
Ramazan… Yalnızca aç kalmanın değil, gönül doyurmanın ayı. Gündüz nefsimizi terbiye ederken, akşam sofralarımızda nefsi yeniden şımartıyorsak, orucun hikmetini kaçırıyoruz demektir. Oruç, mideyi sustururken kalbi konuşturmalı; sofrayı büyütürken vicdanı küçültmemelidir.
Bugün ne yazık ki iftar sofraları, sabrın ödülü olmaktan çok gösterişin yarışına dönüşebiliyor. Oysa oruç, yokluğu anlamak içindir; varlıkla övünmek için değil. Bir lokmanın kıymetini bilmek, açın halini hissetmek ve paylaşmanın huzurunu yaşamak içindir. Çünkü bazıları için oruç bir ay sürer, bazıları için ömür boyu…
Asıl oruç; sadece midenin değil, gözün haramdan, dilin kırıcı sözden, elin haksızlıktan, kalbin kibirden uzak durmasıdır. Aç kalmak kolaydır; zor olan nefsin arzularını susturabilmektir. Sofraları süslemekten önce kalpleri güzelleştirmek gerekir. Çünkü Allah’a ulaşan, tabakların çokluğu değil, niyetlerin saflığıdır.
Sahura kalktığımızda sadece “oruç tutmaya” değil, insan kalmaya niyet etmeliyiz. Kalbimizi iyilikle donatmaya, dilimizi incitmemeye, elimizi paylaşmaya, gözümüzü merhamete açmaya… Hatta uykumuzu bile ibadet niyetiyle uyumaya…
Ramazan, insanın kendine dönme mevsimidir. Gürültüden arınıp iç sesini duyma zamanıdır. İftar sofraları kalabalık olabilir ama asıl bereket, o sofradan bir tabak eksiltip bir gönül çoğaltabilmektir.
Geliniz, bu ayı yalnız bedenimizle değil; ruhumuzla, kalbimizle ve vicdanımızla tutalım. Sofralarımız da oruç tutsun; israf etmesin, paylaşsın. Çünkü gerçek doyum, tok mideden değil, huzurlu kalpten gelir.
Ahmet Dara
Kalemimden Doğrular


