
İbrahim Halil ÇELİK (Refah Partisi eski Milletvekili) yazdı...
Necmettin Cevheri’nin benim gençliğimden beri Urfa siyasetinde önemli bir yeri vardır. Onun Urfalı siyasileri içinde sakin duruşu, bilgisi ve siyasi hadiselere bakışı her dem beni cezbetmiştir. Siyasette o, yerelden daha çok, genel siyaset hakkında konuşurdu. Gerek kültür ve gerekse kişilik bakımından onun özel biridir Urfa’da. O, çok şık giyinir, güzel konuşur ve de çok kibar bir Urfa beyefendisidir. Gerek Türkçesi ve gerek Kürtçesi de o konuşurken insanı cezbeder.
Onun bu haline hep imrenmiş ve bir gün belki kader bizi siyaset sahnesinde karşı karşıya getirir diye düşünmüşümdür.
Ben, Üniversiteyi bitirmiş ve Urfa’da memuriyete başlamıştım. O ise, siyaset sahnesinde gittikçe yıldızı parlayan bir siyasi kişilik olmuştu. Bakanlıklar ona dar geliyordu. 12 Eylül darbesinde o, siyasi yasaklı, ben ise Sinop’a sürülmüştüm.
Günü gelmiş ve Kader bizi 1984 Yerel Seçimlerinde onunla karşı karşıya getirmişti. Ben, Refah Partisinden Urfa Belediye Başkan adayı olmuştum. O ise, yeğeni ve dostum Sabahattin Cevheri’yi karşıma Doğruyol Partisinden aday göstermişti. Yasaklı olmasına rağmen siyasi etkinliğinden hiç bir şey kaybetmemişti NECMETTİN Cevheri bey . O siyaset hengamesinde bile onun siyasi alicenaplığını hep takdir etmişimdir. Serapa bir nezaket abidesi idi o. Doğruyol Parti İl Başkanlığı binasını ziyaretimde beni yerine oturtmuş ve her ikimize de seçimde başarılar dilemişti. Ben, Belediye Başkanı seçildim ve beni makamımda tebrike gelmişlerdi NECMETTİN Cevheri bey. Bunu asla unutmam.
Yasaklıyken Süleyman Demirel , Urfa ve Harran ilçesindeki yaptığı gövde gösterisi toplantısının bez afişlerini bizzat Urfa Belediyesi itfaiye ekiplerince; Urfa’nın anacaddelerine astırmış ve arazözlerle de buzlu su göndermiştim Harran’da kurulan ondört direkli kıl çadırlardaki toplantılarına. Bizzat bende iştirak etmiştim onların o güzel toplantılarına. Rahmetli Kinyas Kartal bey çok memnun olmuştu bu siyasi jestime. Urfa Belediye Höperlörlerindenden günlerce ilanlarını durmadan anons ettirmiştim. Yasaklı liderlerinin Urfa ve Harran’a geleceklerini sansürsüz ilanlarını yaptırmıştım günlerce. Necmeddin Cevheri’nin bu yaptıklarımızdan ne kadar memnun kaldığını kelimelerle ifade edemem şimdi. Çok duygulanmış ve gözleri yaşarmıştı sevinçten NECMETTİN beyin.
Antalya da Belediye Başkanı Hasan Subaşı Süleyman Demirel’e toplantı yerini Hayvan Pazarı yerini göstermişti. Bizim Urfa’da bu yaptığımız hareket ile , Antalya da o yapılanı mukayese etmişti NECMETTİN bey.
Süleyman Demirel de Urfa ve Harran’da yaptıklarımıza karşı nezaketen bir telgraf ile Ankara’ya dönünce teşekkür etmişti bize.
Ben bu olayın akabinde Belediyenin acil işlerini takip için Urfa Cesur otobüsüyle Ankara’ya gelmiştim. Anakara Otogarında sabahın erken saatte vardığımızdan yaya Sıhhiye Meydanındaki Gıda İş Sendikası binasına gitmiştim. Necati Çelik Başkanla kahvaltı yapamamızı düşünüyordum. Sendikanın kapı zilini çalınca kapı açılar açılmaz çalışanlar: “ Başkanım , kahvaltı hazır buyurun ! “ demişlerdi. Kahvaltı masasında fırından yeni çıkmış taze Ankara simiti, beyaz peynir, siyah zeytin ve mis gibi kokan taze çay da hazırdı. Bu ikram red edilmezdi? Afiyetle kahvaltıyı Necatiyi beklemeden yaptık çalışanlarla. Zil çaldı ve “ işte Necati Çelik Başkanda geldi !” dediler. Necati ile kucaklaştık. Kahvaltıyı sordu. Yaptık dedik. “ O zaman kahve içelim ! “ dedi. Kahve içerken bu arada : “Seninle iyi bir iş yapacağız ! “ dedi Necati Çelik. Ve : “ Şimdi benim söylediklerimi harfı harfına yazarsan iyi olur!” dedi bana. “ Önce Bülend Ecevit beyin evini arayacağız. Telefona Rahşan Hanım çıkacak. “ Sayın Başbakan Bülent beyle görüşecektim !” diyeceğiz. O da: “ Randevunuz var mıydı ? “ diye soracak?. “ Yoktur! “ diyeceğiz. Rahşan Hanım : “ Randevu alın öyle konuşun “ diyecek. Sonra ; “ Necmeddin Erbakan hocamızın evini arayacağız. Özel kalem müdürü Mahmud Suman telefonu açacak. Hoca geç yatı , şimdi telefonu bağlayamam!” diyecek.” Senin o tüm güzel ısrarların boşa çıkaracak. İmkanı yok görüştürmeyecek seni hocayla göreceksin?” Ve sonrada Süleyman Demirel’in evini arayacağız: “ Telefonun diğer ucunda ben Süleyman Demirel diyecek o davudi sesiyle ! Tamam mı?” dedi kendin emin olarak Necati Çelik. Ben bunları harfi harfine yazdım.
Necati Çelik: “ Yalnız bunlar boşuna olmaz Başkan. Ben kazanırsam sen; bizde bir çiğköte yapmaya var mısın ? “ dedi. “ Ben kazanırsam tabii ! Yok , tersi olur da sen kazanırsan ne istersen onu da ben yaparım ! “ dedi. “ Tamam !”dedim. bunları harfi harfine yazdım.
Sabah , saat sekizi geçiyordu. Necati Çelik; önünde sabit duran telefonun ahizesini kaldırıp sırayla telefon numaralarını itina ile çevirdi. Ahizeyi bana uzattı ve sesini de kendisi dinleyecek şekilde dışarıya verdi. Telefonun öbür ucunda Rahşan Ecevit hanım aynen yazdırdıklarımızı söyledi. Ben kendimi tanıtım ve teşekkür ederek nezaketle telefonu kapattım.
Erbakan Hocanın evini aradı aynı itina ile Necati Çelik . Telefonun öbür ucunda bizim Mahmud Suman. Kendimi tanıtım. Zaten sesimden tanıyordu beni. Necati Çelik’i yenmek için ısrarla Erbakan Hocamla görüşmeye çalıştım. “ Hocanın Antalya’dan geldiğini ve geç yattığını söyleyerek telefonu bağlayamayacağını ısrarla söyledi durdu Mahmut. Ben de Urfa’da bir vukuat işlediğimi Ankara’ya bunun için geldiğimi iyi bir avukata ihtiyacımın olduğumu söylememe rağmen Nuh dedi peygamber demedi bizimkisi. Telefonu bağlamadı.” Necati Çelik’in bıyık altından gülmeleri karşısında ben terledim durdum. .
Sıra geldi Süleyman Demirel’e . Necati Çelik tadını çıkararak çevirdi telefonun numaralarını aheste aheste. Öbür ucunda telefonun: “ Buyurun ! Ben Süleyman Demirel !” dedi davudi bir sesle. Ben de kendimi takdim ettim: “ Urfa Belediye Başkanı ibrahim Halil Çelik !” Ve birden aklıma geldi çektiği o uzun teşekkür telgrafları. Ona teşekkür için telefon açtığımı daha tam söyleyemeden : “ Neredesin, kahvaltı yaptın mı? “ diye ısrarla sordu. “ Bulunduğun yeri söyle oraya araba göndereyim , seni Güniz Sokağa alıp getirsin!” diyordu. Necati Çelik de eliyle kendini gösteriyordu. “Ben de sendikada Necati Çelik’in yanındayım ve kahvaltı yaptığımı söyledim . Necati’ye selam söyle!” dedi. Teşekkür ile telefonu kapatınca ellerim yanıma düştü. Necati Çelik, zafer kazanmış bir komutan edasıyla gülüyordu bu olanlara. Yazdırdıklarının tamamı kelimesi kelimesine aynen çıkmıştı. Necati Çelik şimdi söyle : “ Başkan; kim siyasetçi ?” dedi. Ben de: “ Sevelim , sevmeyelim tabii ki Demirel !” dedim.
1989 Yerel Seçimlerinde ise, karşıma bu kez eski Urfa valisi , bir dönemin ateşin hatibi, Milletvekili “ Bize plan değil , pilav lazım ! ” diyen , Adalet Partisinin kurucu üyesi , Süleyman Demirel’e karşı Adalet Partisi Genel Başkanlığa aday olmuş cesur, yiğit , iyi bir hatip ve çocukluğumuzun “ Babo ! “ ismiyle maruf Kadri Eroğan’ı çıkardı Necmeddin Cevheri bey. Senelerce Urfa’da öldü diye bilinen ama , bizim diri bulup Urfa’ya davet ettiğimiz Kadri Eroğan’ı bize karşı aday yaptı. İşte bu bir siyaset duayeni Necmeddin Cevheri’nin, Şah mat oyunu oldu.
Kadri Eroğan yaşını , başını almış bir dönem de tek başına Urfa Milletvekili yapmıştı. Onunla dostluğumuzu bilenler : “ O,Urfa’ya gelmez!” dediler. Bense : “ O, Urfa’ya gelirse çok güzel olur !” diyordum.
Ben henüz Urfa İli , merkez ilçe , Tezharap köyünde dünyaya gözlerimi açarken, Kadri Eroğan: “ Bir Dağ Masalı “ filminde rol almış biri idi. . Tarih onu Necmeddin Cevheri’nin eliyle siyasi rakip olarak karşıma çıkaracaktı. Bu dev rakip Kadri Eroğan ve Siyasetin Münevver duayeni Necmeddin Cevheri ile siyaset arenasinde , onlarla siyasi mücadele yapmak şansına sahip kaç kişi vardır bu evrende? İşte ben böyle bir şansa sahip tek siyasetçiyim şimdi Türkiyede . Devlerin seçimi oluyordu Urfa’da.
Onun Urfa sokaklarını, meydanlarını , caddelerini imara uygun olarak yaptığı yıkımlarını ve Balıklıgöl’deki düzenlemelerinin arkasından koşan çocuklara dağıtılan şeker kavanozlarıyla “ Arupa Meheyi “ nasıl takip ettiğimizi bugün gibi çok iyi hatırlıyorum. Nerden nereye? Kısa pantolonla arkasından koştuğumuz o devi ; bugün tarih bana karşı 79 yaşında siyasi bir rakip olarak çıkardı. O iki siyasi devin bu canhıraş bir siyasi çabası bugün hala gözlerimin önünde canlılığıyla duruyor. Ne çetin bir mücadele olmuştu o seçim?.
O, dün elindeki öküz kamışından yapılmış kamçısı ve ayağındaki safari pantolonlarıyla canlı bir tablo gibi duruyor bugün gözlerimin önünde . O, filmlerde başrol olacak kadar yakışıklı ve Demokrat Partinin dirayetli Urfa valisi idi. Urfa’nın gönlünü kazanmasını çok iyi biliyordu. Her şeyi lehine çeviren bir zeki insan idi . O, Hacı Bektaşlı bir baba erendi. Biz de Rûhalı Nabi’nin ahfadı idik bu alemde.
Seçimle gelmiş Urfa Belediye Başkanı Cemil Hacıkamiloğlu’nun görevini Vali Kadri Eroğan ifa ediyordu. Cemil Hacıkamiloğlu , sakin, utangaç halim salim ve beyefendi bir zat idi. Tam bir halk adamı idi o. Urfa’nın Kasap Pazarındaki çangala takılmış koç gövdelerini “ şerah, şerah “ görünce ferahlayan , pek etliye sütlüye karışmayan bir Belediye Başkanı idi.
İmar işlerini Vali Kadri Eroğan ele almış ve bu yıkımlarıda o , tam bir şova dönüştürmüştü. Yıkımlar Tılfındır tepesinde, Kara Meydanında , Yıldız Meydanında ve Aşağı Çarşı Haşimiye Meydanında tam hız devam ediyordu. Ve bizlerde Ortaokul öğrencileri olarak onu zevkle takip ediyorduk. O zaman bile Urfa’nın o daracık sokaklarının genişletilmesi işlemi hoşuma gidiyordu ve sanki zamanı gelecek ve ben , Belediye Başkan olacakmışım gibi staj görüyordum adeta onun peşinde.
İşte bu imar yıkımlarından dolayı Urfa’da bir zamanlar çok sevildi Vali Kadri Eroğan.
Hatta o meşum 27 Mayıs 1960 darbesinde vali olarak o da Urfa siyasileriyle Yassı Adada sığaya çekilip ve yargılanmıştı. . Siyaset yeniden mecrasına dönünce bu kez 1961 yılında yapılan Milletvekili Genel seçimlerinde Kadri Eroğan Urfa’da , Adalet Partisinden seçilen tek milletvekili olmuştu. .
Ancak aradan kırk yılı aşkın bir zaman geçmişti. Ve Kadri Eroğan’ın öldüğü biliniyordu Urfa’da . Herkes onu ölmüş biliyordu.
Ben birinci dönem Urfa Belediye Başkanıyken bir gün Ankara’da, Türkiye Büyük Millet Meclise doğru yürürken arkadaşlarımla ; önümüzde yürüyen birini arkadan Kadri Eroğan’a benzetmiştim. Çok şaşırmıştım doğrusu. Yanımdaki arkadaşlara : “ Bu önümüzde yürüyen ak saçlı, şık giyimli ve artist gibi endamlı , bizim vali Kadri Eroğan’a benziyor !.” dedim. Arkadaşlardan biri : “ Onun için , seneler önce öldü demişlerdi Başkanım.” dedi. “ Ben de duymuştum doğrusu. . Ama hayır! Bu yürüyen o’dur. Takip edelim ve ben konuşacağım onunla.” dedim. O, Çankaya Vergi Dairesine girdi. Arkasından da biz girdik. İşlemlerini bitirince yaklaştık yanına ve ben : “ Urfa Belediye Başkanı İbrahim Halil Çelik’im!”dedim yekten. “ Siz de ; Kadri Eroğan mısınız sayın valim ? Çocukken bizler sizin hayranınız idik. Şimdi de sizi görünce de konuşmak geldi içimizden. Çünkü siz, Urfa’da ölmüş biliniyordunuz şu ana kadar?. “ dedim. O da şaşırdı ve : “ Evet , ben Kadri Eroğan’ım! İşte gördüğünüz gibi sağım ve çokta sağlıklıyım. “ dedi sevinerek. Gülerekte: “ Hemen arka sokakta , Faruk Sükan beyin ofisi var. Sizlerle oraya gidelim ve orada Urfa’dan da konuşuruz. “ dedi ve gittik Faruk beyin ofisine. . Kadri Eroğan: “ Faruk bak ,bunlar ben Urfa’da Vali iken açtığım tüm yol ve meydanların yıkımlarında kısa pantolonla benim arkamdan koşmuş çocuklarmış. İşte şimdi bunlar Urfa’nın Belediye Başkanı ve ekibi olmuşlar! “ diye takdim etti bizleri . Böylece biz de Urfa’da çok sevilen ve seneler önce öldüğü söylenen bu efsane Vali Kadri Eroğan’ın hayatta olduğunu öğrenmiş olduk böylece. .
Dönünce de onun hayatta olduğunu tüm Urfalılara anlattık ve 11 Nisan Urfa’nın Kurtuluş yıldönümlerinde Urfa’ya davettik. Geldi. Zaten kızı da Atatürk Barajında bir mühendis ile evli imiş. Onları da ziyaret etti bu gelişlerinde. Dostluğumuz devam etti onunla. Kısa bir zaman sonra kızının Urfa’da vefatı onu Urfa’ya bir kez daha getirmiş oldu. Bizde kızının taziyesini örf ve adetlerimize göre Urfa’da yaparak görevimizi tam olarak yerine getirdik. Böylelikle varlığını yeniden Urfa’lara tam olarak ispatlamış oldu Kadri Eroğan’ın . Tüm Urfalılar da onun bu acısını paylaşarak, taziyelerini sunarak insanlıklarını göstermiş oldular günlerce.
Tam bir siyaset virtüözü olan Necmeddin Cevheri bey de bu fırsatı iyi değerlendirdi ve onu karşıma: 1989 Belediye Seçimlerinde , Belediye Başkan adayı olarak çıkardı Doğruyol Partisinden. Seçim çalışmaları hararetli bir şekilde devam ediyordu. Zincirli Kapınını ardında Yusuf Paşa Mahallesindeki Parti il binamızın dış cephesini kaplayacak şekilde Ahmet Cihat Kürkçüoğlu’nun yaptığı dev siyah beyaz posterim: “ Yine En İyisi İbrahim Halil Çelik ” sloganlı idi. O dev portrem çalınmıştı bir gece. Ahmet Cihat Kürkçüoğlu bunu bir günde ikinci kez yaptı ve onu yine astık eski yerine. Muhteşem bir iş olmuştu bu afişimiz. Ahmet Cihat Kürkçüoğlunun bu iyiliğini asla unutmadım ve asla unutamam da. Ne günlerdi o günler.
Senelerin tecrübeli Münevver Siyasetçisi Cevheri , eski yol arkadaşlarını ve de : “Babo” yu sevenleri de bir araya getirerek , Doğruyol Partisinin Urfa’da Şehir merkezinde alacağı en iyi reylerini almış oldular böylece onunla. . Ama yine de seçimi ikinci kez ben kazanmıştım. Tarihin ilahi cilvesi tecelli etmişti adeta. Bu iki dev siyasetçi karşısında aldığımız Zafer kutlanmaya değerdi doğrusu.
Kadri Eroğan seçimden sonra beni makamda tebrike gelerek Urfalılara bir teşekkür konuşması yapacağını ve konuşması içinde hitabet kürsüsünün Hal Pazarının önününde hazırlamamı istedi benden. “ Memnuniyetle ! “ dedim. Yiğit rakibimize bizde yiğitçe bir cemilede bulunduk böylece . Konuşma kürsüsünü Hal Pazarının önüne kurarak, etrafı da sulayarak , Meydanı güzelce hazırlattık. Meydanda toplanan hemşehrlerinize yaptığı konuşmasında Kadri Eroğan : “ İbrahim Halil ÇELİK, ölülerini bile mezarlarından çıkarıp, seçim günü sandıklarda rey kullandırdı. Ancak sizler ise, o gün ,çiğköfte yapmaya ve kebab yemeye gittiniz kırlara” demişti tarihe not düşerek.
Kadri Eroğan Fırfırlı Kiliseyi camiye çevirdiğini bugün gibi hatırlıyorum. Şehre elektrik üretme merkezi olarak kullanılan Şirketi yani Süryani Kilisesini de ben camiye çevireceğimi tahayyül ediyordum dün. Günü geldi ve Kadri Erogan’ın Büyük Yolda açtığı o caddenin Balıklıgöle hakim kısmındaki Süryani Kilisesini ben de SELAHADDİN Eyyübi adıyla Camiine çevirdim seneler sonra. .
Siyaset günübirlik yapılmaz. İnsanın geleceğe dönük hülyaları olmalıdır. Bizim de hülyamız vardı Urfamız için. .Bizler bir kadro hareketi idik. Urfa’da bizlere Harraniler derlerdi. Bizlerin ise , Peygamberler Şehri Urfa’nın tarihi dokusunu ortaya çıkarmak ve onu GAP’ın başkenti yapmak ve de yeniden Harran Üniversitesini kurarak ilmi ışığını bir kez daha Mezopotamya’dan dünyaya yaymak idi en büyük hedefimiz. Bunu da başardık.
1991 Milletvekili erken Genel Seçimlerinde Urfa’da Belediye Başkanlığından istifa etmeden Milletvekili adaylığımı koyarak seçildim. 1992 yılında Başbakan Süleyman Demirel’in , 51 Vilayete. Üniversite açma kanun teklifine bir önerge ile 52. Vilayet olarak da Urfa da Harran Üniversitesinin kurulması için hazırladığım kanun önergesini Refah Partili yirmibeş Miletvekili arkadaşımın imzasıyla verdik. O zaman Necmeddin Cevheri bey bunu engellemedi ve önergemin kanunlaşmasında kendisi de rey verdi. Bunu asla unutamam. Bu asil hareketi ancak bir NECMETTİN Cevheri yapabilirdi. Çünkü güçlü olduğu ilde ona siyasi arenada iyi bir rakip olacaktım bu yasa ile. Ama O, bunu bile bile engel olmadı bu hülyamıza.
Şarkın siyaset sahnesinde rahmetli Yusuf Azizoğlu, Fehim Adak ve Necmeddin Cevheri’nin hep damgası vardır. Bunlar unutulmaz simge isimlerdir. Biz onunla hep saygı kuralları içinde siyasi rakiplik yapmışızdır. Urfa’nın her önemli probleminde onunla birlikte hareket etmişizdir. Urfa’da benden sonra da kısa bir dönemin ardından yine 1994 Belediye Başkanlığına Refah Partisinden Ahmet Bahçivan seçilince o , hep yardım etmiştir parti ayırmadan Ahmet Bahçivana.
1995 Milletvekili Genel Seçimlerinde Urfa’da seçimi Refah Partisi önde bitirip, dört Milletvekili çıkarınca , o bana: “ Babam Hacı Ömer Cevheri ‘den bu yana böyle bir oy almamıştık? Sen ne yaptın böyle İbrahim Halil ?“ demişti nezaketle. Bu durumda bile mütevaziliğini korumuştu NECMETTİN Cevheri bey. 1995 Genel Milletvekili Seçimleri gerçekten muhteşem olmuştu hem Urfa’da ve de tüm Türkiye’de.
O,Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı döneminde Urfa’ya çok güzel işler yapmıştır. Gerek GAP Havaalanı ve gerekse Harran Üniversitesine yaptığı binlerce dönüm arazi tahsisi ile 500 Yataklı Mehmet Akif İnan Hastahanesine verdiği emeği de asla unutamayız NECMETTİN Cevheri’nin .
Onun bu doksan üç yıllık ömründe , ben siyasi biri rakibi olarak; Urfa GAP Havaalanın adını bu Münevver Bir Siyasi Rakibim NECMETTİN Cevheri’nin adının verilmesini teklif ediyorum. Kadirşinaslıkta bunu gerektirir. Ayrıca bu da tüm Urfa siyasilerinin bir vicdan borcudur . Bu siyasi borcun ödeme zamanı gelmedi mi? Şimdi tam zamanı. Ruhun şad olsun onun.
Gelin ey Urfalı siyasiler, gelin ! Bugün NECMETTİN Cevheri’ye bu kadirşinaslığı hep birlikte yapalım.
“Necmeddin Cevheri Havaalanı “ ismini vererek onun ruhunu şad edelim.
Necmeddin Cevheri beyefendiye Allah’tan yüce rahmetler dilerim.Mekanı cennet olsun.
Başta kederli ailesine , değerli evlatlarına, cümle akrabalarına,siyaset yolculuğunda ona gönül veren tüm siyasi dostlarına Rabbimden sabırlar dilerim. Urfamızım başı sağ olsun. Urfa siyaseti bugün yetim kaldı.
Necmeddin Cevheri benim için hep Münevver Bir Siyasi Rakip olmuştur ve öylecede kalacaktır.
İnna lilahi ve inna ileyhi raciün

