
ABD, İsrail ve İran arasında tırmanan gerilim, 28 Şubat’ta başlayan saldırıların ardından 21. gününde daha geniş bir coğrafyaya yayılarak bölgesel savaşa dönüşme sinyalleri veriyor. Karşılıklı saldırılar artık yalnızca taraf ülkelerle sınırlı kalmazken, Körfez hattı da çatışma zincirine dahil olmuş durumda.
İran, gece boyunca Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan’ı hedef alan füze ve insansız hava aracı saldırıları düzenledi. Söz konusu ülkeler hava savunma sistemleriyle saldırıların büyük bölümünü etkisiz hale getirdiklerini açıklarken, Kuveyt’te bir rafineride çıkan yangın bölgedeki riskin boyutunu gözler önüne serdi.
İsrail cephesinde ise İran’ın misillemeleri sonrası başta Tel Aviv olmak üzere birçok bölgede sirenler çaldı, bazı yerleşim alanlarına şarapnel parçaları düştü. Aynı saatlerde İsrail’in İran’ın başkenti Tahran’a yönelik saldırılarında patlama sesleri duyuldu. İsrail ordusu, İran Devrim Muhafızları’na bağlı üst düzey bir komutanın öldürüldüğünü iddia ederken, İran tarafı da saldırılarda kayıplar yaşandığını doğruladı.
İran Devrim Muhafızları, savaşın yoğunluğuna rağmen füze üretiminin kesintisiz sürdüğünü ve stok sıkıntısı bulunmadığını duyurarak çatışmanın uzun sürebileceğine işaret etti. Öte yandan İran yönetimi, ABD ile herhangi bir diplomatik temas yürütülmediğini açıkladı.
Diplomatik cephede gerilim tırmanırken, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, İngiltere’nin ABD’ye askeri üs sağlamasını sert sözlerle eleştirerek bunun “saldırıya ortaklık” anlamına geleceğini ifade etti. İran, saldırılara karşı “meşru müdafaa hakkını” kullanacağını vurguladı.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ise yaptığı açıklamada, savaşın beklenenden daha kısa sürede sona erebileceğini öne sürdü. Ancak sahadaki gelişmeler, çatışmanın hız kesmek yerine yeni cephelerle genişlediğini ortaya koyuyor.
Uzmanlara göre, Körfez ülkelerinin doğrudan hedef alınmasıyla birlikte kriz artık yalnızca iki ülke arasındaki bir gerilim olmaktan çıkmış durumda. Enerji hatları, petrol arzı ve küresel ticaret yolları üzerindeki riskler artarken, uluslararası toplumun ateşkes çağrıları ise henüz sahada somut bir karşılık bulmuş değil.
Kısacası tablo net: Bu artık bir “gerilim” değil, çok katmanlı bir güç mücadelesi. Ve şu an kimse frene basmıyor.



