DOLAR 32,2076 % 0
EURO 35,0317 % 0.02
STERLIN 40,9694 % 0.13
FRANG 35,4007 % -0.02
ALTIN 2.516,72 % 0,64
BITCOIN 68.901,88 3.977

Tekfircinin tekfirleri

Yayınlanma Tarihi : Google News
0

Muhterem Kardeşlerim…
Bir insana kâfir diyebilmek için nakli esas almak gerekir. Şahsi görüşle bir insan tekfir edilemez. Bir şey haramsa veya küfürse kitaplarda yazılıdır. Harama, küfre delil aranır, ama mubaha delil aranmaz. Mesela, “Muz yemek haramdır, kivi yemek küfürdür” diyen kimseye, “Delilini göster” denir. Mubah diyene delil sorulmaz. Yani, “Hangi kitapta mubah olduğu yazılı” diye sorulmaz. Biz, bu birkaç tekfircinin aşağıya aldığımız sözlerinin küfür olmadığını söylüyoruz. Küfür diye iddia eden çıkarsa, delilini onun göstermesi lazımdır. Küfür değildir diyene delil sorulmaz. Ananas yemek küfür değil dersek, hiç kimse, “Delilini göster” diyemez.

Şahısların yanında Âlimler ve evliya zatlar da tekfir ediliyor, yani onlara kâfir deniliyor.
Bir Hadis-i Şerifte buyuruluyor ki:
“Yalanlar yazılır, âdetler ibadetlere karıştırılır ve Eshabıma dil uzatılırsa, doğruyu bilenler herkese bildirsin! Allahü Teâlânın, meleklerin ve bütün insanların laneti, doğruyu bilip de, gücü yettiği hâlde bildirmeyene olsun! Allah, böyle Âlimlerin, ne farzlarını, ne de başka ibadetlerini kabul eder.” [Deylemi, Ebu Nuaym]

Bu Hadis-i Şerifte bildirilen lanete uğramamak için, tekfirciye maddeler hâlinde cevap verelim:
1- Tekfirci, “Allah’a mekân ittihaz etmek küfürdür. Mesela, ‘Allah’a bir karış yaklaşana, Allah bir arşın yaklaşır’ veya ‘Allah, Evliya zatların kalbine girer’ demek küfürdür” diyor.
Efendim; bu yaklaşma manevi yaklaşmadır. Allahü Teâlâya yaklaşmak demek, O’nun sevgisini ve rızasını kazanmak demektir. Birine, yakın dostum demek, evimiz yakın, beraber yaşıyoruz demek değil, dostluğumuz iyi demektir. Allahü Teâlânın yakınlığını da böyle anlamalıdır. Kâbe veya camiler Allah’ın evi demek de, Allah’a mekân tayin etmek değildir. Kâbe’nin ve camilerin önemini belirtmek, kıymetli yer olduğunu göstermek içindir. Evliyanın kalbi elbette kıymetlidir.
“Yere göğe sığmam, Mümin kulların kalbine sığarım” Hadis-i Kudsisi de böyledir.
İmam-ı Rabbani hazretleri, bu Hadis-i Kudsiyi şöyle açıklamaktadır:
Yer ve gök çok geniş olmakla beraber maddedir. Mekânlıdır. Bir şeye benzetilebilir. Nasıl oldukları anlaşılır. Mekânsız olan, nasıl olduğu bilinmeyen mukaddes varlık, bunlarda yerleşemez. Mekânsız olan, mekânda yerleşmez. Benzeri olmayan, benzeri olanla bir arada bulunmaz. Mümin kulun kalbi ise, mekânsızdır. Nasıl olduğu anlaşılamaz. Bunun için, burada yerleşir. (Mektubat-ı Rabbani)

Görüldüğü gibi Tekfirci, İmam-ı Buhari’yi, dört hak mezhepten birinin reisi olan imamı Ahmed’i, Muhaddis Âlim İmam-ı Beyheki’yi ve ikinci bin yılın Müceddidi İmam-ı Rabbani hazretlerini küfürle suçlamaktadır. Tekfir etmek, geri tepmeli topa benzer, geri teperse sahibini parçalar. Yani Müslüman’a kâfir diyenin kendisi kâfir olur.

2- Tekfirci, “Allah büyüktür demek küfürdür. Çünkü onu insana benzetmiş olur” diyor.
Efendim; hiç kimse o manada söylemez. Allah’ı dağ gibi kocaman bir varlık gibi düşünmez. İnsanları küfre sokmak için zoraki yakıştırma bu. Her namazda Allahü ekber diyoruz. Allah büyüktür demektir. Hattâ en büyük, çok büyük demektir. Her şeye küfür demek ne kadar yanlıştır. Bir başka tekfirci de, “En büyük Fenerbahçe demek küfürdür, çünkü en büyük Allah’tır” diyor. Spor kulüpleri içinde en büyüğü şudur demek küfür olmaz.

3- Tekfirci, “-Allah nurdur- veya -Allah Muhammed’i kendi nurundan yarattı- demek küfürdür” diyor.
Efendim; Tekfirci ya çok cahil veya İslam Âlimlerini tekfir etmek için bahaneler arıyor. Nur Suresinin 35. Âyetinde, “Allah, göklerin ve yerin nurudur” buyuruluyor. Ancak bu, mahlûk olan ışık olarak kabul edilmez. Kimse hâşâ Allah’ı, mahlûk olan bir ışığa benzetmez. Çünkü Mümin, Allah’ın hiçbir şeye benzemediğini bilir.
Bir Hadis-i Şerif meali de şöyledir:
“Her şeyden önce benim nurumu, Allah kendi nurundan yarattı.” [İmam-ı Kurtubi]

Tekfirci galiba, nuru maddî bir şey sanıyor da, Allah’ın nurundan alınıp Peygambere veriliyor gibi görüyor. Yoksa Peygamber Efendimizi yalanlamaya kalkmaz.

4- Tekfirci, “Kader utansın demek küfürdür” diyor.
Efendim; “Kaderim kötü imiş, yazıklar olsun bu kötü kaderime” demek küfür olmaz, çünkü günahlarımız yüzünden kaderimiz kötü olmuştur. Yani kaderimizin kötü olmasına kendimiz sebep olduk. Kader, kendi arzumuzla yapacağımız iyi veya kötü işlerin kaderimiz olarak belirlenmesidir. Günahlarımızın durumuna göre, bu kötü de olabilir, iyi de olabilir. Bu manada, “Kaderim utansın, kaderim kötüymüş” demek küfür olmaz. Ama “Allah, kötü işlerimizi kötü olarak yazmamalıydı, yanlış yaptı” diyerek, amellerimize göre kaderimizi belirleyen Rabbimizi suçlamak küfür olursa da, böyle bir sözü de bir Müslüman asla söylemez. Söylüyorsa o zaten Müslüman değildir.

5- Tekfirci, “-Güzel Allah’ım- veya -Allah güzeldir, güzeli sever- demek küfürdür” diyor.
Efendim; hep maddî açıdan bakıyor, sanki kadına, erkeğe, maddî bir şeye güzel denmiş sanıyor. Hiç öyle söyleyen Müslüman olur mu?
Bir Hadis-i Şerif meali de şöyledir:
“Allahü Teâlâ cemildir, cemal sahiplerini sever.” [Müslim]
Bu Hadis-i Şerifin Türkçe söylenişi, “Allah güzeldir, güzeli sever” şeklindedir. Allahü Teâlâ’nın bütün yarattıkları bir nizam dâhilindedir, güzel bir düzen içindedir, kul da, işlerini böyle bir düzen içinde yaparsa, Allah böyle kulu da sever demektir. Kelime üzerinde durmak, insanları küfre sokmak için zoraki yakıştırma yapmak normal bir şey değildir. Müslüman’ı küfre sokmaya değil, küfürden kurtarmaya çalışmalıdır.

6- Tekfirci, “-Yürü Allah’ım yürü, dön Allah dön, ye Allah’ım ye- demek küfürdür” diyor.
Efendim; İnsan uzak bir yere giderken, yorulup, “Ne uzakmış, yürü Allah’ım yürü bir türlü bitmiyor” der. Diğerleri de böyle. Yoksa, “Allah’ım sen yürü” demek değildir. Öyle bir şeyi ne Müslüman, ne de gâvur söyler. Bu bir deyimdir. Yorgunluğun, dönmenin ve yemenin çok olduğunu göstermek için söylenir. Yoksa Allah’ı yürüyen bir varlığa benzetmek olmaz. Bu, insanları küfre sokmak için zoraki yakıştırmadan ibarettir.

7- Tekfirci, “Kâfire -Allah senden razı olsun- demek küfürdür” diyor.
Efendim; Kâfire dua edilmez, selam verilmez, ama ihtiyaç hâlinde Allah razı olsun denirse bu, Allah seni razı olacağı hâle getirsin demektir. Kâfirin hidayeti için dua edilir. İhtiyaç hâlinde selam da verilir. Selam da bir duadır. Allah razı olsun anlamına da gelir. Kâfirin hidayeti için dua eden Müslüman’a, kâfir oldun demek çok çirkindir.

8- Tekfirci, “-Yunan bizim ezeli düşmanımız- demek küfürdür” diyor.
Efendim; Tekfirci, ezeli kelimesi Allah’tan başkası için kullanılmaz zannediyor galiba. Ezeli kelimesi çok eski anlamında da kullanılır. Her sözün altında bir küfür aramak yanlıştır.

9- Tekfirci, “Hazreti Eyyûb’ün cesedine kurt düştü demek küfürdür” diyor.
Efendim; Peygamberlerin beş veya yedi sıfatı vardır:
Sıdk [her işleri doğrudur, yalan söylemezler],
Tebliğ [Dini eksiksiz bildirirler],
Adalet [her işte hakkı gözetirler],
İsmet [günah işlemezler],
Emanet [emindirler],
Fetanet [çok akıllı, anlayışlı, zekidirler],
Emnül-azl [Peygamberlikten azledilmezler yani Peygamberlik onlardan geri alınmaz.]
Hastalanmak, yaralarının kurtlanması, Peygamberlik sıfatlarına aykırı değildir. Yukarıdaki yedi sıfattan hangisine aykırıdır? Dinde nakil esastır. Aklen din olmaz.
Eyyüb aleyhisselamın yaralarının kurtlandığını büyük âlim Alâaddin-i Attar hazretleri de bildirmektedir. (S. Ebediyye)
Eyyüb aleyhisselamın yarasına kurtlar düştü diyen kâfir olursa, bu büyük evliya zat da tekfir edilmiş olur. Onun için tekfirden çok sakınmalıdır. Kâfir dediğimiz kimse, kâfir değilse, kendimiz küfre gireriz. Bir Hadis-i Şerif meali şöyledir:
“Bir Müslümana kâfir diyenin kendisi kâfir olur.” [Buhari]

10- Tekfirci, “-Peygamberimiz Kur’an okurken müşriklerin putlarını anlatan Âyet-i Kerimeye gelince, şeytan putları öven birkaç sözü, araya sokuşturdu- demek küfürdür” diyor.
Efendim; Ehl-i Sünnet Âlimlerinin en büyüklerinden biri olan, İmam-ı Rabbani Müceddidi Elfi Sani Ahmed Faruki hazretleri faydalı ilimler hazinesi Mektubat’ında buyuruyor ki:
Çok kimsenin bildiği gibi, bir gün Resulullah Efendimiz Eshabı ile oturuyordu. Kureyşin ileri gelenleri ve kâfirlerin şefleri orada idiler. Seyyid-ül-Beşer Necm Suresini okudu. Onların putlarını anlatan Âyet-i Kerimeye gelince, mel’un şeytan putları öven birkaç sözü, o Server’in sözüne ekledi. Dinleyenler, bunları da Resulullah’ın sözü sandılar. Orada bulunan kâfirler, “Muhammed bizimle barış yaptı, putlarımızı övdü” dediler. Oradaki Müslümanlar da, buna şaşırıp kaldılar. O Server “Ne oluyorsunuz?” diye sordu. Eshab-ı Kiram, “Siz okurken bu sözler de araya karıştı” dediler. Hemen Cebrail-i Emin Vahy getirdi. O sözleri şeytanın karıştırdığını, bütün Peygamberlerin sözlerine de karıştırmış olduğunu bildirdi. Allahü Teâlâ, o sözleri Âyet-i Kerime arasından çıkardı. Kendi kelamını sapasağlam yaptı. (1/273)
Bu yazıdan anlaşıldığı gibi, böyle bir olayın olması Kur’an-ı Kerime gölge düşürmez. Allahü Teâlâ, şerefli sözüne leke sürdürür mü hiç?

11- Tekfirci, “-La mevcude İllallah- demek küfürdür” diyor.
Efendim; La Mevcûde İllallah = Allah’tan başka varlık yok demektir. Bu ifade Ehl-i Sünnete aykırı değildir. İbni Arabi hazretlerini tenkit eden İmam-ı Rabbani hazretleri de aynısını çeşitli mektuplarında uzun uzun bildiriyor. Yalnız Allah vardır, âlem hayal mertebesinde yaratılmıştır buyuruyor. Şu sual, âlimler tarafından İmam-ı Rabbani hazretlerine soruluyor:
“Âlimler diyor ki, Allahü Teâlâ, bu âlemin içinde ve dışında değildir. Âleme bitişik de değildir. Ayrı da değildir. Bunun açıklanması nasıl olur?”
İmam-ı Rabbani hazretleri buna şöyle cevap veriyor:
İçinde, dışında olmak, bitişik ve ayrı olmak gibi şeyler, var olan iki şey arasında düşünülebilir. Hâlbuki sualde, iki şey mevcut değildir ki, bunlar düşünülebilsin. Çünkü Allahü Teâlâ vardır. Âlem, yani Ondan başka her şey vehim ve hayaldir. Âlemin var görünmesi, Allahü Teâlâ’nın kudreti ile devamlı olup, vehim ve hayalin kalkması ile yok olmuyor. Ahiretteki sonsuz nimetler ve azaplar bunlara oluyor. Fakat Âlemin varlığı vehim ve hayaldedir. [Yani dışarıda var olmayıp, vehme ve hayale var görünmektedir.] Vehim ve hayalin dışında bir varlık değildir. Allahü Teâlâ’nın kudreti, vehim olunan, hayal olan bu görünüşleri devam ettirmektedir. Var gibi göstermektedir.
Hayalde bulunan bir şey, dışarıda var olan bir şeyle bitişiktir, onun içindedir denemez. Fakat var olan, mevcut olan bir şey, hayalde olan şeyin içinde de, dışında da ve ayrı da değildir, bitişik de değildir. [Bunu Nokta-i Cevvale ile açıklıyor. Merak eden, mektubun aslına bakabilir.] (2/98)

Görüldüğü gibi, Muhyiddin Arabi gibi zatların La Mevcude İllallah demeleri, tekfircinin sandığı gibi kâinatta gördüğümüz her şey Allah demek değildir. Onlar hayâl mertebesinde yaratılmıştır demektir.

12- Tekfirci, “Hazreti Ebu Bekr’in veya başkalarının vücudunun, Cehennemin kapısını kapatacak kadar büyütülmesi için dua ettiğini söylemek küfürdür” diyor.
Efendim; Hazreti Ebu Bekir dedi ki:
Ya Habiballah! Hak Teâlâ iki ev halk etti. Birinin adı Cennet ve birinin adı Cehennemdir. Elbette takdir yerini bulup, ikisini de dolduracaktır. Birini yaramaz kulları ile, birini salih kulları ile. Dedim ki, “Ya Rabbi! Bu zayıf kulunun bedenini büyültüp, Cehenneme koy ki, benim bedenimle Cehennem dolsun. Senin emrin yerini bulsun. Bütün âlem, Cehennem korkusundan kurtulsun.” Ondan sonra Eshab-ı Güzin Hazreti Ebu Bekr’in böyle duasına ve yüksek himmetlerine hayran olup, cümlesi hayır dua ettiler. (Menakıb-i Çihar Yar-ı Güzin, 28. M.)

Abdullah ibni Ömer hazretleri, bir gün Resulullah’ın şerefli huzuruna gelmişti. Buna çok iltifat buyurup, “Kıyamet günü herkesin beratı, yani kurtuluş vesikası, her işi ölçüldükten sonra verilir. Abdullah’ın beratı ise, dünyada verilmiştir” Hadis-i Şerifi ile bunu medh ve sena buyurdu. Sebebi sorulunca, “Kendisi vera ve takva sahibi olduğu gibi, dua ederken ‘Ya Rabbi! Benim vücudumu, kıyamet günü o kadar büyük eyle ki, Cehennemi yalnız ben doldurayım. Cehennemi insanla dolduracağım diye verdiğin sözün böylece yerine gelmiş olsun da, Muhammed aleyhisselamın ümmetinden hiç kimse Cehennemde yanmasın’ diyerek din kardeşlerini kendi canından daha çok sevdiğini göstermiştir” buyurdu. Ebu Bekr-i Sıddık’ın da böyle dua ettiği Menakıb-i Çihar Yar-ı Güzin kitabında yazılıdır. (Hak Sözün Vesikaları)

Görüldüğü gibi böyle dua etmenin çok faziletli olduğunu bizzat Resulullah Efendimiz haber veriyor. Kaynak vermeden öyle dua küfür, böyle söylemek küfürdür diyerek, elindeki tekfir damgası ile her yeri damgalamak çok yanlıştır.
Ancak Resulullah’ın ümmetini bu derece seven, şefkatli olan bir kimse böyle bir dua edebilir. Böyle dua etmek faziletliymiş diye içinden gelmeden, laf olsun diye böyle dua etmek kıymetsizdir.

13- Tekfirci, “Allah yazdıysa, bozsun demek küfürdür” diyor.
Efendim; bu bir duadır. Tekfirci kaderin değişip değişmeyeceğini bilmediği için buna hemen küfür damgasını basmış. Kaderin değişen ve değişmeyen kısmı vardır. Değişmez sandığı için küfür dediği anlaşılıyor. Bazı tekfirciler de, “Ya Rabbi bana şunu ver demek, emir olduğu için, Allah’a emir vermek küfür olur” diyor. Bunlar hep aynı kafadan. Dua ederken verir misin denmez ver denir. Ver demek emir değil, rica ve arzudur.
Kaza-i Muallak, Levh-İ Mahfuzda yazılıdır. Eğer o kimse, iyi amel yapıp, duası kabul olursa, o kaza değişir.
Üç Hadis-i Şerif meali şöyledir:
“Kader, tedbirle, sakınmakla değişmez, fakat kabul olan dua, o belâ gelirken insanı korur.” [Taberani]
“Kaza-i Muallakı hiçbir şey değiştirmez. Yalnız dua değiştirir ve ömrü, yalnız ihsan, iyilik artırır.” [Hâkim]
“Sıla-i Rahim ömrü uzatır.” [Taberani]
Demek ki dua ile değişebilen kaderimiz vardır. “Ya Rabbi o iş kaderimde varsa, [Kaza-i Muallak ise] onu değiştir” anlamında, Allah yazdıysa bozsun demek küfür değil, duadır.

14- Tekfirci, “Küfür sözden dolayı tevbe istiğfar etmekle iman kazanılmış olmaz, Kelime-i Şehadet getirmek şarttır” diyor.
Efendim; Müslüman zaten Kelime-i Şehadet getiriyor, Namaz kılıyor, Namazda da Kelime-i Şehadet getiriyor. Söylediği veya işlediği küfründe ısrar ediyorsa, kelime-i şehadet getirmesi onu küfürden kurtarmaz. Mesela bir kimse, Cehennem yok dese, bu düşüncesinde ısrar ettiği sürece bin kere Kelime-i Şehadet getirse Müslümanlığa giremeyeceğini İmamı A’zam hazretleri bildirmektedir. “Ne söyleyerek veya ne yaparak küfre girmişse, onu terk etmedikçe imana gelmiş olmaz” buyuruyor. Tekfirci muteber bir kitaba dayanmadan, kafasına göre konuştuğu için, ne çamlar devirdiğini, az çok dini bilen herkes açıkça görür.

15- Tekfirci, “Çalgı çalarak Kur’an okumak küfürdür” diyor.
Efendim; bu sözü doğrudur. Muteber kitaplar da öyle yazıyor. Hattâ ilahileri çalgıyla, müzikle söylemenin de küfür olduğu muteber kitaplarda yazılıdır.
Şu kadar var ki, meşhur olmayan küfür bir söz veya iş için, bir Müslüman, “Ya Rabbi bilerek veya bilmeyerek işlediğim küfürler için tevbe ettim” derse, Allahü Teâlâ’nın onu affettiğini Âlimlerimiz bildiriyor.

Erkek olsun, kadın olsun, her insanın, her sözünde, her işinde, Allahü Teâlâ’nın emirlerine, yani Farzlara ve yasak ettiklerine [haramlara] uyması lazımdır. Bir Farzın yapılmasına, bir haramdan sakınmaya ehemmiyet vermeyenin imanı gider, kâfir olur. Kâfir olarak ölen kimse, kabirde azap çeker, âhirette Cehenneme gider. Cehennemde sonsuz yanar. Affedilmesine, Cehennemden çıkmasına imkân ve ihtimal yoktur. Her sözde, her işte kâfir olmak ihtimali çoktur. Kâfir olmak çok kolay olduğu gibi, küfürden kurtulmak da çok kolaydır. Küfrün sebebi bilinmese dahi, her gün bir kere istigfar etse, yani “Estagfirullah” dese, muhakkak affolur, yani, “Ya Rabbi! Bilerek veya bilmeyerek küfre sebep olan bir söz söylediysem veya iş yaptıysam, pişman oldum, beni affet” diyerek tevbe etse, Allahü Teâlâ’ya yalvarsa, muhakkak affolur. Cehenneme gitmekten kurtulur. Cehennemde sonsuz yanmamak için, her gün muhakkak tevbe ve istiğfar etmelidir. (S. Ebediyye)

Allahu Teâlâ cümlemizi Kendisine layık Kul, Habibine layık Ümmet eylesin. (Amin)

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

YORUM YAP