
Prof. Dr. Adnan Ayhancı’nın öncülüğündeki araştırma, dünyaca ünlü Alman yayınevi Springer Nature’in dergisinde yayımlandı
Diyabet (şeker hastalığı) ve bu hastalığa bağlı gelişen karaciğer ile pankreas hasarına karşı umut veren önemli bir bilimsel çalışma, uluslararası akademik arenada yankı buldu. Prof. Dr. Adnan Ayhancı tarafından yürütülen deneysel araştırma, dünyanın saygın bilim yayın gruplarından Springer Nature bünyesindeki Journal of Pharmaceutical Innovation dergisinde yayımlandı.
Çalışmada, halk arasında yaygın olarak bilinen zerdeçal, çörek otu, mahlep ve üzüm çekirdeğinden oluşan çoklu bitkisel bir formülasyonun, diyabetin yol açtığı organ hasarları üzerindeki etkileri bilimsel yöntemlerle incelendi.
BİTKİSEL FORMÜLASYON KAN ŞEKERİNİ DÜŞÜRDÜ, ORGAN HASARINI AZALTTI
Araştırmada deneysel olarak diyabet oluşturulan sıçanlar üzerinde yapılan incelemelerde, söz konusu bitkisel formülasyonun özellikle yüksek dozda uygulandığında kan şekerini düşürdüğü, insülin seviyelerini iyileştirdiği ve kandaki yağ dengesini normale yaklaştırdığı tespit edildi.
Ayrıca karaciğer ve pankreas dokularında yapılan mikroskobik incelemelerde;
Karaciğerde yağlanma, hücre ölümü ve doku sertleşmesinin azaldığı
Pankreasta ise insülin üreten hücrelerin korunmaya başladığı gözlemlendi.
METFORMİNDEN DAHA GÜÇLÜ SONUÇLAR
Çalışmanın dikkat çeken yönlerinden biri de, bitkisel formülasyonun bazı parametrelerde diyabet tedavisinde yaygın olarak kullanılan metforminden daha etkili sonuçlar vermesi oldu. Bu bulgu, bitkisel desteklerin bilimsel temelde ele alındığında ne kadar güçlü sonuçlar ortaya koyabileceğini gösterdi.
HÜCRE DÜZEYİNDE KORUYUCU ETKİ
Araştırmada, diyabetin neden olduğu hücre hasarı ve iltihaplanma süreçleri de detaylı şekilde incelendi. Elde edilen sonuçlar;
Hücre ölümünü artıran mekanizmaların baskılandığını
Hücreleri koruyan ve damar sağlığını destekleyen süreçlerin güçlendiğini ortaya koydu.
Bilim insanları, bu etkinin tek bir noktadan değil, birbirini tamamlayan çok sayıda biyolojik yol üzerinden gerçekleştiğini belirtti.
TÜRK BİLİMİ ADINA ÖNEMLİ BİR BAŞARI
Prof. Dr. Adnan Ayhancı’nın bu çalışması, diyabetin yol açtığı organ hasarlarına karşı çok yönlü ve bütüncül bir yaklaşım sunmasıyla dikkat çekiyor. Uluslararası düzeyde saygınlığı bulunan bir Alman dergisinde yayımlanması ise, Türk bilim dünyası adına önemli bir akademik başarı olarak değerlendiriliyor.
Araştırma, diyabetle mücadelede bitkisel kökenli desteklerin bilimsel temelde değerlendirilmesi açısından da yol gösterici nitelik taşıyor.
***
TÜRKÇE TAM METİN (TÜRKÇELEŞTİRİLMİŞ ÖZET)
Çoklu Bitkisel Formülasyonun, Deneysel ve Ağ Farmakolojisi Yaklaşımlarıyla Streptozotosin Kaynaklı Diyabetik Karaciğer ve Pankreas Hasarına Karşı Koruyucu Etkileri…
Diyabet mellitus, uzun süreli yüksek kan şekeri seviyelerine bağlı olarak gelişen oksidatif stres, inflamasyon ve hücresel işlev bozukluklarıyla karakterize kronik bir metabolik hastalıktır. Bu süreç, zamanla başta karaciğer ve pankreas olmak üzere birçok organda ilerleyici hasara yol açmaktadır. Diyabete bağlı gelişen kardiyovasküler komplikasyonlar ise hastalarda hastalık yükü ve yaşam kaybının en önemli nedenleri arasında yer almaktadır.
Bu çalışmada; zerdeçal (Curcuma longa), çörek otu (Nigella sativa), mahleb (Prunus mahaleb) ve üzüm çekirdeğinden (Vitis vinifera) oluşan çoklu bitkisel bir formülasyonun (PHF), streptozotosin (STZ) ile deneysel olarak diyabet oluşturulan sıçanlarda antidiyabetik, karaciğer koruyucu ve pankreas koruyucu etkileri araştırılmıştır. Çalışmada, ağ farmakolojisi yaklaşımı ile elde edilen öngörüler deneysel verilerle birlikte değerlendirilmiştir.
Deneysel modelde sıçanlar; sağlıklı kontrol grubu, diyabetik grup, metforminle tedavi edilen grup ve PHF’nin 500 mg/kg ve 1000 mg/kg dozlarında uygulandığı tedavi grupları olmak üzere beş gruba ayrılmıştır. Çalışma süresince kan şekeri düzeyleri, serum insülin seviyeleri, lipid profili ve pankreas enzimleri (amilaz ve lipaz) ölçülmüştür.
Karaciğer ve pankreas dokuları; hematoksilen-eozin (H&E), Masson trikrom (MT) ve periyodik asit-Schiff (PAS) boyama yöntemleriyle histolojik olarak incelenmiştir. Ayrıca endotelyal nitrik oksit sentaz (eNOS), B-hücreli lenfoma-2 (Bcl-2), Bcl-2 ile ilişkili X proteini (Bax), kaspaz-3, tümör nekroz faktörü alfa (TNF-α), interlökin-1 beta (IL-1β) ve vasküler endotelyal büyüme faktörü (VEGF) proteinlerinin doku düzeyindeki dağılımları immünohistokimyasal yöntemlerle değerlendirilmiştir.
Elde edilen bulgular, PHF tedavisinin özellikle 1000 mg/kg dozunda kan şekeri düzeylerini anlamlı şekilde düşürdüğünü, serum insülin seviyelerini iyileştirdiğini ve diyabete bağlı gelişen lipid bozukluklarını büyük ölçüde düzelttiğini göstermiştir. Aynı zamanda amilaz ve lipaz düzeylerinin normale yaklaştığı belirlenmiştir.
Histopatolojik incelemelerde; karaciğerde yağlanma (steatoz), hücre ölümü (nekroz) ve bağ dokusu artışının (fibrozis) azaldığı; pankreasta ise insülin üreten β-hücrelerin kaybının belirgin şekilde gerilediği gözlenmiştir. Bu olumlu etkilerin, diyabet tedavisinde yaygın olarak kullanılan ve altın standart kabul edilen metforminle karşılaştırıldığında bazı parametrelerde daha güçlü olduğu tespit edilmiştir.
İmmünohistokimyasal analizler, PHF ile tedavi edilen gruplarda hücre ölümünü artıran Bax ve kaspaz-3 proteinlerinin düzeylerinde azalma olduğunu; hücre yaşamını destekleyen Bcl-2 ve damar oluşumunu teşvik eden VEGF proteinlerinin ise arttığını ortaya koymuştur.
Ağ farmakolojisi analizi sonucunda, PHF’nin diyabetle ilişkili hasar süreçleriyle ortak 333 moleküler hedef üzerinden etkili olduğu belirlenmiştir. Bu hedeflerin başta PI3K/Akt, MAPK, AGE-RAGE, TNF ve metabolik sinyal yolları olmak üzere birçok temel biyolojik yolakta yoğunlaştığı görülmüştür. AKT1, IL-6, TNF, STAT3, PTGS2, CASP3 ve Bcl-2 gibi merkez genler, hem ağ farmakolojisi tahminleriyle hem de deneysel immünohistokimyasal bulgularla uyumlu sonuçlar vermiştir.
Sonuç olarak bu çalışma, çoklu bitkisel formülasyonun; antioksidan, antiinflamatuar, hücre ölümünü baskılayıcı ve damar oluşumunu destekleyici özellikleri sayesinde diyabetin neden olduğu karaciğer ve pankreas hasarına karşı çok hedefli ve sistem düzeyinde bir koruyucu etki sergilediğini ortaya koymaktadır. Bulgular, PHF’nin diyabete bağlı organ hasarlarının önlenmesi ve yönetiminde umut vadeden tamamlayıcı bir tedavi yaklaşımı olabileceğini göstermektedir.

