Şu anda piyasa verileri güncelleniyor. Lütfen kısa bir süre sonra tekrar deneyiniz.

HAYATIN YÜKÜNÜ TAŞIYAN ADAM: HAMAL HASAN

Hamal Hasan Trabzon
ilkhavadis.com

“Biz insanların yükünü taşırız…” derdi Hamal Hasan.

Trabzon’un en hareketli noktalarından biri olan Pazarkapı’da, Kadınlar Pazarı’nın önünde her gün aynı manzara olurdu: Yaz kış demeden iliklediği kalın paltosuyla, yanında eskimiş ama hayat gibi sağlam duran büyük sepetiyle bir adam… Sepetin içinde yalnız eşya değil, sanki yılların yorgunluğu, insanların telaşı ve şehrin yükü de vardı.

Bir köşeye çekilir, sepetine yaslanır, elindeki demli çaydan yudum alırken gözleri kalabalığı süzerdi. Kimin yük taşıyacağını, kimin yardıma ihtiyacı olduğunu sanki bakışlarıyla seçerdi. Orada duran sadece bir hamal değil; şehrin hafızasında yer etmiş, emeğiyle var olmuş bir sessiz figürdü.

Gümüşhane’nin Kelkit ilçesinden geldiğini anlatırdı. Çocukluğundan beri hamallık yaptığını söylerdi ama onu tanıyanlar için mesele sadece yük taşımak değildi. Konuşması, duruşu ve hayata bakışıyla çoğu zaman sıradan bir işçinin çok ötesinde bir insan portresi çizerdi. Kimi onu anlamaz, kimi ise farklı yorumlardı; ama o, kendi dünyasında sade ve netti.

“Ben Bağkur emeklisiyim” derdi. “Ama insanlara yardım etmeyi sevdiğim için bırakamıyorum bu işi. Bir bakıma eğleniyorum.”

İşin ilginci, çoğu zaman emeğinin karşılığını da almak istemezdi. Onun için bu iş bir kazançtan çok bir yaşam alışkanlığıydı.

Kitap okumayı severdi. Okuyanı da severdi. Bu yüzden pazarda bir öğrenci gördüğünde mutlaka çay ısmarlar, cebine fark ettirmeden harçlık sıkıştırır, sonra da sessizce yolcu ederdi. Onun bu hali, çevresindekiler için küçük ama unutulmayan bir iyilik geleneğine dönüşmüştü.

Bir zamanlar Kadınlar Pazarı’nın önünde onlarca hamalın ekmek yediği günleri anlatırlardı. Zamanla çoğu ya yaşlandı ya da hayattan çekildi. Geride kalan az sayıda isimden biri de Hamal Hasan olmuştu.

Bazen esprili bir dille söylerdi:
“Eskiden sevgiler yürekten olurdu, şimdi direktlere döndü.”

Cebinde taşıdığı şekerleri de eksik etmezdi. Selam veren herkese bir tane uzatır, küçük bir tebessümle günü güzelleştirirdi.

Yalnız yaşadığı söylenirdi. Tek odalı evinde, kitapları ve sessizliğiyle baş başa bir hayat sürerdi. Sabah namazından sonra uyumaz, güneş doğmadan sepetini koluna geçirip yine pazardaki yerini alırdı.

Kendisine “deli” diyenlere ise sakin ama düşündürücü bir cevap verirdi:
“Bana deli diyenler acınacak halde. Şeytanı dışarıda arıyorlar ama nefsini tanımayan asıl kaybeder.”

Yaz sıcağında neden kalın palto giydiği sorulduğunda ise cevabı kısa olurdu:
“Cehennem daha sıcak… ben provadayım.”

1993 yılıydı. Bir yardım gecesinde herkes elinden geldiğince katkı sunarken, arka sıralardan güçlü bir ses yükselmişti:
“Benden de 200 Mark!”

Herkes arkasına döndüğünde o sesin sahibi Hamal Hasan’dı. O an sadece verdiği para değil, ortaya koyduğu duruş da salonda bir sessizlik bırakmıştı.

Yıllar geçti… Yaşlandı. Ağır işlere gitmez oldu. Ama ona hâlâ “neden hamallık yapıyorsun?” diye sorulduğunda aynı cevabı verirdi:
“Elli yıl Trabzon’un yükünü taşıdım. Şimdi sadece arkadaşlarla çay içmeye geliyorum.”

Şehrin hafızasında iz bırakan o sessiz emek, ardında sadece taşınmış yükler değil; anlatılacak çok hikâye bıraktı.

YORUM YAP

Yorum yapabilmek için kuralları kabul etmelisiniz.
Yeni bir yorum göndermek için 60 saniye beklemelisiniz.

Henüz bu içeriğe yorum yapılmamış.
İlk yorum yapan olmak ister misiniz?