
Bu coğrafyada halkları bir arada tutan bağ KAN 🩸 değil, İNANÇTIR. Kürtler, Türkler, Araplar yüzyıllar boyunca aynı kıbleye dönmüş, birlikte gülmüş birlikte ağlamış aynı düşmanla savaşmış ve birlikte olunca dünyaya hakim olmuşlardır.
İslam, ırk üstünlüğünü kökten reddetmiş ve meseleyi net bir ilkeyle kapatmıştır: “Müminler kardeştir.”
Tam da bu nedenle ırkçılık, var olabilmek için önce İslam’la hesaplaşır,inancı tasfiye eder, yerine sahte kimlikler, uydurma tarih okumaları ve ideolojik anlatılar koyar.
İslamsız ideolojiler bu hesaplaşmanın ürünüdür.
İslamsız Türkçülük, İslam’ı eşitleyici bulduğu için dışlar; Şamanizm ve eski mitolojiler üzerinden etnik üstünlük arayışına girer. Bu çizgide iman değil, soy yüceltilir.
İslamsız Kürtçülük ise İslam’la bağını koparır; Zerdüştlüğü tarihsel bir vitrin olarak öne sürer. Ancak gerçek açıktır: Bugün bu çizginin fiilî zemini Zerdüştlük değil, marksist–ateist ideolojidir. Din reddedilir, inanç “gericilik” olarak damgalanır.
Bu durum tesadüf değildir;
Marksizm, dini reddeden; inancı ve ahlakı toplumsal hayattan tasfiye etmeyi hedefleyen bir ideolojidir. Bu nedenle “Kürt davası” adına konuşan marksist çevrelerin İslam’la kurduğu problemli ilişki tesadüf değil, ideolojik bir zorunluluktur.
Kürtlerin en az %95 bu gün islamsız Kürtlüğe karşıdır. Tarih boyunca Müslüman olan Kürt, gücünü dış merkezlerden değil; Allah’a olan imanından almıştır. Kürt siyaseti, emperyalist kapılarda meşruiyet arayan bir siyaset olmamış; onurunu ve iradesini başkalarının insafına bırakmamıştır.
Müslüman olan Kürt, ABD’den de İsrail’den de aman dilememiştir. Çünkü Müslüman’ın davası, emperyal güçlerin çıkarlarına eklemlenmek değil; Allah’ın rızasını gözetmektir. Bu çizgi, Kürt tarihinin ana omurgasını oluşturur.
İnancı yok sayan, ahlakı tasfiye eden ve emperyalist merkezlerden meşruiyet devşiren bir çizgi; ne Kürt davasını ne de Kürtlerin onurunu temsil edebilir. Bu, Kürtlerin tarihine ve kimliğine açık bir ihanettir.
SONUÇ
Türk’ün, Kürt’ün, Arap’ın, Zaza’nın, Laz’ın, Çerkez’in birbiriyle özsel bir sorunu yoktur. Bu halklar yüzyıllar boyunca aynı coğrafyada yaşamış, aynı kıbleye dönmüş, aynı acılara ve sevinçlere ortak olmuştur. Bugün yaşanan çatışmaların kaynağı halklar değil; ırkçılık, islamsız ideolojiler ve emperyalist akıllardır.
İslamsız Türkçülük ne kadar ayrıştırıcıysa, islamsız Kürtçülük de o kadar yıkıcıdır.
Sorun; ırkçılıktadır, islamsız ideolojilerdedir. Bu zemin, siyonist ve emperyalist akılların “böl–parçala–yönet” stratejisinin özellikle beslediği bir zemindir. Irkı dava hâline getiren, ideolojiyi imanın yerine koyan her yaklaşım; ayrışma, çatışma ve yıkım üretir.
Bugün çok farklı milletlerden oluşan Amerika, birlik ve ortak çıkarlar etrafında hareket ettiği için dünyada etkili bir güç konumundadır. Buna karşılık Müslümanlar, ayrıştıkları ve birlik olamadıkları için tek tek zayıflatılmakta, parçalanmakta ve yıkıma sürüklenmektedir.
Bu nedenle Müslümanlar kurtuluşu ayrışmada değil, İslam kardeşliğinde ve birlik–beraberlikte aramalıdır. Çünkü Müslüman’ın davası İslam’dır, Müslüman’ın davası kardeşliktir. Kalıcı huzur, adalet ve onurlu bir gelecek, ancak İslam’ın birlik ve kardeşlik ilkeleri etrafında mümkündür.
Çözüm nettir:
Müslümanlar ırk ve ideoloji üzerinden bölünmeyi bırakıp İslam kardeşliği etrafında birleşmelidir; çünkü birlik güçtür, ayrışma ise yıkımdır.
::::::DEMEDİ DEMEYİN::::


