
Muhterem Kardeşlerim…
Allahü Teâlâ, Kur’an-ı Kerim’de hilm sahiplerini övdü.
Hazreti Yahya, İsa aleyhisselama sordu:
- Dünya ve ahirette en şiddetli olan şey nedir?
- Allahü Teâlâ’nın gazabıdır.
- Beni Allahü Teâlâ’nın gazabından koruyan şey nedir?
- Gazabı terk etmendir.
- Gazabın, öfkenin başlangıcı ne iledir?
- Büyüklenmek, insanlara karşı övünmek iledir.
Hazreti Ömer, yerden bir yaprak alıp “Keşke bunun gibi olaydım. Keşke anam beni doğurmasaydı” der, Allah’tan çok korkardı.
Hazreti Ebu Bekir, ağaca konmuş bir kuşa “Ne mutlu sana ey kuş! İstediğin zaman uçar, istersen bir ağaca konar, istediğin zaman meyve yersin. Üzerine ne bir hesap, ne de bir ceza var. Keşke ben de senin gibi olsaydım” derdi.
Hazreti Ali, Sıffinden Kufe’ye dönerken, şehrin girişinde bir kabri sordu. Oradakiler, “Habbab bin Eretin kabridir” dediler. Kabrin başında durup “Allahü Teâlâ, Habbab bin Erete rahmet etsin. İsteyerek Müslüman oldu. Yaya olarak hicret etti. Mücahid olarak yaşadı. Bedenini bu yolda harcadı. Allahü Teâlâ, güzel amel işleyenlerin ecrini zayi etmez” dedikten sonra, yürümeye başladı. Birkaç adım sonra kabirlerin önünde durup dedi ki: “Ey yalnızlık ve ıssızlık ehli. Allahü Teâlâ’nın selamı üzerinize olsun. Sizler bizim selefimizsiniz. Bizler, sizlerin takipçileriyiz. Yakında sizlere kavuşacağız. Ya Rabbi, bizleri ve onları bağışla. Bizlerden ve onlardan azabını uzaklaştır. Öleceğini daima hatırlayana ve hesap için hazırlanana, aza kanaat edene ve Allahü Teâlâ’nın takdirine razı olanlara müjdeler olsun.” Hazreti Ali bundan sonra arkadaşlarına dönüp, “Eğer kabir ehli konuşacak olsaydı, ahirete götürülecek en hayırlı azık takva derlerdi” buyurdu.
Halife Ebu Cafer Mensur, hacca geldiğinde Süfyan-ı Sevri hazretleri ile birçok meseleleri istişare etmek istiyordu. Ebu Mensur, ona sordu:
- Niçin yanımıza gelmiyorsunuz, seninle istişarede bulunur, şunu yapın dediklerinizi yapar, yapmayın dediklerinizi yapmayız.
Süfyan-ı Sevri hazretleri sordu:
- Bu Hac seferi için ne kadar para harcadınız?
- Bilmiyorum, vekillerim ve vezirlerim bilir.
- Yarın Allahü Teâlâ’nın huzuruna çıktığında bundan sorulunca ne mazeret bulacaksın? Halbuki Ömer bin Hattab Hac yaptığında kölesine; “Bu seferimizde ne kadar harcadık?” diye sordu. Köle; “Ey Müminlerin Emiri 18 dinar” dedi. Bunun üzerine Hazreti Ömer; “Yazıklar olsun bize” buyurdu.
İmam-ı Zühri diyor ki:
“Süleyman bin Abdülmelik’e denildi ki; “Ey Müminlerin Emiri! Benden dört kelime işit ki, bu dört kelimede; senin dininin, saltanatının, ahiretinin ve dünyanın salahı [doğruluğu] vardır. Bunlar; kimseye, yapmayı istemediğin bir şeyi vaat etme. Çetin meselelerin kolayca hallolması seni gururlandırmasın. Bil ki, her amelin bir karşılığı vardır. Âkıbetten sakın! Daima takva üzere bulun!”
Süleyman bin Abdülmelik, Ebu Hazım Seleme bin Dinar hazretlerine sordu:
- Bu Halifelik meselesinde kurtuluş yolu nedir?
- Eğer dediğimi tatbik edersen kolaydır!
- O nedir?
- Ancak helal olan şeyleri al. Onları hakkı olan yerlere sarf et.
- Buna kimin gücü yeter?
- Allahü Teâlâ’nın seni tayin ettiği yere, tayin edilen kimsenin gücü yeter.
- Bana nasihat eder misin?
- Ey Müminlerin Emiri! Bu iş (Sultanlık), sana ancak ölüm karşılığı verildi. Senden öncekiler de böyle idi. Ölüp, bu işten uzaklaştılar. Rabbinin emrettiklerini yapıp, yasak ettiklerinden uzaklaşma hususunda her zaman dikkatli ol. Ne infak etmişsen, o şey seni hayra veya şerre götürür. Sen dilediğini seç!
- Bir ihtiyacın varsa, söyle onu halledeyim.
- Ben ihtiyaçlarımı, senden daha kadir olana havale ettim. Beni neden men etti ise ona razı oldum. Allahü Teâlâ, Zuhruf suresinin 32. Âyet-i Kerimesinde mealen; “Rabbinin rahmetini onlar mı bölüyorlar? Onların bu dünya hayatındaki geçim rızıklarını aralarında biz böldük” buyuruyor.
Kim, Allahü Teâlâ’nın çok verdiğini azaltabilir veya az verdiğini çoğaltabilir? Buna kimin gücü yetebilir ki!
Bunları dinleyen Süleyman bin Abdülmelik çok ağladı.
Nasihat etmek
Bilmelidir ki, Müslümanlara ve bütün insanlara nasihat etmek, doğruyu göstermek ve öğretmek, Peygamberlerin sünnetidir. Allahü Teâlâ, Kur’an-ı Kerimde, bütün Peygamberlerini nasihat edici olarak gönderdiğini bildirdi. Resulullah Efendimiz üç defa, “Dinin temeli nasihattir” buyurdu.
Müslümanlara nasihat; onlara şefkatli olmak, büyüklerine hürmet ve hizmet, küçüklerine merhamet göstermektir. Onların sıkıntılarını gidermek ve kendilerini saadete çağırmaktır. Bütün insanların İslamiyet’i sevmeleri için nasihat; onları imana davet etmek ve küfrün kötülüğünü anlatmaktır.
Hazreti Ömer buyurdu ki:
Kusurlarımı bana gösteren kişiye Allahü Teâlâ rahmet etsin!
Ömer bin Abdülaziz hazretleri, bir zata, “Bende olan hoşlanmadığın şeyleri bana söyle! Kişi, arkadaşının beğenmediği şeyleri onun yüzüne söylemedikçe nasihat etmiş olmaz” buyurdu.
Abdullah bin Vehb buyurdu ki:
“Kişinin, beğendiği şeyi, başkası için de beğenmesi güzel olur. Kendisine faydası olmayanın, başkasına faydası olmaz.”
Allahu Teâlâ cümlemizi Kendisine layık Kul, Habibine layık Ümmet eylesin. (Amin)


