
İbrahim Halil ÇELİK yazdı...
Liseden Üniversiteye giden yolda beraber olduk Onunla. O , her dem munis ve ehli dil biri idi. Ondan incinen birinin varlığına asla şahid olmadım bugüne dek.
Onunla Beykapısı Mahallesinde Kur’an hocasına giderken; köşedeki evlerinin kapısında bana verdiği selamla tanıştım. Ve bu selam, onunla karşılaştığım ilk günden bugüne dek o selamla oluşan gönül bağımız bizi onunla bugünlere kadar taşıdı. Ne güzel bir selam olmuş değil mi? Onun gönlü Harran ovası gibi vasi idi. O dostunun dostu, davasına aşık ve dürüstlük abidesi biri idi. Hiç eğilip bükülmeden islam davasının bir abidi oldu.
Onun Hilal Dergisinde gerek şair Mehmet Akif İnan , Nihat Armağan ve İsmail Kazdal’la birlikte verdiği onca emeğini en çok ben bilirim. Dergi için matbaa bulmadan , kâğıt teminine , yazıların toplanmasından , Derginin dağıtımına kadar hep Mahmud Alagöz’ün boynunda idi. O bunu ibadet aşkıyla yapıyordu. Çalıştıkta şevk alıyor ve basılacak kitapların tashihini bize yapıyordu.
Mahmut Alagöz gerçekten tek başına bir işçi ordusu ve tek başına bir ekol idi. O , elindeki çantasında ; dünyanın her ülkesine yayılan Hilal Dergisinin kocaman naşiri idi. O, Hilal Dergisinin sahibi Salih Özcan’dan daha çok Hilal Dergisine malikti. Hilal Dergisini Salih Özcan’ın kurmuş ; ama onu sırtlayan , onu edebi, siyasi ve fikri sahada idame ettiren başta Şair Mehmet Akif İnan , Nihat Armağan , İsmail Kazdal birlikte terliyordu. Bu devlerin arasında bir şahin gibi seyalan ediyordu. O, İstanbul , Cağaloğlu, Türbedar Sokak, Aydınlar Han, 3. Kat , no : 27 de Hilal Dergisinin tüm faaliyetlerini yürüyordu. Kimler kimler gelirdi o küçük mekana.
Osman Tunç ve İbrahim Halil Çelik , Mehmet Keskin , Verdi Kankılıç ve diğer kıymetli yazarlarla Hilal Dergisi Urfa kokardı.
Üsdat Bediüzzaman Said Nursi, Necip Fazıl, Halil Günenç , Sadreddin Yüksel, Halil Zafir, Kemal Çobanbeyli, Hacı Bekir Karlığa, Verdi Kankılıç, Ebul Hasan el Nedvi, Mevdudi,Seyit Kutup, Muhammed Kutup, Said Havva, Meryem Cemile , Muhammed İkbal ve daha nice büyük zatların telif veya tercümeleri süslerdi Hilal Dergisinin sahifelerini .
Üsdat Bediüzzaman Said Nursi’nin Nurları ; Hilal Dergisinde yayımlanınca onları okuyan insanların yürekleri aydınlanırdı. Hilal’in girdiği yerler aydınlanırdı. Türkiye’de ilk kez; İslam Ülkelerinde neşredilmiş özgün eserlerin kesif bir şekilde tercüme edilerek Türkiye’de yayınlanmasına burada başlamıştı.
Bu da yıllar yıllar evvel İslamın yitildiği yerden yeniden ayağa kalkıp neşv ü numa bulmasına vesile oldu. Cumhuriyet döneminde kökten kurutulmuş İslam inancını; Büyük Doğu ,Diriliş, Hareket Dergisi, İslamın Nuru ,İslam Medeniyeti ve Tohum Dergisi gibi mecmualar bu inancın yeniden dirilmesine hizmet etti durdu Hilal Dergisiyle birlikte.
Mahmud Alagöz’ün İstanbul , Fatih’te Sanki Yedim Camiin yanındaki kuş yuvası gibi küçük evi yıllarca inanan insanlara hizmet verdi. O, tam bir Urfa kültür elçisi idi. O, sessiz sedasız bir Kürt beyi idi. Sanayici Halil Küçük, Nihat Armağan, Ahmet Aytimur, Selahattin Cihan, Yaşar Koçak, Yaşar Bağdatlı, Bekir Karlığa, İsmail Kazdal ve Sabri Aslan’la geçirdiğimiz o zamanlar dillere destandı. Mahmud gerek fikri ve gerekse çiğköfteli sohbetlerinde insanları mest ederdi. Konuşması çok nazikti. O,konuşurken kelimeleri hırpalamazdı.
O, İstanbul’da mükrim bir Urfalı olarak İbrahim’i geleneği tek başına temsil ederdi. Onun her dem sofrası açıktı. Onunla her zaman iftarlarda birlikte olurduk. Üniversitesiyi bitirip Urfaya dönünce de onunla ilişkilerimiz hep sürdü. Beni Sinop’a sürgün eden zihniyetiye karşı Urfa Belediye Başkanı adayı olarak Refah Partisinden siyaset yapmaya karar verince önce Milli Gazetede Zübeyir Yetik benimle ilgili bir yazı yazdı. Adaylığım döneminde ilk propaganda malzemelerimi Mahmud Alagöz İstanbul’da bastırdı. Hiç kimsenin yapmadığı afiş, broşür ve posterlerle bir seçim kazandık. Onun o vefa ve fedakarlığını asla unutmadım .
Onun ; Mehmet Okay, Müslüm Çiftçi, Mehmet Oymak, Mehmet Atilla Maraş, Müslüm Tüysüz, Halil Soran, Abdülkadir Subaşı, Mehmet Yaşar , Hayati Baziki, Mehmet Çini, Ali Kazaz, Mahmut Apaydın , Ahmet Apaydın,Ekrem Kara, Mehmet Yeşilnacar, Ahmet Rüzgar, Eyyüb Karakeçili, Zübeyir Yetik ve Bakır Yavuz ile dostlukları hala gözlerimin önündedir.
Bundan kısa bir müddet önce Urfa’da hasta olan Müslüm Çiftçi ile Müslüm Tüysüz’ü oğullarım Muhammed Fatih ve Mikdad Lamih’le ziyaret etmiştik. Mahmud Alagöz’ün de hasta olduğunu , ayağını kırdığını duymuş ve onu da evinde ziyaret etmiştik. Mahmud kardeşim çok sevinmişti bu ziyaretimize . Onun Suudi Dostluk Derneğinden arkadaşı ve dostu Ankaralı İsmail Bal ile görüştürmüştüm. Her ikisi de çok memnun olmuşlardı bu görüşmeden. Şimdi İsmail Bal’da ağır hasta Ankara Çubuk’taki evinde yatmaktadır. Ona da Allah’tan acil şifalar dilerim. Daha Mahmud’un vefat haberini ona vermedim.
Bu yıl Zübeyir Yetik , Müslüm Çiftçi ve Müslüm Tüysüz, Ahmet Apaydın , İzzet Olgun , Naci İpek ve Abdülkadir Rızvanoğlu hep önden gittiler. Önden gidenlerin mekanları cennet olsun. Önden gidenlere bizden de selam olsun. Günümüz gelince bizde o ölümsüzlük alemine hicret edeceğiz . Orası bizim asıl vatanımızdır. Ölüm bir hiçlik , bir adem değil atamızdan bize miras kalan asli vatanımıza dönüş pasaportudur.
Ne güzel demiş üstad Necip Fazıl: “Ölüm güzel şey, budur perde ardından haber; Hiç güzel olmasaydı ölür müydü Peygamber!”
Oğlum Avukat Mikdad Lamih mesaj atmıştı :“ Mahmud Alagöz amcasının bir gün önce vefat ettiğini.” Bunu öğrenince ellerim yanıma düşmüştü. Çok üzülmüştüm. Ah ölüm ah! Bu yıl bizi perişan ettin. Çok dostumuzu aldın bizim elimizden. Bu yıl bize firak yılı oldu. Dostlardan ayrılmak çok zor. Müslüm’ler gitti, İsmail Bal da yatakta ve şimdi de Mahmud Alagöz , iyi atlara binip o dönülmez yolculuğa çıktılar ? Yolun açık olsun. Mekânın cennet olsun aziz dostum. Bu gidiş bizim de gün saydığımızın bir işareti olsa gerek. Kader bu ne gelir elden?
Her canlı bu ölüm şerbetini er / geç vakti gelince içecektir. Aziz kardeşim ,seni anlatmak bir çırpıda çok zor. Yarım asrı geçen bir dostluk bu öyle bir iki sayfayla anlatılamaz. Seninle ne hatıralarımız vardı? Hele Nihat Armağan , Ahmet Aytimur, Halil Küçük ve İsmail Kazdal abilerle olan hatıralarımızı anlatsam roman olur.
Suudi Arabistan’a sen işçi gönderdiğinde sana “İnsan tüccarı ‘ dediğime çok gülmüştün. Sen benim gözümde iyi bir kültür ve dava adamısın. İsmin asla yüreklerimizde silinemez . Sen bugün yetmiş dokuz yıllık dünya sürgünü ikmal edip ; ölümsüzlük alemine avdet ettin. Yolun açık olsun. Kabrin cennet bahçelerinden bir cennet bahçesi olsun.
Sen Türkiye Yazarlar Birliği üyesi, Milli Gazetenin kurucuları arasında yer aldın. Yaptığın her görevi hakkıyla ifa ettin. Şimdi seni hayırla yad etmekte bize düşer. Öyle zaman olur ki, hayali cihan değer!
Başta kederli ailene, sevgili evlatlarına , sanat, edebiyat ve kültür seven dostlarına, eskimez yeninin sevdalısı dava arkadaşlarına Yüce Rabbim’den sabırlar diliyorum. Başımız sağolsun!
İnna lillahi ve İnna İleyhi Raciün

