırlatılması için…
Her şeyi yapamazlar. Her işi yapamazlar. Normal insanlar gibi rahatça suç işleyemezler. Bazı meslekleri yapamazlar. Toplum içinde bazı görevlere, ayrıcalıklara, sorumluluklara sahiptirler.
Bunları Nakibü’l Eşraf denilen bir nevi Ehli Beytin kaydını tutan nüfus müdürlükleri gibi kurumlar tutmuştur. Onlar da Ehli Beyt’ten olup ilmiye sınıfından, yani eğitimli okumuş kişilerden, devletin seçtiği kaymakamlardır. Kendi bölgesindeki doğan Seyyid ve Şerif olan çocukları bu deftere kaydediyordu. Bunlara bir şecere veriyordu. Ardından bugünkü nüfus cüzdanı yerine geçen bir nesep belgesi veriyordu.
Moderatör Müslüm AKTÜRK:
Evet, Hüseyin Abi şu anda geldi.
Hüseyin Abi hoş geldin.
Seyyid Hüseyin ZERRAKİ:
Hoş bulduk efendim. Teşekkür ediyorum. Allah razı olsun. Biz de sizlere selam ve saygılarımı arz ediyoruz efendim.
Moderatör Müslüm AKTÜRK:
Aleykümselam bir mukabele.
Malumunuz Asr-ı Saadet döneminde ilk Nakibü’l Eşraf Hz. Ali (k.a) kendisidir.
Efendim, ne zaman teşkilatı başlatmış? Asr-ı Saadet döneminde. Nerede yaşamış, nerede doğmuş, nerede büyümüşse o dili, o kültürü, o yüreği benimsemiştir.
Tokat’ta da var, İzmir’de de var, Edirne’de de var.
Çünkü Türk milleti Peygamber aşığıdır. Efendim, bunu size arz etmek istiyorum.
Sorusu olan varsa sorabilirler.
Bu konuları kitap hâline getirdim: Peygamber Efendimizin sevgili torunları, Seyitler ve Şerifler Nakibül Eşraf Kurumu.
Moderatör Müslüm AKTÜRK:
Hüseyin Abi, inşallah bir program yaparız. Orada daha geniş alırız konuyu. Daha detaylı…
Seyyid Hüseyin ZERRAKİ:
Memnuniyetle. 2014 yılında bu derneğimiz kurulmuş. Türkiye çapında her ilde şubelerimiz mevcuttur. On binlerce, yüz binlerce taraftarımız var. Her ay değişik yerde sabah kahvaltısı veriyoruz efendim. Bunları anlatıyorum.
Moderatör Müslüm AKTÜRK:
Allah razı olsun. Lütfedip kabul ederseniz sizi bir programda almak isteriz Hüseyin Abi.
Seyyid Hüseyin ZERRAKİ:
Memnuniyetle. Cesim Bey benim eski yardımcımdır, akrabamdır. Başımızın tacıdır. Sonra bizden ayrıldı, başka bir dernek kurdu ama biz yine beraberiz. Benim kardeşimdir Sayın Cesim Bey. İnşallah tabii ki…
Ne kadar çok insana ulaşırsak o kadar iyi olur.
Şunu da arz edeyim; bu çok önemli:
Osmanlı Devleti'nin kuruluşundan 3 Mart 1924 tarihine kadar 66 tane Sadâret bakanı, 280 tane Nakibü’l Eşraf kaymakamı değişmiş.
Günümüzde şecere getiriyorlar Suriye’den, Halep’ten, şuradan buradan…
Bakıyorum ki o şecere Osmanlı dönemindeki Nakibü’l Eşraf kaymakamları tarafından tasdik edilmemiş. Efendim bunun geçerliliği yoktur.
Adam gitmiş Mısır’da 500.000 dolara şecere tanzim ettirmiş, getirmiş. Sahte şecere. Çok büyük bir iş adamı. İsmi vermek istemiyorum ama sonradan beni arayın, size söyleyeceğim.
Efendim, Mısır’da, Suriye’de düzenlenen bu şecerelerin gerçekliği yoktur efendim. En büyük Türk milleti İstanbul’dadır efendim.
Moderatör Müslüm AKTÜRK:
Abi teşekkür ediyoruz. Allah razı olsun.
Seyyid Hüseyin ZERRAKİ:
Sağ olun. Ben de size çok teşekkür ediyorum. Selam ve saygılarımı arz ediyorum.
Ben şunu da arz edeyim arkadaşlara:
Ben Nikabet teşkilatı üzerinde yüksek lisans, doktora yapan biriyim efendim. Allah razı olsun.
Moderatör Müslüm AKTÜRK:
Emeğinize sağlık. Allah razı olsun. Buyurun Salih Bey.
Salih KURT:
Aramızda çok kıymetli hocalarımız var. Süleyman Üstüner Hocamız burada. USSAM Hukuk Kurulu Başkanı Av. Mustafa Kuran da aramızda. Her birine beşer dakika söz vererek görüş ve değerlendirmelerini dinleyelim inşallah.
Moderatör Müslüm AKTÜRK:
Ya beşer dakika çok olur, çünkü saat 10’u 10 geçiyor. Beşer dakika olursa 11'i bulur.
Zaten son sözü Mustafa Hocama vereceğim. Finali inşallah onunla yaparız.
Ama diğer hocalarımız da söz isterlerse memnuniyetle…
Ama 5 dakika çok olur bence. İkişer dakika ile sınırlandırırsak çok daha iyi olur.
Süleyman Hocamız mesela… Bir iki cümle almak isteriz. Gerçekname eserini kaleme alan Hocamız.
Süleyman ÜSTÜNER:
Teşekkür ediyorum cümleten. Hayırlı akşamlar diliyorum. Sesim geliyor mu bilmiyorum yeterince.
Moderatör Müslüm AKTÜRK:
Geliyor geliyor Hocam. Hayırlı akşamlar diliyoruz. Hoş geldiniz. Şeref verdiniz.
Süleyman ÜSTÜNER:
Ben Cesim Hocama çok teşekkür ediyorum. Ehli Beyt ancak bu kadar güzel anlatılır. Çok güzel anlattı. Ağzına, yüreğine sağlık. Allah bizi Ehli Beyt’in didarından, katarından, gemisinden ayırmasın. Cümlenizin üzerine Ehli Beyt’in kıymeti hazır ve nazır olsun diyorum. Teşekkür ediyorum hepinize. Hayırlı akşamlar diliyorum cümleten.
Cesim ZEYDANLI:
Allah sizden de razı olsun. Biz de size çok teşekkür ederiz. Yüreğinize, dilinize sağlık. Üç tane kitap yazmışsınız. Bu kitapları memnuniyetle… Ben özellikle burada da tekrar göstermek istiyorum.
Bir tanesi şu kitap. Herkesin bu kitabı okumasını tavsiye ediyorum.
Alevilik, Bektaşilik ve Hurufilik diye ikinci kitabı…
Zaten bu akşam ikinci kitabı da Hünkar Hacı Bektaşi Veli ve Namaz konulu bir kitaptır.
Gerçekten Hünkar Hacı Bektaşi Veli’yi gerçek manada kaynaklarıyla araştırıp tanıtan bir kitap.
Üçüncüsü de bu akşam hediye edeceğimiz Gerçekname.
Herkesin okumasını tavsiye edeceğim bir kitap.
Allah sizden de razı olsun. Eyvallah. Yemal Üstüner Dede gerçek bir dededir.
Gerçek araştırmacıdır, kaynaklara dayalı olarak uygun yazan bir yazarımızdır. Yüreğine sağlık.
Süleyman ÜSTÜNER:
Eyvallah, çok teşekkür ederim.
Cesim ZEYDANLI:
Bugünkü konuyla ilgili sorusu olan varsa buyursunlar. Burada el işareti var en alt kısımda. Oradan söz hakkı isteyebilirsiniz veya mikrofonunuzu açıp sorabilirsiniz.
Moderatör Müslüm AKTÜRK:
Tabii burada hocam özür dilerim… Yakup Civelek Hocam var.
Dünkü Cuma ve Cumartesi günkü sempozyumun kurul başkanıdır.
Türkiye temsilcisidir. Kendisi bizlere o günkü ve bugünkü konuyla ilgili bir bilgi arz ederse memnun oluruz.
Prof. Dr. Yakup CİVELEK:
Ben de öncelikle tabii bu programı hazırladığınız için size teşekkür ediyorum. Cesim Bey’le bizim uzun bir dostluğumuz ve beraberliğimiz var. Bu Ehli Beyt konusunda mutlaka başka kişiler de vardır ama onun bu konuda hakikaten derin araştırmaları olan ve söz sahibi olan birisi olduğunu söylüyorum.
Bugün de çok güzel anlattı. Ben birkaç cümle söyleyeceğim.
Dediğiniz gibi 5 dakika herkese verilirse çok geç olur.
Biz bu iki gün boyunca yaptığımız —Cesim Bey de orada hem Arapça hem Türkçe Ehli Beyti anlattı— farklı bir üslupta anlattı.
Biz şimdi 250'ye yakın İslam ülkesinden… Tabii 200’ü online hâlen devam ediyor. 25’ine kadar devam ediyor. Uluslararası bir bilim şöleni… Hem İslami ilimler var, hem dil bilimleri var, hem teknoloji.
Programın teması:
Yapay zekâ ve dijital gelişmelerle İslami ilimleri, Ehli Beyt dahil, nasıl uzlaştırabiliriz ve geleneksel ilmi bilgimizi teknolojik imkânlarla nasıl daha iyi anlayabiliriz?
Toplantı iki gün sürdü, bitti. Kocatepe salonunda yapıldı. Değişik İslam ülkelerinden hocalar katıldı. Cesim Bey de orada bir sunum yaptı.
Ehli Beyt’le ilgili onun kendi hazırladığı şeyden birkaç madde söyleyeyim:
Kur’an-ı Kerim ve Peygamber hadislerinde Ehli Beyt anlatıldı. Cesim Bey bunu teferruatıyla anlattı.
İslam ümmetinin bugün kurtuluşunun formüllerinden biri de Ehli Beyt’le bağlantılıdır.
Neden?
Çünkü Ehli Beyt, Peygamberimizin soyunu ifade ediyor; iman ve İslam’ı, sünneti temsil edip yaşayanları ifade ediyor.
Ehli Beyt sadece belli bir mezhebin, belli bir grubun temsilcisi değildir.
İman ve İslam’ı yaşayanlara biz Ehli Beyt diyoruz. Yani soy anlamında değil yalnızca…
Cesim Bey bunu anlattı.
Ehli Beyt’le birlikte olmayı ve onların yolunu takip etmeyi kurtuluş yolu olarak görüyoruz.
“Nuh’un gemisine binmek” diye Cesim Bey ifade eder. Bu mecazi olarak kurtuluşu ifade eder.
Şu duayla bitiriyorum:
“Ya Rabbi! Bizleri Ehli Beyt’in yolundan ayırma.
Bizleri Peygamberimiz Muhammed Mustafa’ya layık ümmet eyle.
Ahlakımızı Peygamberimizin ahlakıyla güzelleştir.
Peygamberimizin ve Ehli Beyt’in sevgisine layık insanlar eyle.
Kıyamet günü Peygamberimizin sancağı altında, Ehli Beyt’le ve bütün müminlerle birlikte haşr olmayı nasip eyle.”
Peygamberimize salât u selâm ederek…
Allahümme salli alâ seyyidina Muhammedin ve alâ âli seyyidina Muhammed.
Tekrar programa emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.
Hayırlı akşamlar diliyorum.
Moderatör Müslüm AKTÜRK:
Çok teşekkür ederiz Yakup Hocam. Allah razı olsun.
Aslında sizi her programımıza davet etmemiz lazım.
Her program sonunda bir dua ile final yapmak çok güzel olur. İnşallah.
Prof. Dr. Yakup Civelek Hocam; Hacı Bayram Veli Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi Dekanı idi.
Şu anda EUDRESA Akademinin başkanıdır.
Biz Uluslararası Ehli Beyt Dayanışma Derneği olarak EUDESA Akademi ile beraber 15 günde bir toplumumuzdaki problemler ve çözüm yollarıyla ilgili akademik program yapıyoruz.
Cesim Hocam, buyurun.
Cesim ZEYDANLI:
Yakup Hocaya buradan selam ve saygılarımı arz ediyorum.
Çok önemli bir konuyu size anlatmak istiyorum.
10 gün önce Edirne’de Balkanlarda 143 tane imam, müftü, din adamları toplandılar.
Bakın efendim, ben özellikle o toplantıyı izledim, inceledim.
Toplantının içerisinde hiçbir Allah Resulünün soyu yok.
Efendim, Seyyidlerin, Şeriflerin olmadığı bir toplantı…
Bu İslamiyet’in birlik beraberliği sağlanabilir mi?
Size soruyorum:
Tenezzül edip de Ehli Beyti çağırmıyorlar.
Balkanlarda, Bulgaristan’da, Yunanistan’da ve Türkiye’de 143 tane akademisyen, imam ve müftü toplandılar efendim. Ama özellikle baktım; aralarında hiçbir Seyyid ve Şerif yoktur.
Böylelikle İslamiyet’in birlik beraberliği sağlanamaz efendim.
İslamiyet'in birlik beraberliği Allah Resulünün torunları vasıtasıyla sağlanabilir.
Efendim şimdi Hüseyin Hocam, ben size şunu arz edeyim.
Moderatör Müslüm AKTÜRK:
Şimdi diğer mikrofonları da kapatırsak ses daha iyi anlaşılır.
Evet… Sadece Hüseyin Hocanın mikrofonu açık sanki. Diğerleri kapalı bence.
Şimdi bakın…
Cesim ZEYDANLI:
Ehli Beyti anladığım kadarını söyleyeyim size. Şimdi diyorlar ki:
“Kardeşim, ilimse ilim bizde var. Kur’an’ı biliyoruz, Hadisleri biliyoruz, efendim fıkhı da biliyoruz. İnsansa biz de insanız. Ehli Beyt de insan, biz de insanız. Yani ne özelliği var?”
Hatta Ehli Beyti inkâr edenlerin bir sözü daha şu:
“Peygamberin Ehli Beyti, Peygamber Efendimizin hanımlarıydı. Onlar vefat etti gitti. Biz de Ehli Beyt’ten sayılırız; çünkü Hz. Âdem’in nesliyiz.”
Anlayamadıkları nokta şudur:
Burada çok hassas, ince bir nokta var.
İlim ehli olmak ayrı şeydir. Hikmet ehli olmak ayrı şeydir.
Âmennâ sâdaknâ.
Bakın, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimize ilim ve hikmet verilmiş.
Hz. Ali Efendimize de ilim ve hikmet verilmiş.
Ali Beyte hikmet verilmiştir.
Ali Beyt’in neslinde, mayasında hikmet vardır.
Kur’an ve Sünneti Ali Beyt’ten daha iyi hiç kimse anlayamaz.
Bundan dolayı Hz. Hasan der ki:
“Biz hikmet hazinelerinin anahtarıyız.”
Hz. Zeyd der ki:
“Biz Resulullah’ın kanını ve mayasını taşıyoruz. Kur’an ve Sünnet bizim evimizde nazil olmuştur. Kur’an ve Sünneti bizden daha iyi anlayan ve açıklayan kimse olamaz.”
Ama bunu hazmedemeyen, bunu anlayamayan bazı insanlar —nasipsizler diyeyim—
“Ne var yani? Ne özelliği var?” diyor.
Maalesef bunu anlayamadıkları içindir.
Ama eğer Kur’an’ı biz anlamış olsak…
Allah Resulü’nün emrettiğine uymak farz mıdır?
Farzdır.
Cenab-ı Hak buyuruyor ki:
“Allah ve Resulü bir konuda hüküm verdiği zaman hiçbir mümin erkek ve kadın buna karşı itiraz etme hakkına sahip değildir.”
Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz diyor ki —Cenab-ı Hak buyuruyor ki—:
“Resulüm, de ki: Peygamberlik görevinin karşılığında senin ücretin; insanların senin Ehli Beytine tabi olmaları, onlarla beraber olup dine hizmet etmeleridir. Başka bir şey isteme.”
Efendimiz ne diyor?
“Kurtuluşunuz, Ehli Beytim ile beraber benim dinime hizmet etmektir. Onun yolunu takip edin.”
Peki Resulullah’ın emrini dinlemeyip kendisine göre yorum yapan kişi ne oluyor?
Resulullah’ın emrine aykırı hareket etmiş olmuyor mu?
Kesinlikle öyle.
Bizim dinimizde birinci planda kelime-i şehadet nedir?
“Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden Resulullah.”
Allah’a ve Resulüne iman ettim diyorsun.
Öbür taraftan emrettiğini yerine getirmiyorsun…
Moderatör Müslüm AKTÜRK:
Evet hocam. Başka sorusu olan varsa buyursun. Allah razı olsun Hüseyin Hocam.
Seval Hanım siz kurayla ilgili…
… bir bakayım. Eğer buradaysa biraz önce gördüm de, Selahattin Turabioğlu var dedem.
Alevi Bektaşi dedesidir kendisi. Eğer soru sormak isterse…
Selahattin Turabi Dede, soracağın bir soru var mı?
Ha işte, mikrofon.
Selahattin TURABİ:
Cümleten hepinize aşk ve muhabbetlerimi sunuyorum. Hepinize hayırlı akşamlar diliyorum. Çok güzel konuştuğunuz konuları çok güzellikle dinliyorum. Allah razı olsun.
Benim dilime tercüman olduğunuz bir kısmına eyvallah.
Bizim sülaleden —yani o da Ehli Beyt soyundan olduğunu ifade etti— onun da vermiş olduğu izaha çok teşekkür ediyorum. Memnun kaldım.
Benim bir sorum yok.
Şöyle ki sizin bana bir sorunuz varsa ve benim cevaplayabileceğim bir konu varsa buyurun.
Moderatör Müslüm AKTÜRK:
Teşekkür ederim.
Diyanet’ten, Diyanet İşleri Yüksek Kurulu’ndan Zafer Hocam var.
Hatta Vedat Gün Hocam var.
Vedat Gün Hocam söz almak isterse buyursunlar.
Sırayla…
Buyurun…
Vedat Gün Hocam ayrıldı sanırım.
Herhalde bağlantı kopmuştur ama Zafer Hocamı dinleyebiliriz.
Zafer HOCA:
Evet hocam, ben de selamlama yapayım.
Cesim Hocama teşekkür ediyorum. Güzel anlattı konuyu.
Ne güzel…
Ehli Beyt tanımını şöyle üç aşağı beş yukarı neticede aynı sonuca varıyor.
Orada ciddi manada kök itibariyle bir problem yok.
Elbette ki ayetlerde, hadislerde, dualarımızda her zaman geçmesi gereken, söylememiz gereken ve peşinde, takibinde olmamız gereken bir şeydir.
Hazirunu saygıyla selamlıyorum.
Cesim Hocamı da anlattığı güzel bilgilerden dolayı tebrik ediyorum, teşekkür ediyorum.
Moderatör Müslüm AKTÜRK:
Biz teşekkür ederiz kıymetli Hocam. Allah razı olsun.
Abdullah Bey bir şey sormak istiyor.
Söz almak istiyor… Ben duyamadım.
Hatta Seval Hanım’ı bir dinleyelim.
Seval Hanım, kura çekimi için kitap hazırlıyordun.
Seval TEOMAN:
Kuralarımız hazır, ama ben bu kadar büyüklerin arasındayken…
Bilmiyorum konuyla ne kadar alakalı ama Cesim Bey’e bir soru yöneltmek istiyorum.
Çok kafama takıldı ve az önce tekrar o konuya dönüldü.
Hikmetten bahsettiniz ve Allah’ın dilediğine verdiğini söylediniz.
Bizler için bu yol kapalı mı?
Bizler nasıl buna nail olabiliriz?
Yoksa hiç uğraşmayalım, sadece farzları mı eda edelim?
Cesim ZEYDANLI:
Hikmet çalışarak elde edilmez.
Hikmeti Cenab-ı Hak Kur’an-ı Kerim’de şöyle açıklıyor:
“Allah kime hikmet vermişse, ona büyük bir lütufta bulunmuştur.”
Hikmet nedir?
Ben şöyle arz edeyim…
Çeşitli ilim dalları vardır. Allah herkese bir ilim vermiştir.
Kimisi elektrik mühendisi, kimisi makine mühendisi, kimisi kimya mühendisi olmuştur.
Kimisi tıp doktoru olmuştur. Her branşta Allah bir ilim lütfetmiş.
Bu ilimleri anlatmak için hepimizin bildiği bir hikâye vardır:
Görmeyen dört âmâ insana “fil” diye bir hayvanı tarif etmelerini söylemişler.
Birine ayağını vermişler.
Birine kulağını…
Birine hortumunu…
Birine gövdesini…
Birine kuyruğunu…
Sonra demişler ki:
“Fil nedir?”
Ayağı yoklayan: “Büyük bir sütun gibidir.”
Kulağı yoklayan: “Yelpaze gibidir.”
Hortumu yoklayan: “Hortum gibidir.”
Gövdesini yoklayan: “Büyük bir duvar gibidir.”
Hepsi doğru söylüyor mu?
Evet, doğru söylüyorlar.
Ama fili tam olarak tarif edebiliyorlar mı?
Hayır.
İlim budur.
Kur’an ve Sünneti okuyan ama hikmet sahibi olmayan kişinin tarifi de böyledir.
Hikmet sahibi olan kişi ise fili bir bütün olarak gören kişidir.
Allah’ın hikmet verdiği kişi, hakikati bir bütün olarak kavrayıp doğru tarif eden kişidir.
Moderatör Müslüm AKTÜRK:
Biz de teşekkür ederiz.
Cesim Hocam, teşekkür ediyoruz.
Şimdi Elif Lale Hanım’a söz vereceğim.
Ondan sonra kuraları çekelim Seval Hanım.
Evet… Hazır…
Soru sormak istiyorsunuz?
Evet… Hayırlı akşamlar…
Cesim Hocam dinliyor.
Buyurun Lale Hanım.
Elif Lale KIRCAOĞLU:
Sayın hazirun, saygıdeğer başkanlarım ve muhterem hocalarım…
Öncelikle hepinize hürmetlerimi iletiyorum.
Hasreten de Cesim Zeydanlı Başkanımıza teşekkür etmek istiyorum.
Kızlarımla sizi nefessiz dinledik.
Allah razı olsun.
Gerçekten çok değerli bir konuşma ve değerli katılımcılar arasında olmak bugün bizler için seçilmiş olduğumuz kanaatine vardım.
Kendim sosyal pediatristim.
Şu an grupta olan sayın başkanlarımla beraber gerek Karabağ’da, gerek Uluslararası Savaş Suçları İnceleme Mahkemeleri Komisyonunda inceleme kurul başkan vekili olarak çalışmaktayım.
Aynı zamanda TİNGADER başkan adayıyım.
Ben gerçekten çok büyük keyif aldım, çok büyük feyiz aldım.
Özellikle Ehli Beyti tanımlarken “dünyevi gaye gütmeyen kişiler” olarak tanımladı.
Bu, kendi adıma çok büyük bir ders oldu.
Benim sormak istediğim konu:
Dünya Çocuk Hakları Günü vardı.
Küresel düzeyde çocuk haklarının korunmasında önemli taahhütler olsa da pratikte çok eksiklik var.
Özellikle 5 Ekim 2023’ten bu yana Gazze’de 50.000’den fazla çocuk İsrail saldırılarıyla öldü.
İnsani yardımlar engellendi…
Hiçbiri yeterli olmadı.
Dolayısıyla ben şunu sormak istiyorum:
Uluslararası Müslüman toplumun kararlılığı ve yaptırım iradesi gerekir.
Bu iradeyi nasıl sağlarız?
Ehli Beyt’in devamı olarak bunu nasıl başarabiliriz?
Cesim ZEYDANLI:
Allah razı olsun.
Ben bu sorunuza, bir İlahiyat Fakültesi dekanının bana sorduğu bir soru ile cevap vereyim.
O bir gün beni doktora dersine dâhil etmek istedi.
Oturduğumda şöyle dedi:
“Üstadım… Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem zamanında, Efendimize ilk iman edenler; köleler, fakirler, güçsüzler, zayıflar, çocuklar…
Karşılarında güçlü, zengin, her türlü silaha sahip müşrikler vardı.
Buna rağmen Efendimiz ve sahabe bu güçlü müşriklere karşı galip geldi.
Bugün 2 milyar Müslümanız.
Ama 3 Yahudi zalime karşı aciz durumdayız.
Neden?”
Şimdi bunu kısa ve öz anlatmak gerekirse…
İlk dönemdeki Müslümanlar gerçek manada iman etmiş müminlerdi.
Biz ise Müslümanız, ama mümin değiliz.
Onlar mallarını, canlarını, evlatlarını, yurtlarını Allah için gözden çıkardı.
Akrabalarıyla savaşmak zorunda kaldılar ama Allah’ın rızası için sabrettiler.
Bundan dolayıdır ki Kur’an-ı Kerim’de Cenab-ı Hak buyuruyor:
“Siz Allah’ın dinine yardım ederseniz, Allah da size yardım eder.”
Allah melekleriyle Peygamberine yardım etti.
Siz de Allah’ın dinine gerçekten yardım edin, Allah da size yardım eder.
Yoksa sadece “Allahümme salli…” demekle olmaz.
Sorunuzun cevabına gelince; Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem yine aynı şekilde buyuruyor ki Sahabe-i Kiram:
“Ahir zamanda, aç oburların sofraya üşüştüğü gibi kâfirler sizin başınıza üşüşecekler.”
Sahabe-i Kiram diyor ki:
“Ya Resulallah, o zaman biz az mı olacağız?”
Hayır diyor.
“Bilakis çok olacaksınız ama su üzerindeki çerç hükmünde olacaksınız. İçinize vehn yerleşecek.”
“Vehn nedir?” diyorlar.
Resulullah buyuruyor ki:
“Dünya sevgisi ve ölüm korkusu.”
Şimdi günümüzde Müslümanlara bakıyoruz…
Hepimiz için geçerli olan bir şey:
Biz dinimizi Allah ve Resulünün rızası için değil, makama, mevkiye, paraya, arzu ve isteklerimize ulaşmak için dinimizi ayağımızın altına basamak yapıyoruz.
Allah ve Resulüne ulaşmak için değerlerimizi feda etmiyoruz.
Malımızı, mevkimizi korumak için dini kullanıyoruz.
Ama malımızı, mevkimizi dine hizmet için kullanmıyoruz.
Ve ölümden de korkuyoruz.
Bundan dolayıdır ki su üzerindeki çerç hükmündeyiz.
Kurtuluş ise tam teslim olarak…
Cenab-ı Hak buyuruyor ki:
“Sadık olarak, Allah’a halis kılarak kulluk yapın.”
Dini Allah’a halis kılmak nedir?
Allah’a ve Resulüne tam teslimiyetle mümkündür.
Resulullah diyor ki:
“Benim kitabıma ve sünnetime tâbi olan, sünnetimi hakkıyla temsil eden Ali Beytime tâlip olun. Onunla beraber olun.”
Müslüm Hocam başlangıçta sordu:
“Ali Beyti biz nasıl tanırız?”
Bakın…
Bir kişi sizden Ali Beyt adını kullanarak bunu istismar edip para alıyorsa, para topluyorsa ve bunu mevki-makam için yapıyorsa bu Ali Beyt değildir.
Ali Beyt, Yasin Suresi 21. ayette Cenab-ı Hakk’ın açıkça buyurduğu kişilerdir:
“Sizden hiçbir ücret istemeyenlere tâbi olun.
Onlar gerçek hidayet üzere olanlardır.”
Ali Beyt, Allah ve Resulünün yolunu dünyevi hiçbir çıkara, menfaate feda etmez.
Hz. Ali Efendimiz buyurur ki:
“Hakkın hatırı âlidir; hiçbir hatıra feda edilmez.”
Bakın Hz. Zeynel Abidin…
Ali bin Hüseyin’dir. Asıl adı Zeynel Abidin, lakabıdır.
Kerbela’dan sonra Medine’de mecburi ikamete tutulduğunda:
Kendisi çarşıdan hiçbir şey almazdı.
Birilerine para verip:
“Gidin, bana şu ihtiyacımı alın ama bana aldığınızı söylemeyin.”
dermiş.
Niçin diye sorduklarında der ki:
“Ben Peygamber torunuyum. Ümmet, Peygamber Efendimize olan sevgi ve muhabbetinden dolayı benden para almıyor. Ben de bunu kabul etmiyorum.”
Sadece Emeviler, zalimler, o günkü münafıklar Efendimizin evladının hac mevsiminde Mekke’ye gitmesine izin verirlerdi.
Bir hac zamanında, ibadet için Mekke’ye gittiğinde, bir mağazadan kumaş almaya gider.
Yanında yardımcıları vardır.
Bir kumaş sorar. Mağaza sahibi yüksek bir fiyat verir.
İmam Zeynel Abidin der ki:
“Evladım, biraz yüksek söyledin. Biraz daha uygun söyler misin?”
Mağaza sahibi çeşitli bahanelerle fiyatı düşürmez.
İmam:
“Kalsın evladım.” der.
Yanındaki kişi mağaza sahibine eğilip:
“Sen bunu tanıyor musun?” der.
“Hayır.”
“Bu, Efendimizin torunudur.”
Mağaza sahibi şaşırır:
“Efendim, öyleyse siz bilirsiniz. Ne fiyat derseniz odur.”
“Hayır evladım.”
“Efendim, hediyem olsun.”
“Hayır.”
“Para almıyorum.”
“Yok.”
Sonunda mağaza sahibi der ki:
“O zaman hiç olmazsa nedenini söyleyin.”
İmam Zeynel Abidin şu sözü söyler —ki Ehli Beytin vasfını apaçık ortaya koyar—:
“Evladım… Ben bu kumaşı buraya paramla almaya geldim. Dinimle almaya gelmedim.
Eğer parasız alırsam, dinimle almış olurum.”
İşte Ehli Beyt böyledir.
Toplum içerisinde Ehli Beyti böyle tanıyoruz.
Ehli Beytin hiçbir ferdi, Allah ve Resulünü kendi çıkarına âlet etmemiştir.
Ve bu uğurda can vermiştir.
Tamamı şehit olmuştur.
Hz. Ali Efendimiz der ki:
“Vallahi ben halifelik dönemimde etin en yağlısını yiyebilirdim, balın en halisini yiyebilirdim, kumaşın en iyisini giyebilirdim.
Ama benim ahvâdım, benim etrafımda yaşayan Müslümanlar fakirlik içindeyken ben bunları yemem.”
Bir günlük yiyecekten fazlasını evinde bırakmaz, fakire dağıtırdı.
Moderatör Müslüm AKTÜRK:
Teşekkür ediyoruz Cesim Hocam. Allah razı olsun.
Şimdi biz kuramıza geçelim.
Seval Hanım bize kuramızı çeksin.
İsimleri belirlesin.
Ondan sonra Niyazi Hocamıza söz verelim.
Sonra da finali inşallah Mustafa Kuran abimizle bitiririz.
11’de bitirmiş oluruz.
Seval Hocam?
Seval TEOMAN:
Siz de dahil olmak üzere sadece kitabın yazarının adı yok.
Şöyle… Bir tane çekiyorum.
Tamam… Mehmet Ali Bey.
Moderatör Müslüm AKTÜRK:
Mehmet Ali Çelik mi?
Seval TEOMAN:
Evet.
Moderatör Müslüm AKTÜRK:
Hak etti artık. Genel Başkan bir sürü hizmet veriyor.
İsabetli olmuştur ona gitmesi.
Bu hangi kitaptı?
Bir dakika Seval Hanım…
Bu hangi kitabı çektiniz?
Seval TEOMAN:
Bilmiyorum. İlk kitaptı…
WhatsApp’ta gönderdiğiniz ilk kitap.
Moderatör Müslüm AKTÜRK:
O zaman bu kitaptır.
Tamam…
Şimdi…
Mehmet Ali Çelik Hocam, Müslüm Hocama kargo numarasını verirse inşallah göndeririz.
İkinci çekilişe geçelim.
Seval TEOMAN:
İkinci kitap için çekiyorum Hocam…
Beyhan diye birisini yazmışım.
Moderatör Müslüm AKTÜRK:
Beyhan?
Cesim ZEYDANLI:
Beyhan… Ha, Beyhan Kılıçer.
Ben tanıyorum kendisini.
Tamam, ona ben ulaşırım.
Moderatör Müslüm AKTÜRK:
Tamamdır.
Şimdi burada bakın, Kıbrıs’tan Mehmet Marangozoğlu Hocam var.
Müslüm Hocam, siz onu tanımıyorsunuz.
Ona da söz hakkı verin.
Tabii ki…
Ben hani kimse söz hakkı istemek için el kol da yapmadı.
Vakit de geçince dedim herhalde…
Özür dilerim.
Bir de Ayetullah Coşkun bir ara söz hakkı istedi ama…
Duruyor.
Ayetullah Coşkun Hocamız da duruyor.
Evet, hemen açtı mikrofonu.
Buyursun.
Önce Ayetullah Hocayla başlayalım.
Ayetullah COŞKUN:
Selamünaleyküm.
Hayırlı geceleriniz olsun inşallah.
Allah razı olsun.
Feyzli bir program oldu.
Teşekkür ediyoruz.
Emeklerinize sağlık.
Ağzınıza, yüreğinize sağlık.
Peygamberin torunları hakkında insanlar pek bilgi sahibi değil.
Hocam, mesela Hz. Hüseyin, Hz. Hasan hangi yaşlarda vefat etti?
Çocuk sayısı kaçtı?
Çocukları kimlerdi?
Bunlarla ilgili haber şeklinde, çalışma şeklinde olabilir…
Hocalarımızın bu konuda daha fazla ön plana çıkıp anlatmasında fayda var diye düşünüyorum.
Hocam, Yasin Hocam…
Siz ne düşünüyorsunuz?
Cesim ZEYDANLI:
Ayetullah Hocam, ben size şunu söyleyeyim. 1384 yıl geçmiş. Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem’den sonra Hz. Hüseyin Aleyhisselam Efendimiz… Sağ kendisi o anda. Bakın, lanetli Yezid kendisine “Ya biat edeceksin ya öleceksin” diye Hür bin Riyahi adındaki bir komutanı gönderiyor.
Hür bin Riyahi bunu bilmiyor. Ehli Beyti tanımıyor.
Ve Hz. Hüseyin Efendimiz, Ehli Beytin ne olduğunu anlatıyor. Ehli Beyte tâbi olmayı, onu sevmenin bir Müslüman için gereklilik olduğunu Hz. Hüseyin Efendimizin nasihatinin sonunda anlıyor.
Efendimiz diyor ki:
“Ehli Beytimi seven beni sever. Beni seven Allah’ı sever.
Ehli Beytime düşman olan bana düşman olur.
Bana düşman olan Allah’a düşman olur.”
Hür bin Riyahi, Emevi ordu komutanı olduğu hâlde kendi ordusunu bırakıyor. Hz. Hüseyin Efendimizin eline yapışıyor. Allah’tan tövbe ediyor. Hz. Hüseyin Efendimize özür diliyor.
Hz. Hüseyin Efendimizin tarafına geçerek kendi ordusuyla savaşıp ilk şehitlerden oluyor.
Biz maalesef dediğiniz gibi ne Resulullah’ı tanıyoruz, ne Hz. Ali Efendimizi tanıyoruz, ne onun Ehli Beytini tanıyoruz.
Eğer tanısaydık zaten şu anda böyle bir bölünmüşlük, böyle bir zillet içinde olmazdık.
Biz tanısaydık zaten şu anda hak ve hakikatin ne olduğunu anlamış olurduk.
Ve size şunu söyleyeyim:
Şu anda biz mirasyedi Müslümanız.
Bugün “ehli sünnetim” diyen kişi, sünniyim diyen kişi…
Sünnilik diye bir ırk mı var?
Ana babası sünniyse o da sünni oluyor.
Veya Alevilik diye bir ırk mı var?
Anne babası Aleviyse o da Alevi oluyor.
Yani bugün Alevi canlarımız da Ehli Beyti çok iyi tanımıyor.
Sünni kardeşlerimiz de tanımıyor.
Ve diğer Caferi kardeşlerimiz de tanımıyor.
Gerçek manada Ali Beyti tanırsak, arada bir fark olmadığını, aynı sevgide, aynı yolda olduğumuzu bilen insanlar birbiriyle düşman olur mu?
Bilmediğimiz için birbirimize düşmanız.
Tabii ki bunları ayrı ayrı, ayrıntılı olarak anlatmamız lazım.
Mesela 1384 yıldır Kerbela, Muharrem ayını kutluyoruz.
Anlamıyoruz.
Hiçbir zaman anlamaya zaman ayırmadık.
Hz. Hüseyin Efendimiz niçin canını verdi?
Yezid niçin Hz. Hüseyin Efendimizi şehit etti?
Bu anlatılmıyor.
Eğer biz Hz. Hüseyin Efendimizi anlarsak, anlatırsak, Yezid’in ne olduğunu bilirsek, şu an Müslümanlar arasındaki kavga gürültü hiçbir tanesi ortada kalmaz.
Eyvallah Hocam. Teşekkür ederiz.
Moderatör Müslüm AKTÜRK:
Biz de teşekkür ederiz.
Niyazi Hocam? Niyazi Bey?
Niyazi Bey herhalde… Sesini açın.
Seyyid Hüseyin ZERRAKİ:
Cesim Hocam, bir şey arz etmek istiyorum. Ben mi konuşacağım? Cesim Hocam?
Cesim ZEYDANLI:
Buyurun Hüseyin abi.
Seyyid Hüseyin ZERRAKİ:
Efendim şimdi o arkadaşımız, anladığım kadarıyla buyuruyor ki:
“Acaba nerede Ehli Beyt var, nerede Seyit var, nerede Şerif var?”
Bunların kafaları karışmış vaziyette.
Şunu arz etmek istiyorum:
Bütün İslam devletleri, Hz. Peygambere olan saygı ve hürmetlerinden dolayı bu kutlu soyu kayıt altına almışlar.
Efendim… Selçukilerden daha önce de arz ettim: Abbasiler, Selçukiler, Anadolu Selçukluları ve Osmanlı İmparatorluğu 600 yıl efendim nerede Seyit, nerede Şerif varsa bunları bilimsel olarak kayıt altına almışlar.
Tutulan kayıtlar, belgeler, şecereler İstanbul İl Müftülüğü Meşihat ve Şeriat Sicilleri Arşivinde bulunan Nakibül Eşraf defterlerinde mevcuttur.
Efendim, biz bu defterleri kitap haline çevirdik.
Benim o kardeşime istirhamım:
O kitabı alıp baksınlar.
Türkiye’de, Türkiye’nin muhtelif illerinde, ilçelerinde; Bulgaristan’da, Yunanistan’da ve Kıbrıs’ta nerede Seyit, nerede Şerif var görecekler.
Efendim, o kitabı okumalarını istirham ediyorum.
Moderatör Müslüm AKTÜRK:
Teşekkür ediyoruz Hüseyin abi. Allah razı olsun.
Seyyid Hüseyin ZERRAKİ:
Bilmiyorum, anlatabildim mi efendim?
Cesim ZEYDANLI:
Evet Hüseyin abi, inşallah ona ulaşalım.
Hüseyin ZERRAKİ:
İnşallah… O bilgileri alarak mutlaka ve mutlaka…
Hiçbir ayrım yapmadan…
O kitabı Meşihat arşivi ışığı altında hazırladım.
Bu kayıtları topladım.
Aşağı yukarı 10.000 kişilik bir liste var.
Efendim mesela Bulgaristan’da, Yunanistan’da, Yugoslavya’da, Kıbrıs’ta…
Bakın yüzlerce Peygamber Efendimizin soyundan gelen var.
Şunu arz etmek istiyorum:
Seyit olmak ayrı, dede olmak ayrı, Alevi olmak ayrı, Caferi olmak ayrı, Bektaşi olmak ayrı.
Bütün bu kardeşlerime selam ve saygılarımı arz ediyorum.
Ama Şeriflik, Cesim Hocamın da arz ettiği gibi, Hz. Fatıma ile Hz. Ali’nin kutlu soyundan devam edenlerdir.
Bu kutlu soy da kayıt altına alınmış.
Tabii her topluma dağılmışlar:
Arapların içinde var.
Kürtlerin içinde var.
Türklerin içinde var.
Alevilerin içinde var.
Bektaşilerin içinde de var.
Önemli olan, bunları net olarak tespit etmek.
Moderatör Müslüm AKTÜRK:
Saygıdeğer kardeşlerim, Hüseyin abi… Kitabın ismini soruyorlar.
Hüseyin ZERRAKİ:
“Peygamber Efendimizin Sevgili Torunları: Seyitler, Şerifler ve Osmanlı’da Nakibüleşraflık Müessesesi.”
Efendim, yazarı ben ve Prof. Dr. İbrahim Yılmaz Çelik…
Derneğimizin üyesi olan Dr. Hüseyin Feratı ve Prof. Dr. İbrahim Yılmaz Çelikler…
Efendim, 400 sayfadır.
Moderatör Müslüm AKTÜRK:
Tamam. Allah razı olsun.
Kitabı alsınlar, baksınlar, incelesinler.
Hüseyin ZERRAKİ:
Yani matematiksel olarak yaptığım araştırmada Orta Anadolu’da seyitlerin çoğunlukta olduğu illerimiz: Giresun, Sivas, Konya efendim.
Ve hâlâ da o insanlar orada yaşıyor.
Moderatör Müslüm AKTÜRK:
Allah razı olsun. Teşekkür ederim Hüseyin abi.
Ayrıca bizim Antalya bölge başkanı Seyit Ali Paşa da katılmış. Ona da selamlarımı arz ediyorum.
Allah razı olsun.
Söz almak isteyen var mıydı?
Konuklarımız arasında Kıbrıs’tan gelen kimdi Hocam?
Mehmet MARANGOZOĞLU:
Cümleten esselamünaleyküm.
Hayırlı akşamlar diliyorum.
Ben Cesim Hocama, değerli Müslüm Hocama ve bütün değerli katılımcılara teşekkür ediyorum.
Gerçekten çok verimli, dolu dolu bir program oldu.
Zaten Ehli Beyt’in anıldığı meclis hayırlı meclistir, mübarek meclistir.
Ehli Beyte selam olsun.
Ben sadece ufak bir şey söyleyip ayrılacağım.
Hikmetle ilgili güzel açıklamalarda bulundu Cesim Hocam.
Hikmeti ben acizane şöyle anlıyorum:
“Bir sözü, yerli yerinde, olması gerektiği şekilde söylemek; bir fiili de aynı şekilde yerli yerince yapmak; ama Allah’ın ve Peygamberin razı olacağı şekilde yapmak.”
Ehli Beyt bu konuda peygamberliğin, nübüvvetin devam ettiricisi ve hikmetin taşıyıcısıdır.
Rabbim, onların şefaatinden cümlemizi nasipdar eylesin.
Amin.
Moderatör Müslüm AKTÜRK:
Allah razı olsun. Ağzınıza sağlık.
Kıbrıs’ta biraz sorun var. İnşallah geçicidir…
İşte lisede başörtüsü yasaklandı. Orada bir grup var; sanki böyle sesleri biraz daha fazla çıkıyor gibi. Biz biraz tedirgin olduk.
Yok, ben Müslüm Başkanım… Ben bugün Millî Savunma Komisyonu üyesi milletvekili Mehmet Uğur Gökgöz’le bir telefon görüşmesi yaptık. Onlar Kıbrıs’talar. Ben bu konuyu sordum. “Kesinlikle Türkiye’siz bir adım atamayız. Türkiye’ye her yönüyle bağlıyız” — bu şekilde bilmenizde fayda var. Mehmet Ali abi diye tam 55 dakika görüştük.
Yok ben şeye değil… Türkiye’ye tabii ki bağlılar. Türkiye’siz zaten hareket etmeleri mümkün değil. Biz bundan bir iki hafta önce de şeyi işlemiştik, Kıbrıs seçimlerini işlemiştik. Orada da konuşmacımız, konuğumuz konuya çok vakıftı; şey demişti: “Yani hangi seçim olursa olsun, kim gelirse gelsin, Türkiye ile ipleri koparmayı göze alamazlar ki. Türkiye de zaten buna müsaade etmez.”
Oradakinin yaşam tarzına yapılan müdahaleyi kastetmiştim.
Moderatör Müslüm AKTÜRK:
Mehmet Ali Hocam, orada biliyorsunuz lisede okuyan öğrencilerin başörtüsü yasaklandı. Yani böyle bize 28 Şubat’ı hatırlattı. Biz orada biraz üzüldük. O konuda inşallah müspet gelişmeler olur. Belki seçime yönelik belki bir şeydi, bilmiyoruz. Ali Hocam nedir bu konuda? Kısa bir şey yaparsanız, yüreğimizi belki rahatlatırsanız memnun oluruz.
Mehmet Ali ÇELİK:
Şimdi şöyle belirteyim: Burada eğitim sendikaları çok baskın. Hatta yani hükümete ve cumhurbaşkanına söz dinletebilecek güçteler. Okulları, öğretmenleri tamamen ellerine geçirmiş durumdalar.
Burada Lefkoşa’da bir İlahiyat Koleji açılmıştı. Onun açılmaması için çok büyük tepkiler olmuş ama çok şükür açılmış. Yani ihtiyacı karşılıyor mu? Tam olarak karşılamasa da burada en azından başörtülü olarak dinini, inancını gereği gibi okuyabileceği bir ortam en azından var.
Diğer liselerde zaten başörtüsü yasak. Din dersleri sadece ortaokulda haftada bir saat; lisede ve ilkokulda din dersi yasak. Kur’an kursları açılamıyor; o da yasak. Biz “Yaz Kur’an Kursu” diyemiyoruz. Yazın sadece bir ay Kur’an eğitimi verebiliyoruz camilerde. Ona da “dini etkinlikler kursu” diyoruz. Yani “yaz Kur’an kursu” diyemiyoruz; “yaz dini etkinlikler kursu” diyoruz.
Şimdi bu İlahiyat Koleji, imam hatip… Bizim Türkiye’deki imam hatibin aynısı ama imam hatip diyememişler; “İlahiyat Koleji” adı altında açmışlar. Lefkoşa’da tek, bütün ada da tek. Ama şimdi Magosa’da, Girne’de ve Lefke’de şube açmak istemişler. Tabii ki halkın yardımıyla bu inşaatları yapıp açmak istemişler.
Bu sendikalar çok ciddi tepkiler gösteriyorlar. Açtırmama yönünde hükümeti de zorluyorlar. Ama inşallah yani bazı şeylerin yaşanması gerekir. Bu mücadelenin sonucunda inşallah buradaki halkımız da inancına uygun olarak eğitimini de yapabilecek, inşallah.
Moderatör Müslüm AKTÜRK:
İnşallah diyorum. Ali Bey, buyurun. Ali Bey el sallıyorsunuz, sanırım sözü istiyorsunuz. Ali Hocam teşekkür ederim. Marangozlu Hocam… Esselamünaleyküm.
Mehmet MARANGOZOĞLU:
Esselamüaleyküm ve rahmetullahi ve berekatü. Tüm Ehli Beyt dostlarıma, akrabay-ı taallukatıma Antalya’dan kucak dolusu sevgiler, saygılar, hürmetler olsun.
Aleykümesselam ve rahmetullahi ve berekatü. Buyur Hocam.
Seyit Cesim Hocamı tebrik ederim. Kendisini çok severim, tanıyorum. Yaptığı bu hizmetlerden dolayı kendisini tebrik ederim. Her zaman maddi ve manevi olarak yanındayım. Allah sizden razı olsun. Rabbim sayımızı arttırsın. İnanan, inandığı gibi yaşayan Muhammedî ruhta, Muhammedî inanç ve itikatta kardeşlerimizin sayısını arttırsın derim. Dua eder, dua beklerim.
Bugün ilk defa katıldım. Hüseyin Zerraki büyüğümüzle 2014’ten beri arşivlerde tanıştık. 2014’ten beri 11 yıldır biz de Ehli Beyt Nakibül Eşraf meselesi konusunda bilfiil hizmet ediyoruz, çalışıyoruz. Dolayısıyla yola devam diyoruz. İnşallah Rabbim bu konuda çalışan bütün derneklerimizi, vakıflarımızı bir araya getirir. Hep birlikte “birlikte aşkına Muhammed’in ancak sancak” deriz. Sancağımız, Keremallahu vecheh’in taşıdığı sancak Topkapı Sarayı’nda… Rabbim inşallah bu şey oldu…
Moderatör Müslüm AKTÜRK:
Ali Bey kesildi. Hat kesildi. O zaman Nevzat Hocam mıydı? Nevzat Hocam… Şey, Niyazi Hocam pardon. Niyazi Bey orada mısınız?
Niyazi Bey:
Hocam ben buradayım, teşekkür ederim.
Moderatör Müslüm AKTÜRK:
Buyurun Niyazi Hocam. Sizin de mikrofon kapalı.
Niyazi Bey:
Mikrofonunuzu aç… Kapalı. Müslüm Başkan, sesimi alabiliyor musunuz Hocam?
Moderatör Müslüm AKTÜRK:
Sesinizi alıyorum, sorun yok.
Niyazi Bey:
Evet, Müslüm Başkan’a ayrılmamaları hususunda bir rica istiyoruz arkadaşlar. En son konuşmaları da dinlesinler. Ben bekliyorum Hocam heyecanla.
Moderatör Müslüm AKTÜRK:
Sağ olun. Mikrofonu kapalı ama… Hah tamam. Geldi mi Hocam?
Niyazi Bey:
Şimdi geliyor. Evet, buyurun Hocam.
Cesim Hocam çok güzel olayın çerçevesini çizdi. Bizi de aydınlattı. Allah razı olsun. Hepsine yürekten katılıyorum. Böyle bir sempozyumu gerçekleştirdiniz, bizi de aydınlattınız.
Allah razı olsun.
Moderatör Müslüm AKTÜRK:
Allah sizden de razı olsun. Siz de geldiniz, iyi ki varsınız. Rabbim sizi de Efendimizin şefaatine nail eylesin ümmeti Muhammed… Hocam…
Moderatör Müslüm AKTÜRK:
Amin Hocam. Herhalde söz almak isteyen kalmadı. Açıkçası finali Mustafa abiyle yapalım inşallah. Mustafa abi buyurun. Sayın abim hoş geldiniz. Siz de şeref verdiniz. Geçen programda da Mustafa abiyle uzun uzun konuşmuştuk. Hukuk konusunu işlemiştik. Bu konuda da program öncesi konuştuk. Söyleyecekleri var. Özellikle dedim: “Abi, sona bırakalım; en son finali seninle yapalım. Feyz alalım inşallah.” Mustafa Bey buyurun, sizi dinliyoruz.
Av. Mustafa KURAN:
Peki, ben 2 saat 15 dakika geçen bu güzel programın icrasında müessir olan sevgili Cesim Başkana ve diğer bütün konuklara teşekkür ederek sözlerime başlamak istiyorum…
Yapılan konuşmalardan çok büyük istifade ettim. Kâinatın efendisi Hz. Muhammed’in ve İslam’ın büyüklüğü, iman şuurunu dile getiren tüm konuşmacılara, yapılan dualara hepsine ayrı ayrı teşekkür ediyor ve görüşlerini paylaştığımı ifade etmek istiyorum.
Ben Sünni Avukat Mustafa Kuran’ım. 1997’den itibaren Uluslararası Ehli Beyt Vakfının, Fervane Altun’un başkanlık yaptığı bütün kongrelere, toplantılara sünni olarak iştirak edip, hatta hatta uluslararası yapılan bir divan toplantısında da divan başkanlığını yapan bir arkadaşınızım.
Yani burada Ehli Beyt derken Hz. Muhammed’in, Hz. Fatıma’nın, Hz. Ali’nin, Hasan ve Hüseyin’in sevmemek, onlardan uzak olmak İslam’ın en küçük noktasındaki günahkârlıktır, eksikliktir. Ve netice itibariyle de onları sevmek İslam’ın esas noktalarından bir tanesidir.
Çünkü Allah’ımız bir, Kur’an’ımız bir, peygamberimiz bir; inandığımız Hulefâ-i Râşidîn bütün meselelerine vakıf olarak onlara bağlı olduğumuz, ehliyetli ve dirayetli İslam’a hizmet eden tüm kadrolara, hizmetkârlığı şeref kabul eden sizin gibi kadro… Evet.
Ehli Beyt dünyasının mensupları, sevgili Başkanım… Şehitlerin derneğinin başkanı yapan Seyyit Hüseyin’i de burada hürmet ve sevgiyle anmak istiyorum. Çünkü İslam için söylenen her söz, Müslümanlık için söylenen her söz ve kainatın yine efendisi Hz. Muhammed’in mânevî havasında o iman şuuru içinde yapılan her konuşmanın indallah’tan makbul ve muteber olduğuna inanarak iki saatten beri bu güzel programı seyrediyorum.
Herkese teşekkür ediyorum.
Söylemek istediğim şu:
Ehli Beyt dünyası — elbette tekrar tekrar… 20 senem geçti; hep bu mevzularla birlik ve beraberliğin oluşması yönünden hizmet eden Sünni Avukat Mustafa Kuran… Bütün Ehli Beyt dünyasında, yurt dışında, yurt içinde uluslararası yapılan toplantılarda mutlaka ve mutlaka konuşmuş; Alevilerle, Müslümanlarla, Sünnilerle, Caferilerle… Öbürleriyle… Öbürleri yok.
Peygamberimiz bir, Allah’ımız bir, Kur’an’ımız bir olduğuna göre yaramıza nifak koyanlar “bizden değildir” diyor kâinatın efendisi.
Onun için ben, Türkiye’de birliğin, kardeşliğin ve sebep dışında herkesin Müslüman olarak İslam’ın iman şuuru içinde birbirini sevmesi, birbirini koruması ve Müslümanların bu asırdaki uyanıklığının, uyanış ve dirilişin idraki içinde hareket etmek mecburiyetindeyiz.
Şunu söylüyorum:
Müslümanların lehinde, aleyhinde söyleyenler var. Bu asır “iyi Müslüman, kötü Müslüman” asrı değildir.
Türkiye’de Türk Ceza Kanunu’nda 146. madde varken — Özal döneminde kalkıldığı herkes biliyor — ben İslam’ın mensuplarını, liderlerini Türkiye’de parasız avukatlığını yaptım ve davalarına gittim. Bazıları sebepsiz ve haksız olarak inançları adına mahkûm olanlar oldu.
Onun için biz birliği, beraberliği, kardeşliği, kardeşlik şuurunu yerleştirmeye mecburuz ve tarih huzurunda da mahkûmuz.
Şimdi… İmamî burada; Ehli Beyt’in içinde asıl beş kişi var:
Kâinatın efendisi Hz. Muhammed, arkasından Hz. Ali, Hz. Fatıma, Hz. Hasan ve Hüseyin’dir. Ayrıca imam olarak kabul edilen kişi var; bu da bunların Ehli Beyte girdiği hususunda beyanlar var.
Biz fazla teferruata — bu aşırıda — fazla tarihteki eksikleri değil, müsbet hareketleri dile getirmeye mecburuz. Ve tarihteki karanlık noktalara bir sünger geçirmeye mecburuz.
Asıl, İslam’ın uyanış ve dirilişidir.
İslamların, Müslüman devletlerin bir ve beraber olmasıdır.
Türk ve Müslümanların lehine… Lahey’de Adalet Divanında 3 seneden beri 70.000 kişi ölmüş, 170.000 kişi yaralı, 10 trilyondan fazla — milyardan, dolardan fazla hasar var. 50.000’e yakın çocuk öldürülmüş, 22.000 kadın öldürülmüş.
Bütün bu hadiseler karşısında ayrılık değil, nifak değil, küçük meseleleri büyütmek değil… Yalnız birleşmekten başka…
Birleşiniz!
Bir Allah’ın ipine sarılınız ki dünyaya hakim olabilme imkânı var.
Avukat Mustafa Kuran olarak son cümlelerimi söylüyorum:
Birinci medeniyet — evet, Devri Saadette başlamıştır. 10 senede üç kıtaya yayılmış. 632 senelik Osmanlı İmparatorluğu, Allah adaletini, imanı ve Kur’an’ı bütün bölgelere yayarak büyük bir imparatorluğun kurulmasına vesile olmuş.
Arkasından ne olmuş?
954 yılında evet… İspanya’da, Elhamra’da… Orada mermerler üzerinde Kur’an’ın işlendiği o mekânda ikinci medeniyet doğmuş.
Sevgili Müslüman kardeşlerim, sizlere söylüyorum:
En yakın zamanda İslam’ın uyanışı ve dirilişi İstanbul’dan başlayacaktır. İslam medeniyeti…
İster seyyitler olsun, ister Kur’an kursları olsun, ister ilahiyat fakülteleri olsun, ister şu dernek bu dernek… Uluslararası Ehli Beyt dünyasının derneği… Hepsi Allah için, bu mukaddes topraklar için mücadele ettiklerine göre inşallah bu toplantıyla beraber kalbî olarak bir manevî havanın estiği ve sevgili Başkan Müslüm’le beraber tüm iştiraklerin bu sevaptan, bu güzellikten, bu yapılan hayırlı ve güzel dualardan nasiplerini almalarını Allah’tan diliyorum.
Asıl dönem: birleşme!
İslamların buluşması, birleşmesi.
Bütün dualarımızda şunu söyleyelim:
Müslüman devletler arasında ufak tefek problemler varsa mutlaka ve mutlaka artık halledilmelidir.
Kültür emperyalizmi, maddî-manevî Türk dünyasını, Müslüman dünyasını perişan eden şuursuz Amerikan yetkilileri, siyonistler ve Müslüman düşmanları varken; Müslümanların ayrı ayrı düşünmeleri, Alevi-Sünni meselesini ortaya çıkarmaları, şu veya bu mezhep meselesini ortaya çıkarmaları Türkiye’nin birliğine, Kur’an’ın bayraktarlığını yapmış olan bu millete yazıktır, günahtır ve bu iş kötüye gider.
Gelin arkadaşlar, gecenin bu saatinde Allah’ın bize verdiği büyük bir iman şuuru içinde bir ve beraberliği oluşturalım. Beraber olalım. Ufak tefekte nifakları… Ve hakikaten Allah veriyor, alıyor. Biz Allah’a teslimiyet dışında bir şey yapmamız mümkün değil. İhlas hepsinin üstünde.
Benim en son neşrettiğim “Allah ve Adalet Bize Yeter” kitabım — elbette imanlı insanların, kim bilir Allah için, İslam için, Kur’an için, iyi insanlar için söylenen müsbet sözden itibaren bir adım atmalarının sonucunda indallah’tan makbul ve muteber olmalarının duaları içindeydim.
Doğmadı medeniyetini mi? Medeniyetini kıyasladım.
İslam medeniyetinin, doğu medeniyetinin, fıtrata uygun yaşamanın, insana hak ve hürriyetlerini, hukukun üstünlüğünü, insanca yaşamanın bütün özellikleri, prensipleri, varlıkları İslam’da ve Kur’an’da ve Müslüman topluluklarda…
Ama materyalist zihniyet, benlik, hodgâmlık; en kötü menfaat dışında olmayan bir zihniyetlerin de elbette hak ve hakikati savunan Müslümanlara, Türklere, Kürtlere, Araplara düşman olacakları açık ve nettir.
Türkiye’nin bir ve beraber olmasının mecburiyeti vardır.
Birleşiniz, kuvvetlenirsiniz.
Kuvvetli iken batıl yenemez, yenemez, yenemez.
Onun için gecenin bu saatinde tüm iştirak eden arkadaşlarıma iki cihan saadetiyle hayatlarının taçlanmasını Allah’tan diliyorum.
Organizasyon olarak sevgili Müslüm’ün — Türkiye’nin en büyük gazetecilerinden, fikir sahiplerinden birisi olan — evet, Müslüm kardeşimi tebrik ediyorum. Cesim Bey’i tebrik ediyorum ve ustamızı görüyorum.
Türkiye’nin en büyük ihtiyaçlarından bir tanesini bir son cümle olarak da söylüyorum:
Lahey’de Adalet Divanında, 400 milyonluk Türk dünyası adına, 2 milyardan fazla İslam dünyası adına lehine bir karar çıkmayacağını bütün Türk münevverlerine, entelektüellerine, cahillerine ve inançlı-inançsız insanların beyinlerini işlemek üzere; Savaş Suçlarını Araştırma Mahkemesinin Türk devletinin öncülüğünde en büyük teşkilat olarak kurulması — İslam’ın, evet İslam’ın en büyük adaletini, en güzel adaletini temsil edip yalnız Türk dünyasında, Müslüman dünyada değil; Avrupa’nın, Afrika’nın, Balkanların, Kafkasların, Amerika’nın da beynine vura vura adaleti temsil etme imkânları — Allah’tan diliyorum.
Ve bu mahkemelerin kurulmasıyla dünyanın adaleti arayan — bugün evet Güney Afrika’da Sayın Reis-i Cumhurumuzun bir cümlesi var…
Geçen hafta ben Akit Televizyonunda, elimde kitap, küresel adalet arayışı inşası için mücadele verir… Bugün Sayın Recep Tayyip Erdoğan da İslam’a hizmeti şeref kabul eden adam, İslam’ın kölesi olan adam, İslam’ın bir ve beraber olmasını isteyen adam Recep Tayyip Erdoğan, aynı adaleti, aynı adaletin inşasını ve küresel bazda adaletin oluşmasını söyleyerek birlik, beraberlik, sevgi, şefkat, merhamet… Bütün bu güzel duyguları sentezleştirerek toplumun hayat düzenini düzeltmesi için mücadelesini veriyor ve bu mücadelede:
“Ya Rab! Bu Kur’an’ın bayraktarlığını yapmış olan bu millete yardım et ya Rab!”
Bütün dualarımızın kabulüyle, kabulüyle, kabulüyle… Hepinize sevgi ve saygılarımı sunuyorum.
Tekraren, tekrardan sağlık ve afiyetlerle iki cihan saadeti diliyorum.
Evet, saygılarımla.
— Abi, nefesinize yüreğinize sağlık inşallah.
— Abi bir soru sorabilir miyim Sayın Başkanıma?
Buyurun.
— Sayın Başkanım Mustafa abimiz, sana selam ve saygılarımı arz ediyorum.
— Sağ ol, teşekkür ederim. Sağ olun. Yardımcı olun lütfen… Nakibü’l Eşraf’ı kurumu aktif hâle getirelim efendim. Sahte seyyidi önlemek için Nakibü’l Eşraf kurumunun mutlaka aktif hâle gelmesi gerekir. Efendim, bu da Türkiye Büyük Millet Meclisi vasıtasıyla olabiliyor. Efendim, elimizden gelen sizin için esirgenmez. Allah davasında olan herkesin hizmetkârıyız. Bu dava mukaddestir, ciddidir ve beşeriyet için bir müjde, bir ışıktır. Bu müjde ve ışığı değerlendirmek hepimizin vazifesidir. Allah’a teslimiyet, muvaffakiyetin tek sebebi. Allah’a teslimiyet, toplumun birliğine, beraberliğine, kardeşliğine imkân verdiği için bizim yapacağımız hizmetler emrinizdedir. Elimizden ne gelirse sizinle beraber oluruz.
— Allah razı olsun. Hürmet ve saygılarımı arz ediyorum.
— Zaten sizin aynı güzel duygularla ben de size saygılarımı sunuyorum. Ehli Beyt ediyorum. Ehli Beyt’in akrabasısınız.
— Eyvallah.
Evet… Cesim Hocam, bizim Genel Başkanımız diyor ki; “Ya, programı bir saatten fazla sürdürmeyelim, işte sırtımda ağrı var, platin var boynumda.” Benim de boynumda 3 tane fıtık var. Yani çok mücadele ettim aslında 1 buçuk saatte sonlandıralım diye. 2 buçuk saati buldu. Gerçekten sürükleyici bir programdı. Verimli bir programdı.
Ben de küçük bir şey o zaman, anlatarak… Küçük bir şey, bir iki dakikanızı daha rica edeceğim. Anlatarak programı kapatacağız. Hepimizin bildiği, yani hepinizin bildiği bir konu aslında ama bu program videosu yayınlanıyor, işte haber yapıyoruz. Belki bilmeyenler en azından öğrenmiş olur okuyarak, yazarak.
İskender’e sormuşlar…
“İskender, ya sen bu kadar yerleri fethediyorsun. Bu kadar insanı zapt etmek, yönetmek zor olmayacak mı?” diye.
Birilerine akıl almış, “Nasıl yapabiliriz?” diye.
Onun akıl hocası, danışmanı her neyse “Böl, yönet” formülünü önermiş. Yani insanları birbirine düşüreceksin, hâkim olacaksın. Sana gelecekler barıştırmak için; ama barıştırmayacaksın. Sürekli böyle bölük bölçük olacaklar. Yoksa asarak, keserek bunları temizlemek mümkün değil. Bunların çocukları gelir senden intikam alır, başkaları gelir bir şekilde intikam alır.
Şimdi Müslüman devletler de o durumda maalesef… Bölünmüş, parçalara ayrılmış. İşte herkes Trump’ın, Amerika’nın şeyine bakıyor. Maalesef… Rabbim bizi en tez zamanda nefsimize, nefsimizi başa bırakmasın. Bu sıkıntıdan kurtarsın. Yeniden birleşelim, yeniden bir olalım. Bu da işte sizin gibi Mustafa abi gibi, diğer dostlarımız gibi, Hüseyin abi gibi mücadele etmekle; bizim de sizleri takip etmemizle inşallah elde ederiz.
Bizim tabii başarılı olup olmama konusunda mesuliyetimiz yok. Biz ancak gayret etmek için mücadele etmemiz gerekiyor. İnşallah Rabbim başarılı olmamızı en tez zamanda nasip etsin. Dünya gözüyle görmüş olalım.
Çok sıkıntılı bir süreçten geçiyoruz. Bazen ümitsiz oluyoruz, hakikaten ümidimiz de kırılıyor. Ama Müslüman insan ümitsiz olmaz. Rabbim de inşallah her zamanda ölmeden birleşmiş durumumuzu görelim. Siyonizmin dünya hâkimiyetinin yıkılmasını bir an önce görelim.
Allah razı olsun programımıza katıldınız, katkı sundunuz.
Çok teşekkür ederim.
Son olarak bir şey söylemek isterseniz Seyit Hocam, öyle kapatmış olalım programı.
— Cesim Hocam…
— Pardon, estağfurullah. Biz de hepinize çok teşekkür ediyorum. Tabii, bizim temel problemimiz Müslümanlar arasındaki bölünmüş, parçalanmışlık. Bir hocamız, bir profesör hocamız bana bir soru sormuştu. O soruya verdiğim cevapla inşallah bu soruya da cevap vermiş olayım.
Dedi ki:
“Şimdi Şah-ı Merdan Hz. Ali bir tane ama şey… Şah-ı Merdan bir tane, Hz. Ali birçok. Şimdi Ehli Beyt bir tane; Ehli Beyt’i seven birçok. Allah bir tane, Resulullah bir tane; fırkalar birçok, cemaatler birçok. İmam Şafii’nin buyurduğu gibi 70 fırkaya ümmet bölünse dahi bir tanesi hariç diğerlerinin kurtuluşu mümkün değil. Hocam, niye bu bölünme? Niye bu ayrılık? Sebebi nedir?”
Dediğinde bir soru sormuştu bize. Biz de acizane kendi aklımızın, bilgimizin yettiği kadar şöyle bir cevap vermeye çalıştık. İnşallah cevap olur.
Dedim ki efendim:
Bir su ana kaynağından çıktığında o su saf, berrak; kokusu, tadıyla beraber en güzeldir. Fakat bu su, kaynaktan şebekelere aktarmak için şehir merkezine götürülürken çeşitli istasyonlarda bekletiliyor, depolara aktarılıyor. O depolara, o yolda giderken o suyun içerisine bazı şeyler karışıyor.
Şimdi birinci istasyondan su alan kişi diyor ki:
“Gerçek su budur.”
İkinci istasyona gidinceye kadar suya yine başka bir şeyler karışıyor. İkinci istasyondaki de diyor ki:
“Gerçek su bizim suyumuzdur.”
3, 4, 5, 10, 70, 80…
Her fırka, Cenab-ı Hakk’ın buyurduğu gibi insanlar heva ve heveslerine uyarak dinden birer parça koparır, onunla övünürler. Şimdi dinden parça koparıp o parçayla övünen insanlar, ellerindeki suyun gerçek olduğunu iddia ediyorlar.
Dedim ki:
“Peki hocam, biz bunları nasıl sağlayacağız?”
Dedim ki:
Eğer biz insanlara gerçek kaynağındaki suyu içirirsek, ellerindeki suyun gerçek su olmadığını, içine karışık olduğunu, hak ve hakikati anlamış olurlar.
Onun için Cenab-ı Hak diyor ki:
“Dini Allah’a halis kılarak kulluk yapın.”
Bundan dolayı diyor ki:
“Dini parçalayıp fırkalara bölünenler gibi olmayın. Onların işi Allah’a kalmıştır.”
İşte biz eğer gerçek hak ve hakikat ölçüsü içerisinde Allah’ı, Resulullah’ı; biraz önce kardeşimizin sorduğu gibi Ehli Beyti, Hz. Hasan Efendimizi, Hz. Hüseyin Efendimizi anlatırsak, tanıtırsak; Müslümanlar arasında bölünme, parçalanma ortadan kalkar.
Ve Resulullah’a gerçek manada iman edersek o zaman onun sözlerini Allah’ın bir emri olarak telakki edip imanın bir gereği olduğunu kabul ederiz.
Efendimizin buyurduğu gibi:
“Benim Ehli Beytimi seven beni sever; beni seven de Allah’ı sever. Ehli Beytime düşman olan bana düşman olur; bana düşman olan Allah’a düşman olur.”
E şimdi bir kardeşimiz daha dün bizim derneğe geldiğinde dedi ki:
“Ya, biz eskiden Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin Efendimizin çocukken öldüğünü biliyorduk. Yetişkin insan olduğunu bile bilmiyorduk. İnsanlarımız gerçekten tanımıyor.”
Şimdi gerçek balı yemeyen bir kişiye sahte bal yedirdiğiniz zaman onu gerçek zanneder. Ama gerçek balı yiyen bir kişi, sahte balın sahte olduğunu anlar. İnşallah biz hak ve hakikat ölçüsü içerisinde, Hz. Ali Aleyhisselam Efendimizin buyurduğu gibi önce hakkı öğreneceğiz. Sonra hakkın ne olduğunu, yanlışın ne olduğunu da anlamış olacağız. Ümmetin arasındaki bu bölünmüşlük de ortadan kalkacak.
Hak ve hakikat ölçüsü içerisinde, birlik ve beraberlik içerisinde Allah’ın huzuruna, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimizin şefaatine nail olarak; Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimizin Ehli Beyti ile beraber… Rabbim o Ehli Beyte nasip ettiği şehadeti bizlere de nasip eylesin. Onlarla beraber kıyamet günü halk olmayı, Efendimizin şefaatine nail olmayı hepimize nasip eylesin.
Amin.
Moderatör Müslüm AKTÜRK: Mehmet Ali Hocam bir şey sormak istiyor herhalde. El kaldırdı. Genel Başkanımız.
— Şimdi bir iki cümlem var. Şimdi İslam âleminin şu andaki durumunu, adeta Peygamberimize peygamberlik gelmeden önce 20 yaşlarındaki bir delikanlılık çağında Mekke müşriklerinin faziletli insanlar üzerinde yürüttükleri tahakküm dönemi gibi bir dönem geçiyor İslam ülkeleri. Dolayısıyla bu zulmün sonucunda inşallah Hılfulfudul Antlaşması gibi bir antlaşmanın İslam ülkeleri arasında neşv ü nema bulacağı ve ondan sonra da güzel günlere gireceğimize ümit ediyorum. Hepinize saygılar sunuyorum.
— Teşekkür ederiz.
Cesim Hocam, duayla kapatabilir miyiz programı?
— Olur Hocam. Muzaffer Hocam… Muzaffer Hocam veya Cevdet Hocam… Siz de yapabilirsiniz. Cesim Hocam siz buyurun. Herhalde duyulmuyor. Biz hocalarımıza verelim inşallah. Biz çok konuştuk. Duayı Muzaffer Hocama verelim Kıbrıs’tan. İnşallah duamız gelsin.
— Tamam Muzaffer Hocam.
Muzaffer Hoca:
Amin.
Euzü billahi mineşşeytanirracim.
Bismillahirrahmanirrahim.
Elhamdülillahi rabbil alemin, vessalâtü vesselâmü alâ Resûlina Muhammedin ve alâ âlihi ve sahbihi ecmain.
Allahümme ahyina mehye Muhammedin ve Âli Muhammed, ve emitna memâte Muhammedin ve Âli Muhammed, vahşurna muhammeden ve Âli Muhammed.
İlahi Ya Rabbi! Bu toplantılarımızı Senin rızana uygun, hayırlı ve hayırlara vesile eyle.
İlahi Ya Rabbi! Bizleri her daim Senin rızanı arayan, Senin rızan için bir araya gelen ve Senin rızan için bir hayat yaşayan ve bu şekilde can veren salih kullarından eyle.
İlahi Ya Rabbi! Bizler Ehli Beyt’in yolundan gitmek istiyoruz. Onların sevgisiyle bir hayat yaşamak istiyoruz. Onların şefaatine nail olmak istiyoruz. İlahi Ya Rabbi! Bizlere cennetini, rahmetini celb edecek ameller işlemeyi nasip ve müyesser eyle.
Bizleri her daim istikamet üzere eyle.
Zihinlerimizi, kalplerimizi sırat-ı müstakim üzere eyle.
Sırat-ı müstakimden bizleri hiçbir zaman ayırma Ya Rabbi.
Bizleri bir ve beraber eyle.
Bizleri kardeş eyle.
Kardeşliğimizi, sevgimizi büyük ve daim eyle.
Bizleri her daim görmek istediğin yerlerde bulunan; görmek istemediğin yerlerden olabildiğince uzak duran salih kullarından eyle.
Bizleri Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in şefaatine, Ehli Beyt’in şefaatine nail olacak kullarından eyle.
Essalâtü vesselâmü aleyke ya Resulallah…
Essalâtü vesselâmü aleyke ya Habiballah…
Essalâtü vesselâmü aleyke ya Seyyidel evveline vel âhirin…
Velhamdülillahi rabbil alemin.
El-Fatiha…
Amin.
— Hocam razı olsun, çok teşekkür ederiz. Allah razı olsun. Bereketli bir program oldu. İnşallah başka bir programda görüşmek üzere. Bütün katılımcılara da teşekkür ediyorum. Esselamünaleyküm. Hayırlı geceler. Allah’a emanet olun.
— Ağzınıza sağlık. Allah razı olsun.
— Aleykümselam. Hayırlı geceler cümleye.
— Aleykümselam, hayırlı geceler size. Allah’a emanet.
— Siz de sağ olun. Hepinize hayırlı geceler. Allah’a emanet olun.
Video linki:
https://www.youtube.com/watch?v=svNMJfe01qo

