
“Ceyhun Ağa da kim?” diye soranlar için netleştirelim:
ESHOT’ta ulaşımdan sorumlu genel müdür yardımcısı.
Normal şartlarda “Ceyhun Bey” denir. Ancak ortaya konan tavır, kamu görevine yakışan bir ciddiyet taşımadığı için bu hitap maalesef daha isabetli duruyor.
Gelelim meselenin özüne…
705 numaralı otobüs hattında yapılacak küçük bir düzenlemeyle binlerce vatandaşın mağduriyetinin giderilebileceğini yazdık. Açık, somut ve çözümü mümkün bir konu.
Yetinmedik.
İzmir’in CHP’li 9 milletvekiline ilettik.
4’ü ilgilendi, girişimde bulundu.
5’i sessiz kalmayı tercih etti!
Biz de gazetecilik sorumluluğuyla konunun peşini bırakmadık.
ESHOT yönetimiyle görüşmek istedik.
Genel Müdürün yoğun olduğu söylendi.
Peki dedik.
Konunun muhatabı olan genel müdür yardımcısından randevu talep ettik.
Randevu verilmedi.
“Yoğunluk var” denildi.
Telefonla görüşelim dedik.
Kabul edildi.
Ama sonuç?
Yok.
Günler geçti.
Ne bir dönüş yapıldı.
Ne bir açıklama geldi.
Ne de “konuyla ilgileniyoruz” denilecek asgari bir nezaket gösterildi.
Şimdi açık konuşalım:
Bir kamu yöneticisi, vatandaşın sorununu gündeme getiren bir gazeteciyi bu kadar rahat görmezden gelemez.
Bu durum artık “yoğunluk” bahanesiyle açıklanamaz.
Bu, açık bir kayıtsızlıktır.
Bu, görev sorumluluğunu ikinci plana atmaktır.
Tam da bu noktada kamuoyunun aklına şu sorular geliyor:
Sırtını sağlam bir yere mi yaslamış?
Kimse yerinden edemeyecek kadar güçlü bir dayanağı mı var?
Bu rahatlık, “nasıl olsa hesap sorulmaz” anlayışından mı kaynaklanıyor?
Çünkü ortada basit bir iletişim sorunu yok.
Ortada, kamu görevini yürüten bir ismin, kamu adına yapılan makul bir talebi yok sayması var.
Daha net ifade edelim:
Vatandaşın derdi kapıda beklerken, makamın kapısını kapatmak kabul edilemez.
Geri dönüş yapmamak, bilgi vermemek, süreci yok saymak; bunların hiçbirinin kamu yönetiminde makul bir karşılığı yoktur.
Kamu görevi, seçilerek ya da atanarak kazanılmış bir ayrıcalık değil; yerine getirilmesi gereken bir sorumluluktur.
Bu sorumluluk da keyfe göre uygulanamaz.
Altını özellikle çiziyoruz:
Bu mesele kişisel değildir.
Bu mesele doğrudan vatandaşın günlük hayatını etkileyen bir ulaşım sorunudur.
Ve bu soruna karşı sergilenen bu tavır, en sert eleştiriyi fazlasıyla hak etmektedir.
Kimse bulunduğu makamı “ulaşılmazlık zırhı”na dönüştüremez.
Kimse kamuya karşı sessiz kalma lüksüne sahip değildir.
Bu yazı artık sadece bir eleştiri değildir.
Bu bir kayıttır.
Bir uyarıdır.
Ve açık bir çağrıdır:
Bu tavırla ilgili bir değerlendirme yapılacak mı?
Yoksa bu anlayış görmezden gelinmeye devam mı edilecek?
Takdir ve sorumluluk, başta Cemil Tugay ve Özgür Özel olmak üzere ilgili makamlarındır.


